1. kafka'nın, içtihatı yapılırken hep 'ego ve id arasındaki çatışma' olarak indirgenen lâkin benim görüşümce daha farklı bir alt metni olan hikayesi. metaforik anlatımları yorumlarken yorumunu ne'ye çekersen çek yorumun tutuşabilir yazı ile. id ve ego arasındaki çatışma bahsi ise en kolaycı yöntemdir. ulan neredeyse her şey id ve ego arasındaki çatışma zaten. kafka bu hikayesinde daha farklı bir şeylerden söz ediyor. inceleyelim; hikaye bir doktor'un şu sözü ile başlıyor;

    ' ne yapacağım konusunda tümüyle kararsız kalmış haldeyim. '

    bu söz bir düşünürün varoluşsal problemleri çözmek için çabalamalarını aks ediyor. ne yapacağını bilmezliği.

    ' hemen yola koyulmam gerekiyordu; on mil ötedeki köyde ulaşmam gereken bir hasta, onunla aramdaki mesafeyi dolduran bir tipi vardı. '

    buradaki 'hasta' düşünürün düşünceleri ile iyileştirmesi gerektiği toplumun metaforu. tipi ise bu iyileştirmenin zorlukları.

    ' tekerlekleri büyük, ağır olmayan, tam bu köy yollarına göre bir arabam vardı; elime çantamı almış, yola çıkmaya hazırlanmış, avluda dikiliyorum fakat arabaya koşulacak at ortada yoktu, at yoktu! '

    'tam bu köy yollarına göre olan araba' ise, fikirlerinin sağlamlığını iyileştirebilici gücünün inancını belirtiyor.

    ' benim atım birkaç gün önce buz gibi kışa daha fazla dayanamayıp nalları dikmişti. '

    burada ise bu iyileştirici fikirlerine yeni bir şeyler eklenmiş olduğunun, eski bazı sağlam olmayan fikirlerinin öldüğünün yeni bir şeylerle karşılaşmış, bunu metoduna eklemeyi düşündüğünü gösteriyor.

    ' hizmetçim arabaya onun yerine koşulacak bir at bulmak için köyün içinde koşturup duruyordu. hizmetçim bahçe kapısında göründü; elbette yalnızdı, böyle bir havada atını ödünç verecek kimi bulabilirdi ki. '

    'böyle bir havada' derken insanlığın ne denli hastalaşmış olduğunun ve sonrasındaki cümlesinde bunu iyileştirmeye kimsenin harcı olmadığının altını çiziyor.

    ' avluyu boydan boya arşınladım, bir çare düşünemedim; dalgın, içim içimi yiyerek, yıllardır boş duran domuz ahırının kapısına bir tekme attım. '

    burada ise, hastalara ulaşma metodunun, kendi yeni bir şeyler eklenmiş metodlarının yeni bir şeyler ekleyen dinamiğine kapıyı aralıyor. bir daha bakınıyor bu dinamiğe belki yeni bir şeyler çıkar ümitvarlığıyla.

    ' kapı açıldı, menteşeleri gıcırdayarak ileri geri sallanmaya başladı.içeride, bir ipin ucuna takılmış, pek de aydınlık vermeyen bir fener seçiliyordu. o anda, alçak tavanlı ahırda çömelmiş duran, mavi gözlü bir adam gördüm. 'arabayı koşayım mı?' diye sordu bana, sonra elleri ve ayakları üzerinde sürünerek dışarı geldi. ne diyeceğimi bilemedim o anda, sadece eğilerek içerde başka bir şey daha var mı diye ahıra baktım. yanı başımda dikilen hizmetçim, 'insan evinde neler olduğunu da bilmiyor' deyince gülüştük. '

    burada ise, insan bazı düşünceleri öylesine kolay geçiyor ki, üzerine fazla durmuyor. ama sonradan bu düşüncelerin değer'i ayyuka çıkıyor birdenbire. insanın kendi evinde, uzun zamandır hiç bakmadığı aklının odalarında.

