• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (10.00)
buhranlarımız ve son eserleri - said halim paşa
islâmcı fikir ve devlet adamı said halim paşa’nın çok önemli sekiz eseri bir arada... “buhranlarımız” genel başlığı altında toplanmış bulunan yedi kitabı: meşrutiyet, taklitçiliğimiz, fikir buhranımız, cemiyet buhranımız, taassup, islâm dünyası neden geri kaldı?, islâmlaşmak ile son olarak yazdığı ve “islâm’ın devlet teşkilâtı, başkanı, meclisi, partileri, seçimleri, kanun koyma ve icrâ kuvvetleri ile nasıl olmalıdır?” sorusuna cevap veren islâm devletinin siyasî yapısı adlı eseri... ayrıca “hâtırât”ından elde bulunan bir bölüm ve i. dünya harbi’ne neden girdiğimizi açıklayan “cevaplar”ı...
  1. !---- spoiler ----!

    bu sözler, garp medeniyetini, onu taklide koyulanlardan, kıyas kabul etmeyecek derecede iyi bilen bir kimsenin kaleminden çıktığı için gerçeğe uygun ve dikkate lâyıktır.

    ne yazık, şurası unutuluyor ki, bir idare valnız bir adamın veya bir partinin değil, bütün bir neslin eseridir. sultan hamid kendi adıyla yâd edilen «îdâre-i hamidiyve»nin tek âmili ve kurucusu değildi. belki bu idarenin mühim âmillerindendi, fakat sultan hamid dünyaya gelmemiş olsaydı, muasırları başka bir sultan hamid’in meydana gelmesine sebep olacaklardı. (günümüz için de geçerli.)

    garp medeniyetinin şaşaasına o derecede hayran ve hayrette kalmışız ki, onu meydana getiren sebepleri kavramaktan âciz olup, gördüğümüz neticeleri medeniyetin sebepleri sanmış ve görünüşe aldanmışız. şimdi garbın medenî milletleri gibi hareket etmek isterken tam aksini yapıyoruz. çünkü bu milletlerin hiçbiri bizim yaptığımız gibi, komşusunun siyasî veya içtimaî müesseselerini kabul ve tatbik etmeye teşebbüs etmemiş, hiç biri kendi ruhunu diğerininkine göre teşkil etmeye çalışmamış, yahut kendi mânevî şahsiyetinden vazgeçip komşusunun fikir ve hareket tarzını tam bir teslimiyetle taklide girişmemiştir. garp milletleri ilerlemek ve olgunlaşmak için önce sûiistimallere, adaletsizliğe ve cehalete karşı savaş açmışlardır. insanlığın yükselmesine tabiî olarak hasım olan bu kötülüklerle, hiç çekinmeden, tam bir inançla, gerektiğinde can ve mallarını feda etmek hususunda tereddüt etmeksizin mücadele etmişlerdir. demek bu milletlerin her biri, başkalarının çalışması sonunda değil, kendi gayretleri neticesinde tekâmül etmiş, meseleyi kendi hesabına ve kendi kendine, kendi kudreti ve aklının derecesine, kendi vasıta ve temayüllerine göre halletmişlerdir. garptaki müesseselerde görülen değişik şekiller işte bu şekilde meydana gelmiştir. bu sebeple avrupa milletlerinin gıpta edeceğimiz özellikleri, geleceğe doğru mesafe almak için seçtikleri esaslar ve bu esaslara karşı gösterdikleri saygı ile bu esasları korumak için göze aldıkları fedakârlıklardan ibaret kalmalıdır. maksatlarına varmak için tatbik eyledikleri icra şekillerine bakmamalıyız.

    artık türkçe yerine fransızca konuşmak, dinsiz ve sefih geçinmek, servetini kumarda yahut bir fransız metres kullanarak tüketmek, en yüksek tavır ve hareketler sayılıyor, medenî insanları medenî olmayanlardan ayıran ölçüler olarak kabul olunuyordu.

    müşterek vatanımızın bulunduğu halden, en büyükten en küçüğe kadar herkese, mevki ve önemine göre bir mesuliyet payı düşmektedir. vatanın başına gelen felâketler, vatan evlâtlarının ahlâkî noksanları sebebiyledir. bu noksanlık, anavatana karşı olan vazifelerin yerine getirilmesini önlemektedir. mes’uliyet ve noksanlarımızı her birimizin vicdanen kabul etmemiz gerekir. herkesin az çok kendi şahsının olgunluğuna inandığı muhitimizde, böyle sözde kalan bir ihtar ile kimsenin ahlâkî kusurlarını düzeltmeye kalkışması beklenemez. esasen öteden beri şahsının mükemmelliğine dair beslediği fikir ve zan, bu noksanları görmesine mani olmaktadır. kısacası, her ferdin, umumi kötülüklerden kendi hissesi kadar mes’ul olduğunu ve bu umumî fenâ halin ancak kendini düzeltmeye çalışması ile ortadan kalkabileceğini kabul ve itiraf etmesi lâzımdır. bunun gerçekleştiği gün kurtuluş yoluna doğru büyük bir adım atılmış olacaktır.

    şimdi artık şark, «haç» adına değil «medeniyet» ve «insanlık» uğruna tecavüze uğruyor. müslümanlar, artık görünüşte dinlerinden dolayı ayıplanıp hakarete uğramıyor, ama avrupa ihtiraslarının tatmini için gerekli pazarların, lüzumlu mahlûkatı sayılıyor. günümüzdeki müslümanların hakarete uğramasının sebebi, «teslis»i{176} kabul etmekte gösterdikleri kabiliyetsizlik değil, kendi dinlerine karşı besledikleri sevgi ve hürmettir.

    !---- spoiler ----!