1. dinlerin genel öğütlerinden biridir. günlük hayatta sık sık bu durumla karşılaşmaktayız.
    dünyanın bir ucunda insanlar açlıktan ölüyor diye yediğin yemeğe şükretmek, moralin bozukken elim ayağım tutuyor diye düşünerek engelli olmadığın için şükretmek, başkasına bakıp acımadan ona benzemediğin için şükretmek hatta başkasının acısına üzülürken sebepsiz bir rahatlık hissetmek normal hareketler değil, evet boyle düşünüyorsaniz siz de kötü bir insansınız.
  2. kötü haldekinin neden kötü halde olduğuna bir cevap vermediğinden sadece bencil bir öğüttür.
  3. dinlerin ögütlerine göre, şükretmek icin bir sebebin (varolmanin ötesinde) olmasi gerekmediginden, insanlarin sadece kötü durumdakileri gördügünde şükretmenin akillarina gelmesi, gec kaldiklarini gösterir.

    hatta, kötü durumdakileri görüp, akillarina yardim etmek, kötü durumlari ortaya cikaran sebepleri görüp, degistirmeye calismak, birseyler yapmak degilde, sükretmek geliyorsa, yanlis yapiyorlardir, dinlerin ögütlerine göre.
  4. birinin kötü durumu üzerinden birilerinin kendini iyi hissetmesi durumu.
    hayatın ilginçliğini -acımasızlığını- gösterir öyleki acı çeken insanlar mazlumlar en zor durumlarında, en saf hallerinde bile "birilerinin" keyfini yerine getiriyor.
  5. ''oysa bizim tek bilmek istediğimiz yoksulların neden yoksul oldukları. sakın onların açlığı bizi doyuruyor ve çıplaklığı giydiriyor olmasın?'' der galeano. bu söz aklımın girişinde yazıyor, sahiden, bu bir dominoysa eğer en kötü haldeki nasıl şükredecek? hayatın hiçbir alanında birilerini kıstas almak veya ibretlik görmek doğru değil çünkü bir sabah uyandığında senin odanda da karagüller açmış olabilir.
  6. "cok sukur halimize eksisozluk yazari da olabilirdik" cumlesini aklima getiren baslik.
  7. severim ben hayat hikayelerini okumayı. insanlar neler yaşamışlar, neler hissetmişler; onlar gibi olmasa da onlardaki izlere tek tek dokunmak isterim. herkesin hayatı ayrı roman olur cinsten deriz ya; oku oku bitmez bu şekilde ve daha ne çok hayatlar vardır kim bilebilir..

    diğer taraftan bu yaklaşım çok ince çizgilerde gelir gider. vurguyu siz nereye yapıyorsunuz asıl o önemli. bilinmez bir kibre bürünerek, kendini daha iyiye yükseltme çabası mı var; yoksa en kötü anlarımızdayken tam da bizi o dipten çıkaracak güç mü?

    ben ikinci kısmı ele alırım hep. herkesin kötü zamanları oluyor; hali hazırda birini yaşıyorum ben şu an. aklımı yitirmeme noktasında bir başkasını referans alıyorum ki sağlıklı karar verebileyim. oturup da derdimi açmak konusunda sıkıntıları olan biriyim. yaşayarak öğrenmenin dışında; ders almayı gözlemlerim sayesinde de kazanmaya çalışıyorum hali hazırda. bu nokta bu yaptığımın kötü imalar içerdiğinden söz edemeyiz. durumlar değişir, olaylar ve konumlar değişir. her zaman için, dünya döndükçe değişen durum ve hislerde bizim için aslında daha iyisi de varken ben bir diğerinin yaşadığını, o an hissettiklerimi başlangıç çizgisi gibi görüyorum işte.

    tekrar başa dönüyorum ve yaşadıklarını bir ayrıcalık olarak görerek, kendini farklı bir düzlemde sananlara ben de iyi gözlerle bakamıyorum. dahası derinlerinde bir yerde onarılması gereken yerleri olduğunu düşünüyorum her zaman için.