1. d.e.beğenilmeyen.y. editi: düşünemeyen bir kitle tarafından lince uğramanız sonrası gelip burda ağlayacaksınız :)
    sırf üslubum sert diye doğru olan bir konuyu çarpıttınız. üslubum da bırakın sert olsun. sokakta bi s.kim diyemeyecek insanlar kalabalığa güvendi ona yandım ben.

    sonuç bölümünde başlığın neden böyle olduğunu anlayacaksınız.

    bugün saat 09.30 sularında şirinyerden izbana bindik sevgilimle. benim de toplu taşıt barlarına tutunmama huyum var keza tahareti eliyle halledenlerin olduğu ülkede gayet 'normal' bir 'takıntı' bence.

    her neyse, sevgilim de ben hoslanmadigim icin tutunmaz. izban cok kalabaliktiz ben bir bara omzumu yasladım, o omuzla sevgilimi ve kendimi dengede tutuyorum derken arkadan biri yaslanıp duruyo. sırtımda da çanta var aşağı çekilip duruyorum.
    "amma yaslandin ha, yeter be" dedim arkami donup, bi kadinmis arkamdaki. hiç bir yerden de tutunmuyordu he hanımefendi. ben bunu dedikten sonra arkamdan bir el omzumu ittirerek (ittirmek de denmez, ittirmeye calisarak) "senin sorunun ne arkadasim" dedi.
    kadinin kocasiymis. "yaslanamaz bana" dedim. adam tekrar ittirmeye calisinca o anki sinirle dedigim icin suan hatirlamadigim bir sey soyledim. adam tirsti, izbandaki diger yolcular da olaya mudahaleye basladi. hepsi bir anda bana saldirmaya basladi sozleriyle. hayir s.kimde degil zaten onlarin laflari ama bu serefsizler geceleri evlerine gidince facebookta tecavuze lanet yagdiran insanlar. neyse bu insanvari varlıklarsan biri de "yaslansın nolcak?" dedi. "kocasina yaslansin" diyince "auww terbiyesize bak" dedi baska bir insan, buyuk ihtimal menopoz donemiydi.
    sonracigima, ben adama saldirma plani yaparken (4 yil boksla ugrastim, lisansimin suresi bitti) etraftan kadinli erkekli boyle tepki alinca "1 vururum, 10 yerim" diye dusunup vazgectim. neyse olay oyle bitti. adam zaten yarim kadardi.

    simdi gelelim tecavuzle ne ilgisi var. ben kisisel sinirlarima edilen tecavuze karsi cikarken toplum boyle sacma sapan bir tepki verirse, tecavuzculer korunmaya devam eder, kurbanlar asagilanir. bunu ensar vakfiyla falan bagdastirmayin. yolda yuruyen kiza tecavuz eden tinerciler bile korunuyor. hep magdurlar suclaniyor. ha ben magdur muydum? degildim. sucker punch planlarim suya dustu ona uzuldum :(

    that's all guys, umarim anladiniz beni.
  2. yaşanılan anı dışında beni bu düşünceye sevk eden olay, tecavüz olaylarının araştırılması için mecliste verilen önergenin malum partice engellenmesi ve oylama sonucu göbekli siyah adamların birbirlerini ezerek ilgili bakanı tebrik etmesidir. bu olay dünyada emsali bulunmayan bir olaydır. utanç kaynağıdır. utanmalıdırlar. utanmalıyız.

    rad-diculous'un yaşadığı olaya değinecek olursam insanların kişisel yaşam alanlarının korunması gerektiğini düşünenlerdenim. mimarlıkta bir unsuru dikkate alırız; kullanıcıların kapalı ortamlarda kendi merkezinde çizeceği çapı en az 30cm(yoğun olabilecek yerler) daire ile özel alanı olarak öngörürüz. böylece insanların birbirlerin saygılı, uyumlu, anlayışlı toplumsal düzen tutturabilmemiz için tasarlanan mekansal ölçeklerden yalnızca biri. şimdi biriniz merak edip sorar diye şöyle örneklendirmek istiyorum. şimdi rad-diculous un bulunduğu mekanda bu ölçülerle nizami sayıda insan bulunsa böyle bir sorun yaşar mıydı? evet yaşayabilirdi fakat bu daha düşük bir ihtimal dahilinde gerçekleşirdi. buradan nereye bağlayacağım (bkz: hello! hello! is there any body in there?) planlama! bütün sorunumuz bu. planlama. bir plan dahilinde bulunmayan her şey sapkınlığa bağlanır. prezervatifin planlama ile ilgili en dahiyane buluş olduğunu biliyor muydunuz?

