• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.55)
Yazar harper lee
bülbülü öldürmek - harper lee
1960 yılında yayımlandığından bu yana bütün edebiyatseverlerin gönlünde özel bir yer edinen, pulitzer ödüllü bülbülü öldürmek, amerika'nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, scout finch'in gözünden anlatıyor. harper lee, kullandığı yalın ama çarpıcı dil aracılığıyla adalet, özgürlük, eşitlik ve ayrımcılık gibi hâlâ güncel temaları, scout'ın büyüyüş öyküsüyle birlikte dokuyarak, iyilik ve kötülüğü hem bireysel hem de toplumsal düzeyde mercek altına alıyor. bir "zenci"nin haksız yere suçlanması üzerinden gelişen olaylar; önyargılar, riyakârlık, sınıf ve ırk çatışmalarıyla beslenen küçük amerikan kasabasının sınırlarını aşıp, insanlar arası ilişkide adaletin ve dürüstlüğün önemini anlatan evrensel bir hikâyeye dönüşüyor. etkileyici gerçekliği ile ürperten, "insani" vurgusuyla sarıp sarmalayan, çağdaş dünya edebiyatının en önemli örneklerinden biri olan bu klasik roman, ülker ince çevirisiyle tekrar türkçede. "istediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır."(tanıtım bülteninden) (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. 1926 doğumlu (bkz: harper lee) 'nin pulitzer ödüllü yayınlanmış ilk ve tek romanıdır. ayrıca harper lee'nin kendi çocukluğunda tanıklık ettiği olaydan esinlenerek yazdığı roman yarı otobiyografik niteliktedir. romanda işlenen ırkçılık ve eşitsizlik kavramlarının gerek bireyler gerekse kasaba halkı üzerindeki etkisi 11 yaşındaki scout finch'in gözünden, yalın ancak sarsıcı biçimde anlatılmaktadır.

    meraklısı için: kitabın devamı niteliğindeki go set a watchman'ın temmuz/2015'te yayınlanacağı duyurulmuş. dilimize ne zaman çevrilir bilinmez tabi.
  2. alışılmışın dışına çıkıp, henüz okumayanlara önce film uyarlamasını izlemelerini önereceğim kitaptır. kitabı okurken filmdeki karakterlerin tip, ses ve aksanlarını eşleştirdiğinizde okuma keyfinin çok daha yukarılara çıktığını göreceksiniz. filmi izleyenler casting'in ne kadar başarılı olduğu konusunda bana hak verecektir diye düşünüyorum.
  3. bu kitabi okudugumda iste olmak istedigim, cevremde gormek istedigin insanlar bunlar demistim, olabildim mi yada gorebildim mi orasi mechul
  4. kitap ne anlatiyor ?

    kitap güney amerikanın alabama eyaletine bağlı maycomb kasabasında geçer. ilk sayfalarında scoudın size abisinin elinin sakatlığının nedenini anlattığını düşünebilirsiniz oysa sayfaları çevirdikçe sakat bir elin hikayesini unutur; irkçılığın, zenci-beyaz ayrımının çok yoğun olduğu ve ekonomik buhranın yaşandığı bir dönemde, beyaz bir kadınının ırzına geçmekle suçlanan zenci tom u savunmak zorunda kalan atticus un, onun ailesinin yaşadıklarına, toplumdan gördükleri baskılara dalarsınız. ancak kitabın sonu geldiğinde ilk sayfaları açıp jem'in kolunu düşünecek vaktiniz olur.

    yorumlarım :

    *yazar bizlere hiç hissettirmeden olaylar aracılığıyla kasabanın tarihi, sosyal, ekonomik, siyasi yapısını bize öyle güzel anlatır ki kasabada bir olay daha olsa kim nasıl tepki verir tahmin edebiliriz.

    *scout kişileri ve olayları çok çok iyi gözlemler ve tahlil eder. bu okura karakterleri otutturma içselleştirme şansı verir. verdiği bir şey de elbette edebi hazzı..

    *kitap o dönemdeki hemen hemen her şeye ucundan ya da doğrudan değinir. adeta o dönemde yaşamış bir çocucuğun hafızasına sahip olursunuz.

    *bende rahatsızlık uyandıran tek yer aynen alıntılıyorum : “…bir kere bayan maudie jüri üyesi olamaz çünkü o bir kadın.” “yani alabama'da kadınlar jüri üyeliği yapamaz mı demek istiyorsun?” öfkelenmiştim. “evet öyle. galiba hassas ve narin kadınlarımızı tom robinson davası gibi iğrenç davalardan korumak istiyoruz. ayrıca,” diyerek gülümsedi atticus, “kadınlar katılsaydı, başlayan bir dava bitebilir miydi hiç, kuşkuluyum; durmadan araya girip sorarlardı.” …. atticus burada ciddi miydi yoksa yasayla dalga mı geçiyordu bilemedim. eğer ciddiyse atticus gibi bir adam bile böyle düşünüyorsa o dönemin ne kadar vahim bir halde olduğunu anlayabiliriz. tabiki dalga geçtiği varsayımı üzerinde duruyorum. bu belkide çok açıktır ben anlayamadım.