    ' derken, içeriden çıkan seyis, ' haydi oğlum, haydi kızım' diye bağırdı, bacaklarını karınlarına çekmiş, gövdeleri güçlü iki hayvan, güzelim başlarını develer gibi kıvırıp kapı boşluğunu tümüyle doldurarak içerden çıktılar, dışarıda, üzerlerinde buğularla, uzun bacaklarının üzerinde dimdik durdular. ' sen de yardım etsene?' dedim hizmetçime, söz dinleyen kızcağız koşumları seyise vermek için yanaştı fakat seyis işi gücü bırakıp kızın beline sarıldı. çığlık çığlığa yanıma kaçtı kız, seyisin dişlerinin kızın yanağında açtığı kırmızı yara izini gördüm. tepem attı, 'seni hayvan seni' diye haykırdım, 'canın kırbaç çekti herhalde'

    bakınız burada direkt ben hiç bir şey söylemeden aklınıza ilk kim geliyor? kafka bu öyküyü 1917'de yayınladı. `friedrich nietzsche` ise 1889 yılı ocak ayında torino'da bir ata sarıldı. ve kırbaç metaforunu çok önceleri dile getirmişti. devam edelim;

    ' adam yabancıydı, nereden geldiği belli değildi, başka hiç kimse yardım elini uzatmazken bana yardım etmeye gönüllü olmuştu, içinde bulunduğum güç durumdan ancak onun yardımıyla kurtulabilirdim. '

    kafka'nın toplumun sayrılığına yazacağı reçetenin mürekkebini nietzsche hazırlamıştı. burada alenen bu görülüyor.

    ' o da aklımdan geçenleri sezmiş gibi tehditlerime hiç kulak asmadı, atları hazırlamayı sürdürdü, ara sıra dönüp bana bakıyordu. 'binin artık!’ dedi sonra, bir baktım ki her şey hazır. güzelliğini hemen fark ettiğim böyle bir arabaya binmemiştim o güne dek; hemen sürücü yerine atlayan seyise, ’sen yolu bilmiyorsun, benim sürmem gerek,’ diyorum. elbette sürmeyeceğim,’ dedi seyis. '

    burada kafka nietzsche metaforuna 'sen yolu bilmiyorsun' diyor. sen, sadece haritayı hazırlayansın. reçeteyi yazansın, ilacı ben zerk edeceğim, demek istiyor. o da ' elbette ' diyerek ' hadi bakalım nasıl yapacaksın göreceğiz ' diyor kafka'ya.

    ' ben burada, rosa'nın yanında kalacağım zaten. diyor seyis. ’hayır, yapmayın bunu!’ diye bağırıyor zavallı hizmetçim, başına gelecekleri önceden sezerek koşuyor ve eve atıyor kendini; kapının zincirlendiğini duyuyorum, sonra çat diye kilitliyor da kapıyı. kurtulmaya çalışan rosa'nın önce holde, sonra odaların arasında koşarak tüm ışıkları söndürdüğünü görüyorum. ’benimle geleceksin,’ diyorum seyise, ’eğer gelmezsen, sonunda ölüm bile olsa yola çıkmayıp burada kalacağım. bu yolculuğa bedel olarak kızı ellerine bırakacağımı sanmıyorsun ya!’ seyis, ’deh,’ diye bağırıyor ellerini çırparak; akıntıda sürüklenen tahta parçaları nasıl hızlı giderse, araba da öyle atılıyor ileri doğru; seyisin omuzlamasıyla kırılan kapıyı işitiyorum gerilerde; tüm duygularımı eşit etkileyen bir uğultu, gözlerimi, kulaklarımı dolduruyor. bu da sadece bir an sürüyor. '

    burada ise, nietzsche'nin fikirlerini kendi fikirlerine eklemlemiş kafka'nın daha evvelki, bilincinin gerisindeki fikirlerini de yani 'hizmetçi'yi de parçalayacağının, onları öylesine bırakmayacağının kaotikliğini yaşıyor.

    '' sanki gideceğim evin avlusuyla evimin avlusu komşuymuş gibi, o kadar çabuk varıyorum ki gideceğim yere; dört yanım ay ışığı olmuş, atlar sessizce bekliyorlar. hastanın ana babası evden koşarak geliyorlar, en arkada hastanın kız kardeşi, beni arabadan kucaklar gibi indiriyorlar. aralarındaki konuşmalar anlaşılmayacak kadar karışık; hastanın odası da soluk alınmayacak gibi; kimsenin dönüp bakmadığı ocak tütüp kalmış, pencereyi açmadan önce hastayı görmek istiyorum; bitap halde, ateşi olmayan, ne sıcak ne de soğuk beden, yorganların altından çıplak olarak doğrulan hasta genç, boş boş bakarak fısıldıyor: 'beni ölüme bırakın doktor!' ''

    düşüncelerini sırtına yüklemiş hastaların, toplumun içerisine giren kafka, onlarla ilk karşılaşmasında onların öylesine saçma, öylesine iyileştirilmeyi istemediklerini, hastalığı sevdiklerini gördüğünü yansıtıyor.