    planlama, geleceğe yönelik olarak, istenilen hedeflere ulaşmak amacıyla, sistemli eylem programları hazırlama süreci olarak tanımlanabilir.(ersoy, m., planlama kuramına giriş)
    öyleyle bu planlamanın dışında olan her şey bize sorun olarak geri dönecektir. bu yadsınamaz bir gerçektir. üstü kapatılamaz, yeri doldurulamaz, bir noktadan sonrada çözümsüz bir düğümdür. öncelikle toplumsal bir yapı olarak özdeştiremediğimiz bozunmaların yüksek hızlarda bulunduğu ahlak algısının yeniden tanımlanması(tanımlanma burada kavram olarak değil, revize edilmesi, onarılması) gerekmektedir. başta toplumun çekirdeği olarak görülen bireyler bireylerin oluşturduğu çekirdek olan aileler, mahalle ve sokak ölçeğinde davranış, kentsel ölçekte davranışların yansıması olan kentsel kimlik, bölgesel olarak oluşan örgütlenmeler, ülkesel olarak toplum bu ahlak yapısının sonuçlarıdır. matruşkaya benzer bu yapı. ancak matruşkada görünen aynı figürün ölçeksel büyük halidir. bizim bahsettiğimiz bu yapı matruşkadaki figürlerin birer birer farklı ancak dışardan bakıldığında aynı şekli oluşturmuş halleridir. öyleyse bu figürlerin oluşturacağı desenleri planlama dahilinde kontrol altında tutabiliriz. aile planlamasından başlamak üzere büyüme kontrol altında tutulursa ( dünyada 7 milyar insandan birisiniz) toplumsal sorunlarla baş etmek o kadar kolay olacaktır. öncelikle hükümetin 3 çocuk politikasının genç nüfusu arttırmakla ekonomiye katılacak bireyleri arttırmak istemesiyle ilgili olduğunu kuşkusuz biliyororuz. ama bu bize ne katar ne kaybettirir. öncelikle kazandıracağı ekonomik katkı götürüsünden çok daha azdır. dünyadaki doğal kaynakların insanoğlunun* doğayı koruma kullanım dengesini ,cebindeki dolar kuru bazında kurguladığını düşünürsek, tehlikede. (bkz: cerattepe katliamı) doğal yaşama saygısı kalmamış politikaları plansızca uygulayan yönetimler bir çöküşü hazırlamaktadırlar. bu çöküşün temel başlangıcı eğitimsizlikten gelmektedir. ikinci sıraya ayakkabı kutusundaki bağcıkları koyabiliriz. öyle eğitimsiz insanlar planlama söz konusuymuş gibi hareket etmektedirler ki bir doğal alandaki endemik türleri taşıyacağını söyleyebilmektedir. (bkz: endemik tür) yönetimle ilgili böyle sıkıntılar var iken bir de şehirlerdeki nüfus patlamaları (aynen böyle adlandırılırlar) insanların sosyal ilişkilerine de zarar vermektedir. oysa planlama ile bütüncül bir yaklaşımla bütün bu sorunlar çözülebilir.

    "planlama, positivist öngörü ya da kestirimlerden farklı olarak, bir bütün olarak planlanan sistemin kendi yasaları ile değil insan iradesi ile yönlendirilebileceğini varsayar. “diğer bir deyişle, planlama, yapısal zorunluluğun yerini insanın özgür iradesinin alabileceğini, insanların yaşama müdahale edip ona egemen olabilecekleri anlayışını temsil eder. dolayısıyla, liberalizmi savunan düşünür ve politikacıların yerleşmiş görüşlerinin tersine planlama, özgürlüklerden vazgeçmek bir yana, gerçek anlamda insan özgürlüğünün egemen kılınması, pazarın gizli ve görünmez elinin yerine insan aklının ve bilimin geçmesi demektir."" (ersoy, m.,özelleştirme ve planlama)

    dikkatinizi çekerim yaşama müdahale edip ona egemen olmaktan bahsediyor. yani tüm bunların yoksayıldığı bir yapılanmada tecavüzlerin hırsızların katillerin biteceğini öngörmek hayalperestlikten öteye geçemez. bütün toplumun bir koca bir fotoğraf olduğunu ve o fotoğrafı oluşturan piksellerin hasta olduğunu, düzeltilemediğini anlatmaya çalışıyorum. nasıl ekosistem bir döngü ise, dengeler üzerine var ise sosyolojik olarak bir toplum da böyle etmenlerle değişir. bütün yaşamın milyonlarca olasıkla oluşmuş bir paradigma olduğunu düşünürsek, tarihi olaylardan, doğal afetlere, mimari akımlardan, popüleriteden ne kadar etkilendiğini tahmin edebilirsiniz. ancak kaçırılmaması gereken nokta şudur. insanları yönlendirebilmek için bazı konularda hassasiyet yaratıp onları yönlendirebilirler.( aklıma julius caesar tiradı geldi). neyse geçelim bunları kısacası sağlam temellere oturmuş yapılar (binalardan bahsediyorum) depreme rüzgara tanka topa dayanabilir. varın bu örnekten siz çıkarın ne anlatmak istediğimi.