    *kitabın sonlarında çok manidar bir yer var yazmadan edemeyeceğim. sınıfta çocuklar hitlerin yahudilere yaptığı zulümlerden bahsediyor. öğretmen demokrasi nutku çekip; biz ,amerika,demokrasiyiz almanlar ise diktatörlük diyor. çocuklar yahudilerin neden eziyet gördüğünü merak ediyor. sonrasında cecil söz alıyor “tam bilmiyorum ama, parayı mı ne değiştirmek istiyorlar ama bu onlara zulmetmek için bir neden olamaz. onlar da beyaz öyle değil mi ?

    unutmak istemediğim paragraflar :

    -atticus, jem'e, ” arka avluda konserve kutularına ateş etmeni tercih ederim ama kuşların peşine düşeceğini biliyorum,“ dedi. "istediğin kadar saksağan vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.”

    - atticus, “ ama başka insanların yüzüne bakabilmek için önce kendi yüzüme bakabilmeliyim. çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır.”

    -"… ,gerçek cesaretin ne olduğunu görmeni istiyordum, gerçek cesaretin eli tüfekli bir adamla ilgisi olmadığını. daha başlamadan yenildiğini bile bile başlamak ve her ne pahasına olursa olsun sonuna kadar devam etmek olduğunu. nadiren de olsa bazen kazanırsın. bayan dubose kazandı, kırk sekiz kilosunun kırk sekizini de kazandı. hiç kimseye, hiçbir şeye borçlu olamdan öldü. hayatımda tanıdığım en cesur kadındı. ”

    -vaazı açıkça bir suç duyurusuydu, arkasındaki duvarda yazan özlü sözün sade bir şekilde ilanıydı : sarhoş edici içkilerin, kumarın ve tuhaf kadınların kötülüklerine karşı sürüsünü uyardı. kaçak içki satanlar bölgede yeterince sorun yaratmışlardı ama kadınlar daha kötüydü. kendi kilisemde tanık olduğum gibi yine burada da bütün din adamlarının kadınların iffetsizliği öğretisini takıntı haline getirdiklerine tanık oldum.

    - “atticus…” dedi jem soğuk bir sesle.kapı ağzında duran atticus geriye döndü, “ ne var,oğlum?”
    "bunu nasıl yapabilirler, nasıl?”
    “bilmiyorum ama yaptılar. daha önce de yaptılar, bu gece yaptılar, yine yapacaklar, yaptıkları zaman … öyle görünüyor ki yalnızca çocuklar ağlayacak. iyi geceler.”

    -… “o zaman iş gelip jüriye dayanıyor. jürileri kaldırmak gerek.” jem çok katıydı. “bize karşı çok sertsin, oğlum. daha iyi bir yolu vardır belki, bana sorarsan. yasa değiştirilebilir. ölüm cezası gerektiren suçlarda cezayı saptama işi yargıçlara bırakılabilir.” “o zaman montgomery'ye git ve yasayı değiştir”“bunun ne kadar zor olduğunu bilsen şaşarsın. değiştiğini ben göremem, sen bile ancak yaşlandığında görürsün.bu jemin hiç hoşuna gitmedi. "hayır efendim, jürileri kaldırmaları gerekir. adam bir kere suçlu değildi, suçlu dediler.“ o jüride sen olsaydın, senin dışında senin gibi on bir oğlan daha olsaydı tom özgürlüğüne kavuşurdu, bugüne kadar senin hayatındaki hiçbir şey akıl yürütme sürecine engel olmadı. tom'un jürisindekilerin hepsi de günlük hayatlarında makul insanlar ama akıllarıyla kendilerinin arasına bir şeylerin girdiğini gördün. o gece hapishanenin önünde de aynı şeyleri görmüştün. o adamlar o gece çekip gittiklerinde akılcı oldukları için gitmediler, gittiler çünkü orada biz vardık.dünyamızda insanların akıllarının başlarından çıkmasına yol açan bir şey var; jüridekiler isteseler bile adil olamazlardı. bizim mahkemelerimizde beyaz adamın dünyasıyla siyah adamın dünyası karşı karşıya geldiğinde, her zaman beyaz adam kazanır. bunlar çirkin ama hayatın gerçeği.”

