• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.55)
bir zamanlar anadolu'da - nuri bilge ceylan
kasabalarda hayat, bozkırın ortasında sürdürülen yolculuklara benzer. her tepenin ardında "yeni ve farklı bir şey" çıkacakmış duygusu, ama her zaman birbirine benzeyen, incelen, kıvrılan, kaybolan veya uzayan tekdüze yollar...
  1. nuri bilge ceylan'ın 64. cannes film festivali'nde jüri büyük ödülünü kazanan harikulade filmi.

    izledikten sonra filmin hikayesinin ercan kesal'a ait olduğunu duydum. hikayenin büyük bölümünde pay sahibi olduğunu biliyorum fakat tamamının ona ait olduğu ne kadar doğru bilmiyorum. hatta bir başka rivayete göre hikaye ercan kesal'ın doktorluk yaptığı zamandan ilhamla oluşturulmuş.

    son derece ağır ilerleyen bir film ama şahsen beni hiç sıkmadı. aksine tıpkı (bkz: kış uykusu) nda olduğu gibi bir sonraki sahneyi hep merak etmemi sağladı. filmdeki bütün karakterlerin derinlemesine düşünülüp öyle yaratıldığı kanısındayım. iç anadolu bozkırının ve insanlarının çok ama çok başarılı bir şekilde işlendiğini de söyleyebilirim.

    film günahım kadar sevmediğim yılmaz erdoğan'ın sanatçı kişiliğine duyduğum saygının artmasına neden oldu diyebilirim.
    öte yandan savcı nusret karakteri değil türk sinemasında dünya sinemasında bile eşine zor rastlanır bir karakterdir bana göre.

    top gibi ağaç repliği beni her daim gülümsetmiştir.

    !---- spoiler ----!

    filmi iki kere izledim. fakat doktorun, diri diri gömülme muhabbetinin üzerini neden kapatmak istediğine dair çeşitli teoriler üretmeme rağmen bir türlü kesin kanaat getiremedim hala da getiremiyorum.

    muhtarın evindeki ayranı yok içmeye... konuşması ve arap ali'nin bagajdaki cesedin yanına kavunları koyması filmdeki favori sahnelerimdir.
    !---- spoiler ----!

    geç gelen 10 ağustos 2015 editi: filmin ve filmin yönetmeninin ismini, 65. berlin film festivali'nde altın ayı ödülü'nü kazanan taxi (taksi tahran) filminde bir konuşma esnasında duyarız. bu şahsen beni mutlu eden bir olaydır. jafar panahi'ye sevgi ve saygıyla.
  2. akşamüzeri çekilen bir sahne vardı, arabanın sarı farları aydınlatıyor ortalığı, bunlar ceset arıyor, savcıyla doktor içli içli sohbet ediyorlar falan... işte o sahnede rüzgarın kavak ağacın yapraklarını hışırdatarak çıkardığı ses o kadar gerçekçiydi ki o kavak ağaçlarını yamacımda hissetmiştim.
    dude
  3. !---- spoiler ----!

    sadece yoğurt muhabbeti için bile izlenebilecek bir filmdir.

    !---- spoiler ----!
    gizeh
  4. nuri bilge ceylan'ın en iyi filmidir.kamera arkasını izlerseniz nbc sinemasını daha iyi anlarsınız.oyuncu yönetimi,detaylara verilen inanılmaz önem,oyuncuları tekrar tekrar zorlayıp bütün ezberlerini bozması izlemeye değerdir.cannes film festivalinde jüri büyük ödülünü başka filmle beraber almıştır.birde ödül konuşmasını yaparken jude law'ın nuri bilge ceylan'a o kadar büyük bir hayranlıkla bakışı var ki gerçekten çok ilginç. cannes jüri büyük ödül
  5. !---- spoiler ----!