    yukarda ıvır zıvır bahsettin birgaripcindi ne garip anlattın, laf kalabalığı yaptın diyenleriniz olacaktır. olmasa bile ben bile biraz böyle düşünüyorum. yukarda bahsettiğim mimari ölçek bu sosyal yapıyı oluşturan unsurlardan yalnızca biri. açıkçası rad-diculous'un maruz kaldığı bunun bir sonucu. karamanda cinsel istismara uğrayan çocuklar da bunun bir sonucu. bu sonuçla mücadele etmek zorundayız. bundan kaçamayız. üstünü örtemeyiz. eğer böyle bir şey denersek (bakın yaparsak diyorum, yaparlarsa değil), yani unutup gidersek yarın sonuçlarına çok daha ağır bir şekilde katlanacağız. bazı inanlıların düşündüğü gibi allah korkusu, kıyamet alametleri de kurtaramaz o gün geldiğinde

    bütün bu olanları insanımıza reva gördüğümü düşünmeyin. hala bazı çıkarları için bokunuzdan daha kıymetsiz insanları savunanları görünce terki diyar edesim geliyor. bir kedi kadar korunmasız oluveriyorum. otobüste metroda yada sokakta birbirine kötü kötü bakan, çatık kaşlarıyla birbirine şiddet uygulayan insanlar görmekten çok sıkıldım. taciz ve tecavüz yalnızca genel bildikleriniz çerçevesinde gerçekleşmiyor. çok daha geniş bir yelpazede bu. bir gün kuzey avrupa ülkelerinden birine giderseniz dediğim aklınıza gelsin lütfen. tanımadığınız insanlar size sabahın köründe selam verdiğinde adres soruyor sanmayın. şaşırmayın. yüzünüzdeki gülümsemeyi unutmayın. tek arzum ardıma bırakacağım gölgemde daha huzur dolu bir çocuğun ebeveyni olmak. bunun için dikkat etmek zorundayım. bu yüzden yol boşken bile kırmızı ışıkta beklemem. bu yüzden yaya geçidinde arkamdaki yüzlerce hıyarın kornasına rağmen durmam. bu yüzden çarşıda esnafta markette gevşek olarak görüneceğini bile bile pozitif olmak. çok afedersiniz ancak tüm bunları öğrenmem 25 senemi aldı. benim ne annem ne babam böyle yaşıyor. benim ne arkadaşlarım ne hocalarım böyle yaşıyor. ben kendimde böyle bir sorumluluk görüyorum. yarına dair planlayabileceğim bir yaşamım ve yaşamına dahil olacağım, bir parçası olacağım ailenin sağlığı için.

    çok uzun anlattım, ama derdimi anlayın siz. bu topraklarda tecavüz bitmez. tecavüzle yaşamayı öğrenirsin bu topraklarda. sen birey olarak buna hizmet etmeyene kadar. saygılar, sevgiler, umut dolu gülümsemeler.
  3. doğrudur, ne bu topraklarda biter ne amerika'da ne de avrupa da. ha, azalır orası ayrı ama bitme ihtimaline inanmıyorum. nedeni de çok basit. insan dediğimiz iğrenç bir yaratıktır, ne kadar iyi eğitim verirseniz verin ne kadar manen doldurmaya çalışırsanız çalışın (din, vicdan, ahlak aklınıza ne geliyorsa) bu kötülüğü yapabilecek iğrenç insanlar olacaktır. daha da kötüsü bu insanlarla belki de aynı ortamlarda bulunuyoruz, belki de son derece normal görünüyorlar.

    bu arada "tecavüz" ağır bir kelimedir, sürekli haberlerde görmekten mi normalleşti ki ana mesajda alakasız olay bile tutup bağlanabilmiş.
  4. haklı fakat empati yoksunu bir örnekle savunulan önerme.

    "benim de toplu taşıt barlarına tutunmama huyum var keza tahareti eliyle halledenlerin olduğu ülkede gayet 'normal' bir 'takıntı' bence."

    diyip de sonrasında

    "hiç bir yerden de tutunmuyordu he hanımefendi."

    diyebilmek için gerçekten empati yoksunu olmak lazım.