• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.56)
Yazar harper lee
bülbülü öldürmek - harper lee
1960 yılında yayımlandığından bu yana bütün edebiyatseverlerin gönlünde özel bir yer edinen, pulitzer ödüllü bülbülü öldürmek, amerika'nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, scout finch'in gözünden anlatıyor. harper lee, kullandığı yalın ama çarpıcı dil aracılığıyla adalet, özgürlük, eşitlik ve ayrımcılık gibi hâlâ güncel temaları, scout'ın büyüyüş öyküsüyle birlikte dokuyarak, iyilik ve kötülüğü hem bireysel hem de toplumsal düzeyde mercek altına alıyor. bir "zenci"nin haksız yere suçlanması üzerinden gelişen olaylar; önyargılar, riyakârlık, sınıf ve ırk çatışmalarıyla beslenen küçük amerikan kasabasının sınırlarını aşıp, insanlar arası ilişkide adaletin ve dürüstlüğün önemini anlatan evrensel bir hikâyeye dönüşüyor. etkileyici gerçekliği ile ürperten, "insani" vurgusuyla sarıp sarmalayan, çağdaş dünya edebiyatının en önemli örneklerinden biri olan bu klasik roman, ülker ince çevirisiyle tekrar türkçede. "istediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır."(tanıtım bülteninden) (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. 1926 doğumlu (bkz: harper lee) 'nin pulitzer ödüllü yayınlanmış ilk ve tek romanıdır. ayrıca harper lee'nin kendi çocukluğunda tanıklık ettiği olaydan esinlenerek yazdığı roman yarı otobiyografik niteliktedir. romanda işlenen ırkçılık ve eşitsizlik kavramlarının gerek bireyler gerekse kasaba halkı üzerindeki etkisi 11 yaşındaki scout finch'in gözünden, yalın ancak sarsıcı biçimde anlatılmaktadır.

    meraklısı için: kitabın devamı niteliğindeki go set a watchman'ın temmuz/2015'te yayınlanacağı duyurulmuş. dilimize ne zaman çevrilir bilinmez tabi.
  2. alışılmışın dışına çıkıp, henüz okumayanlara önce film uyarlamasını izlemelerini önereceğim kitaptır. kitabı okurken filmdeki karakterlerin tip, ses ve aksanlarını eşleştirdiğinizde okuma keyfinin çok daha yukarılara çıktığını göreceksiniz. filmi izleyenler casting'in ne kadar başarılı olduğu konusunda bana hak verecektir diye düşünüyorum.
  3. bu kitabi okudugumda iste olmak istedigim, cevremde gormek istedigin insanlar bunlar demistim, olabildim mi yada gorebildim mi orasi mechul
  4. tabi ki kitaptaki çocuklar çok şey yaşadılar ama yine de çok yerinde ve güzel sorgulamalar yaptıklarını farkediyordum en çok dikkatimi çeken bu olmuştu sanırım, yaşlarından büyük görünmüşlerdi bana (büyüklükten kastım olgunluk yoksa kaç yetişkin iyi bir gözlemci haline gelip , hem hoşgörüyü hem saygıyı kaybetmeden varolabiliyordu ki) iyi gözlemciydiler, saygılıydılar ve iyi bir babaya/öğretmene sahip olduklarından ötürü hep doğru ve iyi olanı yapmaya daha yatkındılar. onlardaki çocuk saflığı ve iyiliği (aynı zamanda farkındalık) ise hiç kaybetmemeyi dileyeceğimiz bir şeydi. orada ağlayan bir çocuk gerçek adaletin tek işaretiydi işte sadece bu nedenle bile onu hiç kaybetmemeyi dilerdi insan. ancak "büyük" olmak, sınırlarımızın olması, çok fazla sorgulamamak daha yeğdi değil mi. ...bu arada atticus kadınların jüri üyeliği hakkında "hassas ve narin kadınlarımız" derken yasanın geri kalmış mantığıyla dalga geçmiş, kadınlardan dolayı davaların uzun sürmesi yorumunda da büyük ihtimalle aynı şekilde sadece çevresindeki kadınlara hitaben espri yapıyordu. aksi halde büyük bir çelişki doğar bu cümlede. seksist bir durum olduğunu düşünmüyorum çünkü ne atticus'un ne de ailesinin dönemle uzaktan yakından alakaları olduğunu görmemiştim. eleştirdiğim bir yönü olduğunu hatırlamıyorum ama kendimi çocukları yerine koyunca onun için korkup bu yüzden kendisine kızdığım zamanlar da olmuştu tabi.
    feste
  5. youreads sayesinde tanıştığım, nihayet bu akşam bitirdiğim, 1961'de pulitzer roman ödülü kazanan sürükleyici harper lee romanı.

    yazıldığı dönemin amerikasında yaşanan ırkçılığa, bir babanın çocuklarının eğitimine verdiği özveriye ve adalet olgusuna değinen, üstelik bunu okuyucuya bir çocuğun ağzından harika bir üslupla anlatmayı başaran bir roman bu.

    çok fazla olay anlatıyor. ama şu var ki, olayların vardığı nokta hiç değişmiyor,
    "istediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır."

    bir önceki giride feste'nin belirttiği gibi, çocuklar yaşlarının üstünde bir olgunlukla konuşuyorlar ancak atticus gibi bir adamın çocuklarının böyle olmasına şaşırmamak lazım diye düşününce bu fikir de tamamen uçup gidiyor.

    dolayısıyla, her şeyin oldukça doğal ilerlediği, okuyucuyu ilk sayfalarından itibaren içine çekmeyi başarmakla beraber son sayfasına kadar içinde tutan harika bir kitap bülbülü öldürmek.

    üstelik okuyan herkesin aklında kalacağına emin olduğum bir cümlesi var ki, tespitin dibidir kanımca.

    "sıfatları çıkarırsan geriye gerçekler kalır."

    son olarak içimden geldi, bu kitap dahil olmak üzere, bir çok kitapla tanışmama vesile olan sözlük ahalisine sonsuz teşekkürler, siz hep yazın ki ben de hep okuyayım.
  6. şeker portakalı, pal sokağı çocukları, charlie' nin çikolata fabrikası, boyalı kuş ve bülbülü öldürmek hatırladığım kadarıyla çocukların dünyasını anlatan 5 kitaptı okuduklarım arasında. bunlar arasında bir çocuğun dünyasını, bakış açısını, hayatı algılayışını en iyi anlatan kitap budur bana göre.
    işlenen hikaye zaten çok güzel bir de bunu küçücük bir çocuğun gözlerinden anlatması olayı daha ilginç kılmış. bunu yaparken de gerçekten o çocuk olmuş yazar.
  7. +yanılıyor olmasılısın atticus
    - neden?
    +herkes senin yanıldığını söylüyor
    -düşünebilirler. saygı göstermek gerekir ama başkaları ile yaşayabilmeden önce kendimle yaşamayı bilmeliyim. çoğunluğun sesi doğrudur kuralının dışında yalnızca vicdan kalır.
  8. ufak bir tavsiye; kitabı okumadan evvel olayların anlatıldığı döneme göz atmak kitabı anlamak açısından oldukça faydalı olabilir.

    romanında atticus finch gibi bir baba figürünü bize kazandıran harper lee, tüm toplumu yakındıran ilgilendiren ırkçılık gibi olayları bir çocuğun gözünden anlatmıştır.

    ayrıca kitabın devamı için: (bkz: tespih ağacının gölgesinde - harper lee)