    filmde bütün karakterler iyiydi ve gerçekçiydi. kazma kürek bile cok hayatın içindeydi, en vasıfsız kişiler ve en vasıflı kişiler meslekleriyle anılır. ortada kalanlar isimleriyle, çünkü yaptıkları iş isimlerinin önüne geçmemiştir. kazmayla kürek de bu tarz bir detaydi bana göre.

    muhtarın kızı cay dağıtırken oradaki herkes her türlü kimlikten arınmış saf erkektiler. savcı, doktor, komser, polis, katil sıfatları güzellik ve saflık karşısında mağlup oldular.

    savcı karakteri çok gercekciydi. karısının kendisine kestiği cezayı inanmak istemeyerek reddetse de her saniye evine gidip başını yastığa koyduğunda ne olacağını düşünüp durdum. doktor en az bilinendi, hikaye anlaticisi denilebilir bence ona. zaten de hikayenin sahibi o sanırım.

    son sahnede diri diri gömülmeyi reddetmesi bana göre oyle birşey olmadı demesinde gizli. öyle bir olay yaşamış, bir caniyle geceyi geçirmiş hatta ona sigara ikram etmiş olmak istemedi. ona fazla geldi bu, savcıya benzer bir tavırdı.

    konuşacak cok şey var bence her sahne her karakter uzatılabilir. kısacası bu ülkede nuri bilgeden başkası film çekmesin diye düşündüm. bütün sermayemizi yatirabiliriz kendisine ziyan olmaz.

    ha sıralamada kış uykusunu daha öne alırım ama onu da diyim.

    !---- spoiler ----!
    abi
  6. hepimizin gözünün önünde hikayeler yaşanıyor. bazen sıradan olan anlarda etkileniyoruz kanımıza dokunuyor ve öfkemiz fiile dönüşüyor, bazen sadece izliyoruz öylece izliyoruz işte. dehşete düşüyoruz bazen "nasıl ya buradaki bunca insan bunu nasıl normal buluyor ?!" diyoruz, içimizden diyebiliyoruz ona gücümüz kalmıştır ancak. ben böyle anlarımda derim ki ben düştüğüm dehşeti, ortadaki normal görünen şeydeki o çarpıklığı sözlerimle anlatamam yanımdakilere, oysa o bunu film yapsa hepsi anlar.
    nuri bilge'nin filmleri böyle işte acele etmeden yaşanıyor yaşanacak olan, biz ise dışarıdan ve anlayarak izliyoruz hergün yaşanan olayları, duyulan hissiyatları.

