• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.92)
bulantı - jean paul sartre
günlük biçiminde yazdığı bu kitabında, romanın kahramanı roquentin'in dünya karşısında duyduğu tiksintiyi anlatır.bu tiksinti yalnızca dış dünyaya değil, roquentin'in kendi bedenine de yöneliktir.bulantı, yansıttığı güçlü bireyci ve toplum karşıtı düşüncelerle, sonradan sartre'ın felsefesinin temellerini oluşturacak birçok konuya yer veren özgün bir yapıttır. "varoluş"la yüz yüze gelen roquentin'in geçirdiği değişimi anlatır.
  1. bulantı, 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden jean-paul sartre'ın ilk romanıdır.(1938)
  2. başlayıp bitiremediğim ilk kitaptır.
  3. sıkıcı olduğu doğrudur
  4. kitabın ana karakteri olan roquentin modern tıbbın "patolojik" olarak kategorize edeceği bir ruh halindedir aslında. bugünün psikiyatristleri kendisine anksiyete teşhisi koyup ilaç dayayacaklardır muhtemelen. dissosiyatif bozukluğu sebebiyle kimlik ve benlik algısı parçalanan roquentin bana kalırsa depersonalizasyondan muzdariptir. özgürlüğünü bir ceviz ağacının kendisine ve dünyaya kayıtsız gövdesiyle olan metafiziksel ilişkisinde bulur. yazar okurlara gördüklerimizin ve duyduklarımızın arkasında başka bir dünya yaşadığını etkili bir şekilde aktarmıştır.
  5. kitapların ilk bölümüne çok önem veriyorum, yakalasın beni istiyorum. hani çocukken çok bilemediğin bir böcek türü bulursun üç beş arkadaş başında durur bakarsın kimse dokunmaz ilk başta, uzaktan bakar. korku, merak, önyargı hepsi mevcuttur seyredalarsın. sonra bu dehşet ve şaşkınlık silinir eline bir çubuk alır dürtmeye başlarsın. en sonunda anlamsızca başını ezer, çıkan esrarengiz ölüm sesi, çıtırtısı tuhaf bi haz verir. yetmez, ölüsünü çubukla sürüklersin, yuvarlarsın heyecanın tükeniş anıdır bu, sonra döner gidersin. minik bir katil, yok edici insan yavrusu, ekmek arası domates hazırlar anacığı onu yer koşarak sokaklarda oynamaya gider. hayatının hiçbir anında bu cinayetin lafı bile geçmez, insan yavrusunun bir böcek üzerindeki mutlak sorgusuz iktidarı. varoluşun insan üzerindeki mutlak iktidarı da buna benziyor, eziyor.

    bu kitap bir böcek gibi, ilk 10 sayfasında insanı çocuklaştırıyor, omuzlarını düşürüyor, şaşakalmış bulabilirsiniz kendinizi. belli belirsiz bir korku ve heyecan veriyor. kitap sizi sokabilir, zehrini damarlarınıza zerk edebilir, bilincinizde zaten bulunan imgeleri gündeme getirip keşfetmenin heyecanını da yaşatabilir. yeni bir böcek türünü keşfetmenin verdiği hazzı yaşatabilir. kitabı yırtmak da isteyebilirsiniz bana göre, gerçekliğinden şüphe olmayan hislerin kelimelere yansıması rahatsız edebilir. ürkek bir tavırla yok etmek isteyebilirsiniz ya da savunma mekanizması devreye girer ve bir hiç olmadığınızı ispatlamak istercesine sayfaları çevirebilirsiniz.

    sonra raddeye geldiğinde geride başıboş dünyaya bırakılmış bir varlık olma korkusuyla başbaşa kalmak ister miyiz gerçekten. böcek gibi ezip cesedini sürüklemek isteyebiliriz bu kitabın. tabi gerçekliğimiz bize ne kadar müsaade eder bilemiyorum. insan sormadan edemiyor (bkz: bir zamanlar anadolu'da - nuri bilge ceylan) filminde dalından düşüp yuvarlanarak suya ulaşan biraz da suyla birlikte yuvarlanan nihayet diğer çürük elmaların takıldığı engele gelip onlarla birlikte orada pineklemeye koyulan elma sahnesi ile ne anlatmak istemişti? ilk düşündüğüm şey buydu dalımdan koptum, yuvarlandım, akıntıya kapıldım, diğer çürük elmaların durduğu yere ulaştım ve çürümeye durdum.
    abi
  6. söylendiği gibi zor okunan bir kitap. metinler ağır yorucu sıkıcı hatta bunaltıcı boyutlara ulaşabiliyor. yine de varoluşçuluğun doğuşunu detaylı ve net biçimde aktarıyor. kitabı okuyan kişi varoluşçuluğun ne tür bir beyinden çıktığını fark etmiş olacaktır. yazarın bulantı dediği bana göre delilik anlarının taviri muhteşeme yakındı. geçmişi olmayan, yalnızlık içinde bir varlık gözlemcisi gözüyle kaleme alınmış, okuyucuya da hissettiriliyor.

