1. claude debussy'nin de esinlenip prelude a l apres midi d un faune bestesini yaptığı mallarme şiiri.

    debussy bestesi: https://www.youtube.com/watch?v=bYyK922PsUw

    ve şiir;

    ebedi kılmak isterim bu orman perilerini.
    kiraz kırmızısı usul renkleri
    uykudan yorgun düşmüş uçuşuyor havada.
    bir düşü mü sevdim ben?
    gerçek ormanlardaki nice ince dallarda
    eski gecenin yığını kuşkum kanıtlamakta
    yazık ki yanlış bir güller utkusu uğruna
    yalnızca ben kendimi sunuyordum-
    görelim ...

    söylediğin bu kadınlar masalsı
    duyguların gerçekleşmesi dileği midir!
    kır tanrısı, en sofu bir ağlayan kaynak gibi
    mavi ve soğuk gözlerden süzülüp kaçıyor düş;
    ama öteki peri, sen iç çekip şunu mu söylüyorsun:
    günün sıcak esintisi gibi postunda
    ürperiyor düş? hayır, devinimsiz ve yorgun
    sıcaktan nefes nefese kendinden geçmiş
    bir baygınlıkla serin sabah yeli savaşıyorsa,
    ezgilerin uyumuyla sulanmış korulukta
    flütümün çıkardığı ses kadar mırıldanmıyorsa
    serin sabah yeli; ve içi boş kamışların
    dışında tek rüzgâr sesini çorak yağmura
    saçm adan önce kendini duyurmaya can atıyorsa,
    tek bir kıvrımın bile kıpırdamadığı ufukta
    esinin görünen, yapay ve saydam soluğu
    gökyüzünü kaplamakta demek ki.

    kendimi beğenmişliğimin güneşlerle yarışarak
    yağmaladığı durgun bataklığın, siz,
    kıvılcım çiçekleri altında belli belirsiz
    ey sicilya kıyıları, sizler söyleyin ki ben
    bir zamanlar buralarda yetenekle yetişmiş
    içi oyuk kamışlar kesiyordum; asmalarını
    çeşmelere adayan uzak yeşilliklerin tirşe
    altını üzerinde dinlenen bir hayvanın
    beyazlığı sularda dalgalandığı zaman:
    kavalların içinde can bulduğu usul prelude'lerde
    bu kuğular -pardon! bu ırmaklar, pınarlar
    tanrıçaları uzaklara kanatlanıp uçtukları
    ya da suya daldıkları zaman...

    her şey durgun, devinimsiz yakıyor
    vahşi saatte, hangi ortak sanatla 'la'yı özleyenin
    aradığı o nice evliliği belirtmeksizin;
    ayakta, yalnız, eskil bir ışık dalgası
    altında, ey zambak, duru ve saf sizlerden
    birinin altında uyansaydım.

    ormanın altın ve kül rengi aldığı şu anda
    coşkulu bir şölen var sönmüş dallarda:
    etna! tanrıça venüs ziyaret etti seni
    ateşlerine koydu o saf topuklarını
    gürleyince üzgün bir uyku, sönünce ateş.
    tutkunum sana ecem!

    ey güvenli işkencem ...
    ama, hayır
    sözlerin sahipsiz ruhu, bu beden .
    geç ağırlaşmış beden katlanıyor öğlenin
    mağrur sessizliğine: katlanacak, çaresiz
    çünkü kargınmışlığın unutulmuşluğunda
    uyumak gerek zaten, susamış kumsallarda.
    şarapların şifalı yıldızına ağzını
    açmayı çok eskiden beri seven biriyim!

    selamlar; şimdi gölge halini göreceğim.