    bir zamanlar anadoluda'yı seyrettikten sonra ise merak etmiştim, bir savcının katibin gözünde nasıldır bu film diye. aslında demin de dedim ya benim cümlelere dökemediğim döksem de anlatamadığım sistemdeki yanlışarı nuri bilge çekince anlaşılmış mıdır, bunu merak ettim. geçen savcı katipliği yapan tanış biriyle günlük muhabbetler sırasında hemen aklıma geldi film. sorayım mı diye bir düşündüm tabi izlememiştir diye tahmin ediyorum. bir baktım düşünürken sormuşum. aldığım cevap beni heyecanlandırdı, şansa bak ki izlemiş. hemen sorularımı sordum, iyi ki de sormuşum anlattıklarından bir film daha çıkardı.
    -abartmış mı yönetmen ne diyorsun ?
    -valla sana şöyle diyeyim eksiği var fazlası yok.
    -bagaja karpuz falan, öyle misiniz ?
    -o köy ziyareti, otopsi sahneleri, arabadaki sohbetler, savcının iş bitsin diye minnet edip katlanması... hepsi birebir yaşanıyor. bak sen de bu meslekte olacaksın belki, sana tavsiyem canlılığını kaybetme, yani nasıl desem rehavete kapılma insanların canının söz konusu olduğu konular bunlar. aslına bakarsan hayati konular, da işte... insan sabah 9 akşam 5 yapınca iş gibi geliyor başından atmaya çalışıyorsun. anlatamadım da bak sana örnek vereyim en son başımızdan geçen olayı :
    "müfettiş gelecek, benim savcı da yeni taşınıyor baya yoğun karısı marısı uğraşıyor işte adam, başı kalabalık. ben de biraz tecrübeliyim dedim ki sayın savcım müfettişler faili meçhullere önem veriyor ben bundan çok fırça yedim, hiç de dosya almamışız, ona yoğunlaşalım. tamam dedi, gittim aldım birkaç dosya. normalde faili meçhullerde iş rutine bağlanır, gidip sorgulama bilmem ne yapmazsın çağırırsın muhtarı hatta çağırmazsın bile, aynı şeyleri tekrar eder sen de yazarsın ohh başın rahat. biz bu sefer öyle yapmadık, benim savcı genç daha, ilk görevi, ankara mezunu. ben de gencim ikinci yerim bu. aldık olayı önümüze olay da şu : "yaşlı bir kadın var evde tek yaşıyor, yarı yatalak da bir şey. eve torunu falan geldiğinde camdan anahtarı atıyor, onlarda giriyor içeri. bir gün torunu kızı falan geliyorlar cama vuruyorlar vuruyorlar anahtar veren yok. küçük bir çocuğu aralık camdan atıyorlar içeri bak babannene diye. çocuk karanlıkta korkuyor, yatıyor burada diye bağırıyor atlıyor geri. neyse kapıyı kırıp giriyorlar içeri kadın ölmüş yatakta. sonra savcı mavcı polis giriyor olaya. aslında yapılacak olan şu, yazarsın yaşlılığa bağlı ölüm diye uğraşmazsın biter. ama o zamanki savcı muayenede boyunda kırık çıkınca kıllanıp yollamış otopsiye. evde kadının emekli maaşıda bulunamamış. otopside kadının cinsel bölgesinde yabancıya ait kalıntılar bulunmuş. tecavüz anlayacağın. almış savcı başına işi." neyse on yıl olmuş bu olay çözülememiş. biz de üşenmedik tekrar yollayalım bakalım emniyet birimlerine şu dna örneğini dedik. cevaplar geliyor, uyuşma olmadı, olmadı diye. bir yerden bi dönüş yapıldı %99.999 uyuşma var. allaaah ben hemen savcıya haber verdim sevinçle. savcının normalde hemen gitmesi sorguya alması falan lazım. bizim savcı işe biraz bozuldu. tekrar aradı dna yı yolladı yanlışlık olmuştur diye. sonucu bekledik. baktı sonuç aynı kalktı gitti sorguya. sorguda adam inkar etti tabi, neyse kabul ettirdik. alt komşusuymuş zaten, o zaman atlamışlar onu demek ki. kadın meğersem yarım akıllıymış herkese iftaralar atıyormuş, bu adama da hep, karın sen yokken eve adamlar alıyor, diyormuş. adam da sürekli böyle huzursuzluk verince, sen misin iftara atan karıma gel şimdi seni ben atayım ne oluyor demiş, amacı tecavüzmüş yani ama yaşlı olduğundan kırılmış boynu, paranın da yerini biliyormuş sonradan alayım demiş."

    bu anlattığı, aldığı on faili meçhul dosyadan biri. hiç ele alınmayanlar var. ele aldıklarında ise savcının genç oluşu, müfettişin gelişi ile canlanıyorlar. nuri bilge kim bilir ne kadar böyle hikayeler dinledi de oluşturdu filmi. dediği gibi filmin eksiği var fazlası yok.
  7. kırıkkale keskin ilçesine bağlı köylerde çekilmiştir. yılmaz erdoğan, ahmet mümtaz taylan ve ercan kesal oyunculuklarıyla estirmiştir.
  8. kesit filmi yol filmi. izleyicisi az. çoğunluğun sıkıcı bulacağı sanat filmi. ağır tempolu ama güzel sahneleri ile insanı düşündüren film.
    yönetmenin dikkatini beğenirsiniz. mum ışığında iyi kötü ve çirkinin bir tablosunu çizer size. o sahne gerçekten dikkate değerdir.