• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.50)
Yazar stefan zweig
bir kadının yirmi dört saati - stefan zweig
stefan zweig, edebiyattan felsefeye, tarihten tiyatroya kadar her alanda kalem oynatmış; yapıtlarında çağlarının önde gelen kişilerini kıyasıya sorguya çekmiş; çökmek üzere olan bir toplumun aldatıcı manevi değerlerine körü körüne inanmak gafletinden ömrü boyunca kaçınmış usta bir yazardır. kılı kırk yaran gözlem ve çözümleme gücüyle insan ruhunun dehlizlerine korkusuzca dalmış, kişilerin patolojik yanlarına oldu olası büyük bir ilgi duymuştur. 'bir kadının yirmi dört saati' ustalığının ilginç örneklerindendir. (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. (bkz: başlık boş kalmış)

    hikaye içinde hikaye ve onun içinde de bir hikaye...
    zweig bizi kısacık bir öyküde edebiyata öylesine doyuruyor.

    yine karakterler çok iyi yazılmış, karakterleri hemen tanıyarak, olaya onların gözünden bakabiliyorsunuz.

    *
  2. aslında satranç kitabını okumakla başladı ona karşı derin düşünmem.bilinmeyen bir kadinin mektubu ile de daha da yoğunlaştı.bir erkeğin bir kadınin duygularini bu derece yoğun anlatması çok şaşirtti.eşiyle beraber intihari bile şaşırtıcı.
  3. toplumdan korkmak farklı hissedenler üzerinde büyük baskı oluşturuyor. ne yazık ki her an değişebilen, tarih boyunca değişmiş ahlak kuralları ve getirdiği düşünsel yozlaşma büyük bir toplum eleştirisi olarak zweig'ın yüzümüze attığı tokattır. iyi okunmalı.

    "bir kadının hayatından 24 saat", "bir kadının yaşamından 24 saat" gibi çeşitli isimlerle can yayınları, kırmızı kedi gibi yayınevlerinden yeni baskıları çıkmıştır. kırmızı kedi baskısını ayrıca beğendim.
  4. kitabı az önce bitirdim. satranç'la başlayan stefan zweig hayranlığım, korku'yla devam etti. bu kitapta da zweig beni yanıltmadı, harikulade bir anlatımla, kadın psikolojisi üzerine sürükleyici bir kitap bekliyordum ve bunu fazlasıyla aldım.

    şimdi benim asıl merak ettiğim, yaşlı kadının yaşadığı olaylar hakkında diğer kadınlar ne düşünüyor. acaba onlar da buna benzer (tamamen aynısı olması gerekmiyor) bir olaylar silsilesinde aynı tepkileri mi verirlerdi (çaresiz, dibi görmüş erkeği kurtarmaya yönelik davranışlar), yoksa umursamaz davranıp, aksiyon almayıp, olayları uzaktan izlemeyi mi tercih ederlerdi. yaşlı kadının davranışlarını, hissettiklerini ne derece genelleyebiliriz? kadınların erkeklere nazaran daha duygusal olduklarını düşünüyorum evet, ama bu duygusallıkları onları bu derece ele geçirecek kadar mı? eğer o kadarsa, mesela manipulasyona karşı kadınlar erkeklere nazaran daha mı savunmasız, açık hedef konumundalar? kadınlar bu durumun farkında mı, farkındaysa bu durumdan ne derece hoşnut veya rahatsızlar? yoksa kitapta anlatılanları genellemek yanlış mı, kişiden kişiye değişen bir durum mudur bu? bugüne kadar gözlemlediğim birçok olay, kadınların bu kitaptaki yaşlı kadınla paralellik gösterecek şekilde davrandığı yönünde oldu, ama buna bağlı daha geniş çaplı (kültürlerarası mesela) bir araştırma yapılmış mıdır, yapılsa sonuçlar benzer mi çıkar merak içerisindeyim.
  5. muhteşem bir öykü. yazar muhteşem hikaye kurgulamış. okuduğum ilk kitabıydı. devamı kesinlikle gelecektir. çünkü bu kadar akıcı yazarlar bulmak artık pek olsı değil.
  6. sözü edilen kadın, başından geçen olayları anlatırken, aradan ne kadar uzun zaman geçmiş olsa dahi ne kadar da güzel tasvir ediyor, ne kadar güzel aktarıyor gözlemlerini. ve hikayesi boyunca yeniden yeniden yaşıyor, dün gibi daha. bir an coşkuyla ardı ardına sıralıyor detayları, bir an duraksıyor, iç çekiyor, güç arıyor devam edebilmek için.

    o el hareketlerinin anlatıldığı bölümler en çok etkilendiğim yerlerden bir tanesiydi. ilginç bir şekilde böyle şeyleri okumayı seviyoruz kadınlar olarak. gerçeği ağızdan çıkacak sözlerde değil de, bedeninde arıyor gibiyiz insanların. yıllar sonra sözlerden çok, bakışlar, dokunuşlar kalıyor hafızamızda.

    kadınlar böyle işte. kimisine çok derin ve duygusal deriz, kimisine yüzeysel ve sığ. ayırmak lüzumsuz aslında kadını erkeği böyle sıfatlarla. ancak seneler ellerimizden alındıkça geriye kalan anılarda ve bunların detaylarında belirgin farklılıklar oluşabiliyor kadın erkek arasında. bu kitap da bu psikolojiyi anlatabilmek adına çok güzel bir örnek olmuş.

    ayrıca ne yazık ki hangi zaman diliminde olursa olsun, dünyanın her yerinde doğduğu andan itibaren kadınlara yüklenen bir dolu sorumluluk var. kibar olacaksın, zarif olacaksın, ağırbaşlı olacaksın, çok mutlu olmayacaksın, çok mutsuz olmayacaksın, surat asmayacaksın, çok da gülmeyeceksin, sesini yükseltmeyeceksin.. kadınlara kadınlığını hissetme, yaşama hakkı tanınmıyor. hayatında öyle ya da böyle bir şekilde bu şansı elde edebilme imkanı bulup gerçek bir kadın olma peşinde koşanlar ise her zaman umduklarını bulamayabiliyorlar.

    çok güzel bir cümle geçti kitabın sonlarına doğru: "belli bir hedefi olmayan her hayat bir hatadır."
  7. kitabı okurken bir yerden sonra sanki kitabı stefan zweig değilde hikayeyi anlatan kadın yazmış gibi okuyorsunuz.

    bir kadının hayattan umudunu yitirmiş bir adama dokunuşunu, onu hayata geri döndürüp can verişini ardından ona büyük bir tutkuyla bağlanmasını anlatan nefis bir kitap.

    okurken altını çizmeyi seviyorsanız güzel alıntılar yakalayıp tivitler iyi etkileşimde alırsınız.zweig kralsın.