    en önemli gördüğüm tespit "varolmama şansı" idi. zaten bulantı da buradan geliyor yazara. etraftaki herhangi bir nesne ya da canlının orada olmama şansı yoktu. varoluş bu şekilde yapışkan iğrenç bir şey olarak tasvir ediliyor. varolmaktan başka bir şey yapmayan roquentin'in çevresinden ve dahi kendinden tiksinme sebebi onların bu aciz halleri.

    sartre 30 yaşında yazmış bu kitabı, ben de 30 yaşında okudum. ruh hallerimiz oldukça yakın geldi. bazı anlamsızlıkları buna yıllarını vermiş birinin kaleminden okumak iyi bile geliyor. farkındalığı artırıyor, davranış biçimini de eğitiyor. kitap daha bitmeden etkisine girdim, varlığımı hissetmeye çalıştım, bununla eğlendim hatta. bitince de değişmedi durum.

    okunmasını öneriyorum, 30'lu yaşlarda okumayı da ayrıca öneririm daha iyi anlaşılması bakımından.
    abi
  7. yaş 23-24, kitabı aldım ki bulantı yı okumak için geç bile kaldığımı düşünüyordum
    bu arada okuma konusunda kesinlikle inatçıyımdır, gerekirse kitapla gerekirse kendimle savaşır ama o kitabı muhakkak kısa sürede bitiririm
    gel gör ki bunda öyle olmadı
    bir de camus nün veba da öyle olmamıştı
    günlerce elimde süründü kitap
    benle her yere geldi
    resmen sayfa sayfa ilerledim
    en sonunda boktan bir dershaneye işe girdim de benle aynı dili konuşan ama beni anlamaktan çok uzak insanlar arasında iki günde okudum kitabı
    pek içime sinmedi tabii, ilerleyen yıllarda bir kez daha okumak lazım

