1. birini tanımaya çalıştım. onu tanıdım. uzun bir zaman geçti ve artık o tanıdığım kişi ile yüz yüze gelmeliydim. ona daha yakın olmak, gözlerinin gözlerime bakmasını sağlamak, bedenini yanımda hissedebilmek, ne düşündüğünü öğrenebilmek ve en önemlisi de onun benimle olduğundan emin olabilmek için o biriyle buluştum. içimle bir oldu, ona alıştım ve hiçbir şekilde gömdüğüm kalbimden çıkaramadım. alıştım dedim ya, cidden birine alışmak çok büyük bir seçim. bu seçimden vazgeçebilmek ne kadar zaman alır bilemiyorum ama yıllar geçti. yaraların bazıları yok oldu ama hepsi değil, henüz. etrafımdaki insanları iyice seçmeyi öğrendim. beynimle arkadaş değildim, kalbimle hareket ediyordum. beynimi biraz daha fazla kullanmaya başladım zamanla. bulunduğum yerden kaçmaya çalıştım, yeniden olan kendimi keşfedebilmek için, daha doğru seçimler yapabilmek ve hayatımın devamını istediğim gibi yaşayabilmek için. bazen gözlerim parladı, bazen göl gibi aktı bazen de kendimi başka birileriyle mutlu etmeye çalıştım. insan kalbini ve beynini aynı zamanda kullanamıyor ve hiçbir zaman bunu başaramayacak. başarabileceği tek şey, tek seçim yapabilmek; beynimle mi hareket edeceğim yoksa kalbimle mi. mutlu edin, var olun.
  2. seçim yapmam gerektiğini fark edemedim. beynim o kadar devre dışı kaldı ki gözlerimi kapattım, attım kendimi çok yükseklerden. önümde seçenek olduğunu bile göremedim. aklımı kullanmaya devam etseydim eğer, içinde bulunduğum durumu değerlendirirdim, yüksekten çok korktuğumu hatırlardım. etrafıma, hatta belki aynaya bakardım. "sen kimsin?" diye sorardım kendime. etrafımdakilerin çiçek değil de böcek olduğunu görürdüm. gözlerimi yükseklerden ayırıp yere baksaydım eğer.
    her defasında içimde bir yerlerde beni kandırmak için uğraşan cadıya yenilmezdim. hatta onu en başında içimde barındırmazdım. eğer gözümü yeterince nefret bürüseydi. nefret etmeyi layığıyla becerebilseydim. intikam almak diye bahsettiğim şeyi parmak ucumla dokunup kaçmaktan ibaret hale sokmasaydım. ve en önemlisi kendimden başkasına güvenmediğimi zannederek hareket ederken gerçekten kendimden başkasına güvenmeseydim.

    bunların hiçbiri olmazdı?
  3. yolu çok zamansız kesişmiş iki insan. iki nefes. en son ne zaman bu denli tuhaf duyguyu bir arada yaşadım hatırlamıyorum. belki de suç bende. belki de hiçbir zaman olmayacak. tek bildiğim birşey var ki, gökkuşağının başı ve sonu olmadığı gibi bununda bir başı ve sonu yok. her gözlerimi yumduğum da kocaman bir aydınlık gibi karşıma çıkan o pişmanlıklar belki de uykusuzluğum bundan. evet haklıydı dost, uyku benim karakterime aykırı bir eylemdi. bu denli yorgun olmamın sebebi bu muydu? belki evet belki hayır. ve yine bildiğim birşey var ki gözlerimi karanlığa yummaktan korkarım ben. bundan daha korkunç şeyler de var elbet. eskisi gibi kanatlarımı dolduran o rüzgarı artık hissetmiyorum. sadece nefes almama, yaşamama yetiyor koca şehirdeki hava. yaşamak demişken;

    cevabı hiç bir zaman bulunamayan sorular gibi benim için bugün. kıvrak ezgileri olan bir fransız şarkısı gibi salınıyor ruhum küçük odamda. her köşesinde biraz izi var her "anı"nın çarptıkça dağılıyor, her dağıldığı da birşeyler eksiliyor. her seferinde bir insan daha kayboluyor aniden. hurriyetim uzun degil, tutsaklığım pek yakında...

    önce nefesime vuracaklar soğuk çeliği. ağır ağır tüketecek ruhumu her pişmanlığım. tek kafama takılan konu aslında esaret. eksilmekten yahut tükenmekten korkmuyorum.

    iyisimi birkaç dize ile veda edeyim.

    *

    *

    ah benim sevdasına bencil

    ama yüreğinde sağlam sevdiğim

    aklıma gelişini seveyim

    ne güzel darma duman ediyorsun beni

    nazım hikmet

    *

    *

    onun kalbi başkası için attığında

    sizinki durur.

    cemal sureya