• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
biutiful - alejandro gonzalez inarritu
barcelona’da geçen hikayede, javier bardem, uxbal adında kanuna aykırı işleriyüzünden başı polisle derde giren bir adamı canlandırıyor. biutiful, zorunlu olarak yaptığı yasadışı işlerle para kazanmaya çalışan sorunlu ama sadık ve duyarlı bir babanın hikayesi.bu filmde, baba olmayı, sevgiyi, ruhsallığı, suçu, pişmanlığı ve ölümlülüğü,barcelona'nın tehlikeli yer altı dünyasında dengelemeye çalışan uxbal'ın hikayesini izleyeceksiniz. parasını kazanmak için hiçbir kural tanımıyor, çocukları için yaptığı fedakarlıklarda ise hiçbir sınır tanımıyor. aynen hayatın kendisi gibi bu hikaye de başladığı yerde bitiyor.
  1. güzellik bilindiği kadar yazılır.
  2. javier bardem'in nesini seviyorsun tarzı bir soruyla karşılaşırsanız, soran kişiyi düzgünce bir yere oturtup zorla bu filmi izlettirin.
  3. film boyunca iyiye güzele dair hiçbir şeyi olmayan, bir diğer deyişle yüzü gülmeyen uxbalın (bardem) öldükten sonraki gülüşüyle üzdüğü filmdir.
  4. javier bardem'in oyunculukta yardırdığı filmdir.
  5. javier bardem'in oyunculuğuyla söze başlamak istiyorum, başlayamıyorum. üzerine söyleyeceğim her şey yavan kalacaktır.

    dünyanın en iğrenç gerçekliği olan, yaşamak için ölmeyi çarpıcı bir şekilde; iyi oyunculuklar ve harika bir yönetmenlikle gözler önüne seriyor film. uxbal'ın misafir -kaçak lafını kullanmayı doğru bulmuyorum- işçilere karşı olan tavırları onu iyi bir insan mı yapıyor yoksa onlar üzerinden geçimini sağladığı için vicdanını mı rahatlatıyor diye düşündüm film boyunca. sanırım rüşvetçi polisin çin lokantasında söylediği "onları asıl sömüren sensin" lafından sonra uxbal da bunun çatışmasını yaşıyor kendi içinde.

    babasının yüzünü hatırlayamamasından dolayı kızına ölmeden önce "beni unutma olur mu?" dediği sahne beni sandalyeme gömdü o an. babasının, oğlunun hiç göremediği karlar üzerinde söylediği "baykuşlar öldüklerinde ağızlarından bir tüy yumağı çıkarırlarmış" sözünün aynısını oğlunun da söylemesi ince ince içimi kıydı.

    film baştan sonra ağır ve çarpıcıydı. her sahnesinde yoksulluğun, vahşetin ve mücadelenin izlerine rastlamak mümkün. uxbal'ın işçiler öldükten sonra köprüde yürüdüğü sahneyse görsel açıdan teknik işlerden çok anlamasam da sinema geçmişimde bana en çok keyif veren sahnelerden biriydi.

    rahatsız edici bir film, belgesel tadında. hayat gibi rahatsız edici. öyle ki kameranın sürekli sarsıldığı filmlerden genellikle rahatsız olan bendeniz, filmin bütün bu sarsıcılığı ve rahatsız ediciliği yanında kameranın sarsıntısından hiç de rahatsız olmadım. rahatsızlığına rahatsızlık katan, ağlatmak yerine filmin atmosferine sokmayı başaran en önemli unsurlardan biri de müzikleriydi.

    çok başarılı, belgesel tadında ve gerçekçi bir film. müzikleri, oyunculukları, yönetmeni ve konusuyla yakalayıp duvara çarpan ya da sandalyeyle beraber oturduğun yere gömen bir film. rahat bünyelere tavsiyemdir.
  6. javier bardem' i görünce sorgusuz izlenilen film. o çok özendiğimiz şehirlerin kenar mahallelerinde yitip giden hayatlar, ödenen bedeller, insan hayatının askıya alındığı bir yaşam biçimi. içinde biutiful hiçbir şey barındıramayan(manambra, uxbal ve çocukların kahvaltı yaptıkları sahneyi tenzih ediyorum), görmezden geldiklerimizi suratımıza tokat gibi çarpan, farkındalık yaratan bir film. hüzne boğan bir film kardeşlerim, ağır film.