    dipnot: sartre a bulantı yla başlayanlara 'no exit'i öneririm
  8. açık ara okuduğum en sıkıcı kitaplardan biri olabilecekken yazılış tarzıyla nispeten yırtan bir kitap. nedir o yazılış tarzı? tek karakter üzerinden yazılan bir hikaye. anlatıcı merkezde ve onun başından geçen somut olaylar anlatılıyor. geçtiği sokaklar, içtiği, yediği, yattığı filan. burası önemli bak, somut olaylar anlatılmasa; bilinç akışı adı verilen o sıkıcı teknikle yazılsa kafayı duvarlara vururdum bu kitabı okurken. pınar kür' ün asılacak kadın isimli bir kitabı var, okurken bir beddualar ettim ki ulu odin' in darth vader' e ettiği beddualar solda sıfır kalır. selahattin hilav gibi bir usta çevirmiş allah' tan yoksa bu kitap başka bir yayınevinden çıksaydı ziyan olurdu. şu kitabın çevirisine can yayınları kaç para istese analarının ak sütü gibi helaldir ayrıca.
    antoine roquentin isimli birinin günlüğünü okuyorsunuz aslında. konuya çok değinmiyorum zira zaten pek önemi de yok. canı çok sıkılan bir adam bu roquentin. karıya kıza gitse belki düzelirdi ama sartre hiç o taraklarda bezi yokmuş gibi davranıyor. simone de beauvoir(bunu bakmadan yazabiliyorum. bir erkek bir bunu bir de nietzsche' yi bakmadan yazabiliyorsa net abazandır. kendimden biliyorum) ile yaşadıklarını da biliriz sartre ya neyse. adamın can sıkıntısı sizin bildiğiniz tarzda tribal bir enfeksiyon değil elbette. bizim roqu, hayatın anlamsızlığını net şekilde gören dahası günlüğüne yazdıklarıyla da bunu size de yer yer gösteren bir adamdır. e hayatın anlamsızlığını, dahası gereksizliğini fark eden bu adam haliyle hayata karşı bir iğrenme duymaya başlar. işte bulantı meselesi özetle budur aslında.
    ya tamam da kitap tam olarak ne anlatıyor diyenler olabilir. ben okuduktan sonra uzun süre dedim çünkü. varoluşçuluk nedir diye merak edip bir şeyler okuyorsun, bekliyorsun ki masa nedir sorusunun cevapları gibi cevaplarla karşılaşasın ama nerede...
    şimdi antoine roquentin için hayatın anlamsız olduğunu bir anlayalım önce. adam olan biten her şeyin boş olduğunu söylüyor. yalnız hiççilikten bahsetmiyoruz burada, ondan bahsettiğini savunanlar da var da bence bahsetmiyor. evet her şey anlamsız ama her şey var olduğu için anlamsız diyor antoine roquentin. antoine roquentin varız diyor yani ama bunun için sebep yok diyor. elim burada ama sebepsiz yere burada, kolum burada ama sebepsiz yere burada, bacağım burada ama sebepsiz yere burada... (neyse uzuvlara devam etmeyeyim daha fazla) diyor. dikkat et şimdi vitesi 2' ye alacağız çünkü(ehliyetim de yok bu arada ama korkma araba da kullanamıyorum zaten);
    hangi kaynağa gidersen git varoluşçuluğu araştırırken sartre' a illa ki denk gelecek ve onun; ''varlık özden önce gelir.'' sözüne rastlayacaksın. anladın mı sözü? anlamadın tabii. tanrı beni yaratmadı benim varlığım özümden de önce vardı diyor kafir! varlığım vardı ama özümü ben oluştururum diyor. benim yaptığım her eylem her seçim beni oluşturur özgür irademle diyor. yemin ederim yazarken yoruluyorum okurken ne çektim sen düşün. ulan camus' u bu yüzden daha çok sevdim işte hep. tertemiz pırıl pırıl anlatıyor ne anlatıyorsa yabancı kitabında. üstelik bir de hatun götürüyordu meursault. roquentin' in ise mastürbasyon yapmaya mecali yok bana sorarsanız.
    bizim roqu bir cisme tekme mi atıyordu yoksa ona benzer bir şey oluyordu tam hatırlamıyorum ama sonrasında yok efendim niye oraya gitti de buraya gitmedi diye düşünüp duruyordu. roqu kendi de dahil olmak üzere her şeyin neden orada, öyle olduğunu sorgulamaya başlıyor. ama bir yandan da varoluşuna bir anlam arıyor tabii bulamıyor, yalnız sorumluluk duygusunu da hissediyor. çünkü o var, varlığının etkileri var ama nedeni yok. nasıl bulanmasın lan adamın midesi, beyni?
    burayı cidden dikkatli oku yalnız: sartre' a göre insan olan biten her şeyden sorumludur. insanı yaptıklarıyla kendi özünü oluşturur.
    insanın varolması için hiçbir neden yoktur ama insan vardır ve bu düşüncenin altında ezilir insan. varlığına anlam yüklemeye çalışır, ama böyle bir anlam yoktur. anlamsız şekilde varolan insanın bu anlamsızlığı fark etmesini anlatır işte bu kitap özetle.
    kitap neden önemlidir? çünkü varoluşçuluk düşüncesini bir hikayenin içine güzelce yedirebilen en tanınmış kitaptır.
  9. hayatının bir dönemi uzun yıllar boyunca kim dev bir ıstakoz tarafından kovalanabilir? sartre kafasındaki kemikleri kırmayı ve hayalgücünün kilidini açmanın bir yolunu nihayet bulmuştu, meskalin. yıllar boyu tuhaf imgelerin, sanrıların ve psikedelik algıların roman halini almış şeklidir bulantı. roquentin, kendisini ve bizleri kuşatmış gerçeklik algısı ve nesneler dünyasıyla ruhumuzu birleştirir.
  10. kitap kesinlikle sıkıcı değil, eleştirilmesi gereken yönü bu değildir. sıkıcı olanın yalnizlik olayının sartre ın yansıttığı biçimidir.

    hani bir söz varya, 'ben yalnız olmak istemiyorum/ yalnız kalmak istiyorum' diye, sartre yalnız kalmak istediğini söyleyen ancak hayatı boyunca yalnız olan biri. şahsen ben yalnızlığı çok seviyorum, hatta kitabı okuduğum sürece, 'allahım hayır, yalnız olmak böyle birşey değil' diye söylendiğim çok oldu.

    kitabın bi bölümünde kısa boylu insanlarla dalga geçmektedir. 153 boyunda erkek mi olur demektedir. sonra bi baktım, 153 olan kendisiymiş