    ' çantamı açıp aletlerimi karıştırıyorum, genç yattığı yerden ellerini uzatıp ricasını anımsatmaya çalışıyor, çantadan aldığım bir pensi ışıkta gözden geçirip yerine bırakıyorum. günah işlediğimi bile bile. ’evet,’ diyorum, ’tanrı böyle durumlarda yardımını esirgemiyor, eksik atı göndermekle kalmıyor yedeğini de yolluyor, bir de seyis ekliyor yanına.’ o anda aklıma rosa geliyor, onu nasıl kurtaracağımı bilemiyorum; ondan on mil uzakta, arabamda azgın atlar koşuluyken nasıl kurtarabilirim onu? nasıl becerdilerse koşumlarını gevşeten, aklımın ermediği biçimde pencereleri dışarıdan itip başlarını odaya uzatan, içerdekilerin çığlıklarına aldırış bile etmeden hastayı süzen atlar! sanki beni yola koyulmaya çağırır gibiler, ’hemen geliyorum!’ diyorum içimden; yine de, beni sıcaktan dalgınlaşmış sanan kız kardeşin paltomu almasına izin veriyorum. '

    burada, toplumla ve onun safsatasıyla karşılaşmış düşünürün bir boşvermişliğe meyil ettiğini ama yine de denemekten kendini alıkoyamadığını imliyor.

    ' başımı hastanın göğsüne dayıyorum, ıslanmış sakalım oğlanı ürpertiyor. az önce sezdiğim şey doğru: genç adam tamamen sağlıklı, sadece kan dolaşımında sorun var. onu seven annesi, içini dışını kahveyle doldurmuş gencin, sorunlarının tek çözümü onu yataktan bir tekmede aşağı yuvarlamak. ne var ki, benim dünyayı kurtarmak gibi bir niyetim yok, çocuğun yatakta kalmasına ses çıkarmıyorum '

    toplumu ne'yin sayrılaştırdığına dair tezlerini, yanlarında iken daha iyi gözlemleyen düşünür, burada aile'nin çocuk üzere etkilerinden dem vuruyor. bir çocuğu parçalayan ailesidir. onu hastalaştıran. birey yapan. bunun çözümü olarak ise 'yataktan yuvarlamak' derken kafka onu öldürmekten başka çarenin olmadığını söylüyor. bu dünyanın yasası zira, aile çocuğu büyütür. önemli olan aile'nin de değiştirilmesi. yoksa böyle bir dünya kurtarılmaya değmez. devam ediyoruz;

    ' şu anda düşünmem gereken kişi rosa, genç varsın ölmek istesin, hepimiz bir gün ölecek değil miyiz? bir gün ölecek olan benim, bu karda kışta işim nedir? '

    yine burada boşvermişliğin tezahürlerini görüyoruz.

    ' reçete yazmak değil, insanlarla anlaşmak zordur. buradaki ziyaretim bitti demek, bu kez boşa yorulmuşum fakat alıştım, kapımdaki gece zilini kullanan köylüler beni alıştırdılar bunlara. ne yazık ki, bu kez rosa'yı yıllardır yanımda hiç de umursamadığım halde yaşayıp giden bu güzel kızı feda etmek zorunda kalıyorum. bu fedakarlık yeterince büyük, ne kadar çabalarsalar da rosa'yı geri getiremeyecek olan bu aileden kurtulmak için aklımı çalıştırıyorum, olayı geçici bir süre için değişik bir biçime sokuyorum. ne var ki, alet çantamı alıp kürkümü getirmelerini buyurduğumda, elindeki rom bardağını koklayıp duran babayı, benden ne istediklerini anlayamadığım için neden düş kırıklığına uğradığını da bilemediğim gözü yaşlı anneyi, kanlar içindeki havluyu sallayıp duran kız kardeşi hep bir arada görünce, genç adamın gerçekten hasta olduğunu kabul etmeye hazır bir tavra bürünüyorum. yeniden hastanın yanına yaklaşıyorum, bana iyileştirici bir çorba getirmişim gibi gülümsüyor. ah! atların ikisi de aynı anda kişnemeye başlıyorlar, yüce bir mevkiden yönetilen bu müsamerenin konsültasyonu kolaylaştırması bekleniyor herhalde.'

    artık düşünür burada, toplumun içerisine tastamam girmiştir. geri dönüşü yoktur. kabullenerek bu büyük yazgıyı, görevini yerine getirmelidir. iyileştirme denemeleriyle sürdürmelidir artık hayatını.

