1. 1 nisan vesilesiyle anımsayıverdim. bir gün ortaokuldayken tenefüs sonrası defterimin arasına bırakılmış bir not bulmuştum: "seni çok seviyorum <3". ben de yakın bir sınıf arkadaşıma göstermiştim, gördün mü sen kim bıraktı diye sormuştum. o da şaşırmıştı epey, teoriler falan üretmişti ama ben pek üzerinde durmadan konuyu kapatmıştım. yani düşünün, ergenlik çağı, hormonlar zaten senin düşüncelerinden bağımsız takılmakta. karşı cinsle ilişkilerin inanılmaz derecede önemsendiği bir yaştasınız. ali zeynep'in eline dokundu, ayşe mehmet'e ders boyunca baktı, gökhan sevgi'ye gülümsedi gibi konular herkesin temel meselesi. ama ben o gün o notu bir saat içinde unuttum gitti. üzerinde biraz olsun kafa yorduğumu, acaba hoşlandığım çocuktan mı gelmiştir lütfen öyle olsun diye içimden geçirdiğimi hatırlamıyorum bile. öyle bir boşvermişlik. üstelik bir şaka olduğunu da düşünmemiştim, çünkü o günün 1 nisan olduğunu da hatırlamıyordum.

    velhasıl bir iki ay sonra bir kitabımın arasında not bulmuştum yine: "şaka şaka 1 nisan :)". altına da imzasını atmıştı arkadaş sağolsun ama atmamış olsa onu da aynı vurdumduymazlıkla merak etmezdim herhalde. böylece hiç heveslenmediğim bir notun şakadan ibaret olduğunu aylar sonra tesadüf eseri öğrenip şaşırmamaktı o zamanlar boşvermişliğimin ilk sinyalleri.

    şimdi bugün, o yaştaki rahatlığıma özeniyorken buluyorum kendimi. keşke aklımı boş sorular kurcalamasa, keşke ihtimallerin peşinden koşmasam tükenene kadar. belirsizliğin karşısında tek yapacağım boşverip dönüp gitmek olabilse yeniden. ve keşke boşversem onu, keşke.
  2. ulaşamamaktan geçiyor anladığım kadarıyla, ne zaman ulaşamasam ne zaman engelleseler ne zaman kendime engel olsam önce sinirleniyorum kafayı yiyip hastalıklarımı azdırıyor sonra da siktiri çekiyorum. sonra hayat seni boşvermeye başlıyor.
  3. ereksel epistemolojik delüzyonun, varmak istediği yerin fragmanı. hele bir de dalgınlıkla katışıklaşırsa tadından yenmez.