    -“benim için siyahinin cehaletinden yararlanan beş para etmez bir beyaz adamdan daha mide bulandırıcı bir şey yoktur. kendimizi kandırmayalım; fatura kabarıyor ve bu günlerde o faturayı ödeyeceğiz. umarım onu ödemek siz çocuklara kalmaz."

    not : ben kitabı okuduktan sonra filmi izledim, iyi ki öyle yapmışım. tavsiye ederim.

    son olarak okuyun, okutun efendim.
  5. tabi ki kitaptaki çocuklar çok şey yaşadılar ama yine de çok yerinde ve güzel sorgulamalar yaptıklarını farkediyordum en çok dikkatimi çeken bu olmuştu sanırım, yaşlarından büyük görünmüşlerdi bana (büyüklükten kastım olgunluk yoksa kaç yetişkin iyi bir gözlemci haline gelip , hem hoşgörüyü hem saygıyı kaybetmeden varolabiliyordu ki) iyi gözlemciydiler, saygılıydılar ve iyi bir babaya/öğretmene sahip olduklarından ötürü hep doğru ve iyi olanı yapmaya daha yatkındılar. onlardaki çocuk saflığı ve iyiliği (aynı zamanda farkındalık) ise hiç kaybetmemeyi dileyeceğimiz bir şeydi. orada ağlayan bir çocuk gerçek adaletin tek işaretiydi işte sadece bu nedenle bile onu hiç kaybetmemeyi dilerdi insan. ancak "büyük" olmak, sınırlarımızın olması, çok fazla sorgulamamak daha yeğdi değil mi. ...bu arada atticus kadınların jüri üyeliği hakkında "hassas ve narin kadınlarımız" derken yasanın geri kalmış mantığıyla dalga geçmiş, kadınlardan dolayı davaların uzun sürmesi yorumunda da büyük ihtimalle aynı şekilde sadece çevresindeki kadınlara hitaben espri yapıyordu. aksi halde büyük bir çelişki doğar bu cümlede. seksist bir durum olduğunu düşünmüyorum çünkü ne atticus'un ne de ailesinin dönemle uzaktan yakından alakaları olduğunu görmemiştim. eleştirdiğim bir yönü olduğunu hatırlamıyorum ama kendimi çocukları yerine koyunca onun için korkup bu yüzden kendisine kızdığım zamanlar da olmuştu tabi.
    feste
  6. youreads sayesinde tanıştığım, nihayet bu akşam bitirdiğim, 1961'de pulitzer roman ödülü kazanan sürükleyici harper lee romanı.

    yazıldığı dönemin amerikasında yaşanan ırkçılığa, bir babanın çocuklarının eğitimine verdiği özveriye ve adalet olgusuna değinen, üstelik bunu okuyucuya bir çocuğun ağzından harika bir üslupla anlatmayı başaran bir roman bu.

    çok fazla olay anlatıyor. ama şu var ki, olayların vardığı nokta hiç değişmiyor,
    "istediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır."

    bir önceki giride feste'nin belirttiği gibi, çocuklar yaşlarının üstünde bir olgunlukla konuşuyorlar ancak atticus gibi bir adamın çocuklarının böyle olmasına şaşırmamak lazım diye düşününce bu fikir de tamamen uçup gidiyor.

    dolayısıyla, her şeyin oldukça doğal ilerlediği, okuyucuyu ilk sayfalarından itibaren içine çekmeyi başarmakla beraber son sayfasına kadar içinde tutan harika bir kitap bülbülü öldürmek.

    üstelik okuyan herkesin aklında kalacağına emin olduğum bir cümlesi var ki, tespitin dibidir kanımca.

    "sıfatları çıkarırsan geriye gerçekler kalır."

    son olarak içimden geldi, bu kitap dahil olmak üzere, bir çok kitapla tanışmama vesile olan sözlük ahalisine sonsuz teşekkürler, siz hep yazın ki ben de hep okuyayım.
  7. şeker portakalı, pal sokağı çocukları, charlie' nin çikolata fabrikası, boyalı kuş ve bülbülü öldürmek hatırladığım kadarıyla çocukların dünyasını anlatan 5 kitaptı okuduklarım arasında. bunlar arasında bir çocuğun dünyasını, bakış açısını, hayatı algılayışını en iyi anlatan kitap budur bana göre.
    işlenen hikaye zaten çok güzel bir de bunu küçücük bir çocuğun gözlerinden anlatması olayı daha ilginç kılmış. bunu yaparken de gerçekten o çocuk olmuş yazar.
  8. +yanılıyor olmasılısın atticus
    - neden?
    +herkes senin yanıldığını söylüyor
    -düşünebilirler. saygı göstermek gerekir ama başkaları ile yaşayabilmeden önce kendimle yaşamayı bilmeliyim. çoğunluğun sesi doğrudur kuralının dışında yalnızca vicdan kalır.
  9. ufak bir tavsiye; kitabı okumadan evvel olayların anlatıldığı döneme göz atmak kitabı anlamak açısından oldukça faydalı olabilir.

    romanında atticus finch gibi bir baba figürünü bize kazandıran harper lee, tüm toplumu yakındıran ilgilendiren ırkçılık gibi olayları bir çocuğun gözünden anlatmıştır.

    ayrıca kitabın devamı için: (bkz: tespih ağacının gölgesinde - harper lee)