    ' sonuca varıyorum sonunda: evet, genç adam hasta, sağ böğrünün kalçaya yakın bölgesinde açılmış avuç ayası büyüklüğünde bir yara var. rengi gül pembeliğinde, ortası daha koyu, kenarlara doğru nüans nüans açılan bir pembe; yara biraz pütürlü, bazı yeri az, bazı yeri çok kanlı; uzaktan sanki yer üzerinde açılmış bir maden ocağına benziyor bu yara. yakından baktığımda işimin ne denli zor olduğunu görüyorum, bir ıslık koyuvermemek elde değil. serçe parmağımın boyutlarında kurtlar, yine pembe renkli, kana bulanmış gövdeleriyle bir uçları yaranın içine girmiş, diğer yanda başları ve sayılamayacak kadar çok ayakçıklarıyla debelenip duruyorlar. zavallı çocuğa kimse yardım edemez artık! bu yarayı bulup çıkardım işte, bunun yüzünden ölüp gideceksin. aile mutlu oysa, beni iş başında gördüler, kız kardeş anneye, anne babaya söylüyor, baba da pencereden içeri başlarını uzatan ve ancak pencereye kollarıyla dayanarak dengelerini bulabilen konuklara benim çalıştığımı iletiyor.'

    hasta toplum'u gerçek hastalığının farkına vardırma sürecine girmiş düşünür. vardırmış. toplum artık hastalığını biliyor lâkin çözümü değil çözüm nârâları atan ağzı seviyorlar. aah ne de güzel bir metafor bu. neyse devam edelim;

    ' yarasında oynaşan yaşamlardan sarhoş genç, ’beni kurtaracak mısınız doktor?’ diye fısıldayarak soruyor. bu bölgedeki tüm insanlar aynı, hekimlerden beceremeyecekleri şeyleri istiyorlar. eski inançlar yitip gitmiş, rahip evinde ayin giysilerini sıkıntıyla parçalarken, hekimin sihirli elini kullanmasını bekliyorlar. nasıl arzu ederseniz, ben kendim gönüllü olmadım ya, beni böyle kutsal amaçlarla kullanmak istiyorsanız, pekala! neden itiraz edeyim, hizmetçisini yitirmiş yaşlı bir köy hekimi için iyi iş. derken aile ve köyün yaşlıları geliyorlar, öğretmenin yönetimindeki köy korosu evin karşısındaki yerini alıyor, ezgisi basit bir şarkıyı söylemeye başlıyorlar:

    giysilerini soyun , iyileştirir o zaman
    baktınız iyileştiremedi, gebertin gitsin!
    altı üstü bir hekim
    altı üstü bir hekim! '

    hekimin söylevlerini beğenen kitleler, onu bir seyirliğe dönüştürmüş kitleler, artık hekimin `vita contemplativa` olmasından sıkılı `vita activa` aşamasına geçmesini seyretmek istiyorlar. yani konuşmalarını artık eyleme dökmesini istiyorlar doktordan. lâkin kendileri bunun için kıllarını kıpırdatmıyorlar. sadece istiyorlar.

    ' giysilerimi çıkarıyorlar üzerimden, sakalımı sıvazlıyorum, sakince başımı eğip toplananlara bakıyorum. hala tümüyle hakimim kendime, toplananlardan üstünüm, öyle de kalacağım; fakat bunun bana bir yararı yok, başımdan ve ayaklarımdan kaldırıp yatağa götürüyorlar beni, duvar tarafına, yaranın olduğu yana bırakıyorlar. hep birlikte odadan çıkıyorlar, kapı kapatılıyor, koro susuyor, bulutlar ayı perdeliyor; yorganın sıcaklığı sarıyor her yanımı, pencerede atların kımıl kımıl gölgeleri. kulağıma bir ses, ’farkında mısın?’ diye fısıldıyor, ’sana güvenmiyorum aslında. sen de kovulmuş birisin, buraya kendi isteğinle gelmedin. bana yardım edeceğine ölüm döşeğinde rahat etmemi engelliyorsun. bari parmaklarınla gözlerimi oysan?’ ’doğru!’ diyorum ben, ’utanılacak bir durumdayım. '

    toplumun arasına onu iyileştirmek için giren düşünür'ün toplumun onu bir izlenceye, eğlenceye dönüştürmesini, çoğu yanının realitenin farkında olduğunu ama yine de bazı yanlarının bu eğlence oluşu sevdiğini belirtiyor kafka. yani düşünür, toplumlaşıyor.

    ' - fakat elden ne gelir, bir kere hekim olmuşum işte. için rahatlayacaksa, bu benim için de kolay değil.’
    - ’bu özürle yetinmem mi gerek? galiba yetinmeliyim; hep yetinmem gerek. şu güzel yarayla doğdum, varım yoğum oydu.’
    - ’genç dostum!’ diye araya giriyorum. ’şurada yanlış yapıyorsun: bu civarlarda çok hasta odasında bulundum; yaran o denli kötü değil, inan bana; sadece gövdene dar açıyla vurulmuş iki balta darbesi. ormanda balta sesini, baltanın yaklaştığını hissetmeyen böğrünü baltaya sunar. '

    toplumlaşmasına ramak kalmış düşünürün, artık son çırpınışlarını görüyoruz burada. 'yara'larınız o kadar da kötü değil iyileşebilir' çığlıkları arasında toplum kuyusuna düşen bir düşünür.

    ' atlar sadıkça bekliyorlardı. giyeceklerimi, kürkümü, alet çantamı hemen toparladım, giyinmekle zaman yitirmeye niyetim yoktu. atlar gelişimdeki hızla giderse, bu yatakta kapadığım gözümü kendi yatağımda açacaktım. uysal at pencereden çekildi, elimdekileri pencereden dışarı savurdum, kürk çok uzaklara düştü, hatta yeni oralarda bir çengele takıldı; bunu yapabildiğime şükrettim. ata bindim, yerde sürünen boş koşumlar, birbirlerine iyi bağlanmamış atlar, arkamda yalpa vuran araba, en geride sürüklenen palto. ’deh!’ diye bağırdım ama atlar hiç de hızlı değildi, yaşı adamların ağır aksak yürüyüşü gibi ilerliyorduk bu kar çölünde, ardımızda çocukların gerçeklerden uzak şarkısı:

    `hastalar sevinin`
    `yatağınızda hekim var` '

    bir düşüş öznesi olmuş düşünür, kuyuda düşerken geri tırmanmak istiyor biçarece. atlar geldiği hızda gitmiyor. at'ları da hastalaştırdı çünkü toplum. onların arasına bir kez girersen onlardan olmamak ne de zor! kendine yeniden gelmek, ne de zor..
    hastalar sevinin, hekimi yatağa düşürdünüz.

    ' böyle giderse asla eve varamayacağım, güzelim işimi yitirdim, birisi hastalarımı çalıp yerimi alacak. boşa çaba bu; yerimi dolduramayacak.
    aldatıldım! aldatıldım! gece çanının sesine kanıl bir kez, kurtuluş yok artık! '

    son cümlelerinde kafka, böyle bir şeye meyil edecek yeni düşünürleri uyarıyor. toplumu iyileştirmeye çalışmayın, sizi perişan ederler diyerek. kurtuluş yok! diye bağırıyor. kurtuluş yok!

    ezcümle, kafka'nın bu hikayesinin anlatısı bence bu şekilde. çünkü kafka hayatının azımsanmayacak döneminde nietzsche ile ilgilenmiştir. ona benzer.

    ' insan, hayvan ile üstinsan arasında gerili duran bir iptir, uçurumun üzerinde duran bir ip. insanın büyüklüğü onun bir amaç değil de bir köprü olmasıdır. ' friedrich wilhelm nietzsche

    ' doğru yol, gergin bir ip boyunca gider. yükseğe değil de hemen yerin üzerine gerilmiştir bu ip. üzerinde yürünmek için değil de insanı çelmelemek için vardır sanki. ' franz kafka