1. edebiyat çevrelerinde bir ezber üzerine oturtulmuş olan büyülü gerçekçilik, ezber sunumlardan çok daha fazlasını okurla buluşturur. okurun ilişki kurabildiği somut gerçeğe, yazar tarafından iliştirilen gerçeküstü öğe, okurca sorgulanmasına lüzum olmayan bir bal gibi çalınır. yazarın aktardığı üslup o kadar normal gelir ki evet, remedios uçar. gerçekten de. zira güzelliğine, bu çirkin dünya düzeninde leke sürülmemelidir. ve edebiyatça sunulan bu üslup edebiyatın en eğlenceli ve şaşırtıcı şekilde farklı bir empati biçimi doğuran argümanı oluveriyor.

    bir başka edebi eserde, her gün babasından dayak yiyen bir karakterin sevgilisi, babasını öldürür. artık kız her sabah uyandığında bedeninde oluşan morarma ve şişlerle mücadele edecektir. zira kabuslarına karışır babası.

    bir başkasında ise, kızının hangi erkekle ilgili düş kurduğunu merak eden anne kızıyla aynı rüyaları görür.

    büyülü gerçeklik genelde benzer motiflerle karşımıza çıkabilir, özellikle salgın hastalıklar en belirgin büyülü gerçekçilik anlatılarından biri oluverir. ilk olarak bu üslup ve tekniğe eserlerinde yer veren kimi yazarların eserlerine göz atalım;

    midnight's children'da iyimserlik salgını söz konusudur. ya da bu türün babası, damarı cien anos de soledad'da baş gösteren uykusuzluk ve unutkanlık hastalıkları bu müstesna eserin en ilgi çekici bölümleri olmaktadır. yine salman rushdie'nin başarılı eseri the enchantress of florence 'da kadınlar arasında kavgaya neden olan bir hastalık vardır.

    italo calvino'nun şiirsel anlatısı ve görsel etkileri olan başyapıtı le citta invisibili pek aklımda değil, ancak şimdi sayfaları açıp karıştırsam eminim marco polo'nun, kubilay han'a anlattığı hikayelerin çatlakları arasından nükseden bir salgın çıkacaktır.

    her ne kadar büyüsel bir lezzet barındırmasa da gabriel garcia marquez'in el amor en los tiempos del colera ve del amor y otros demonios salgınlar söz konusudur.

    the people of paper'da ise kurşun illeti baş gösterir.

    peki bu doğrultuda 'neden salgın hastalık' sorusu gelir?

    yazarların oluşturduğu imgelerin her zaman alegori ile ilişkilendirilmeye çalışıldığı bir ortamda (ki pek çok yazar bunu yadsır) şöyle bir sonuç elde edebiliriz;

    kullandıkları üslup doğal bir çekim alanı yaratır ve edebi bir kanser türü (olumsuz bir anlam da değil) ortaya çıkar, bu da salgını doğurur. doğası gereği aşırı saflıkla yıkanan karakterlerin bulundukları çerçeveye uyumlu bir hastalık konar.

    diğer taraftan büyülü gerçekçilik sadece motiflerle açıklanabilecek bir biçim değildir. aslında verebileceğim pek çok örnek olmakla birlikte şuan aklıma gelen, marquez'in kolera günlerinde aşk kitabının ilk bölümlerinde bahsi geçen 'pencere tadı' tamlaması geliyor. o kadar istisna bir tamlama ortaya koyuyor ki marquez şaşırsanız da, farkında olmadan benzer süreçlere bizlerinde takıldığını düşünmekteyim. bilinçsizce tabi, özellikle uyuklamalarla hissedilen ama hep belirsiz kalan o izsiz uyku hatıralarında.

    kelimelerin farklılık yaratarak süzülmesinin yanında bir diğer gözle görülür faktör de özellikle sıvıların anlamlı ya da anlamsız bir biçimde yönelebildikleri son deliğe kadar gidişlerinin aktarılmasıdır.

    misal arcadio öldürüldüğünde vurulduğu yerden taaa eski evine, annesi ursula'nın mutfağına kadar süzülür kanlar. belki de küskün ailesiyle son kez kucaklaşır arcadio. bilemiyoruz. benzer bir şey kağıt insanlar isimli romanda da söz konusu. bu konuda dikkatimi çeken kanın, sütün veya her neyse onun, kendine ait bir bilinçle değil de salt olması gerektiği için böyle bir izleniminin yaratıldığını görürüz. böylece 'büyü' arkaya itilir ve ortaya serpilen doğallığı yeni doğa kanunu olarak kabul ederiz.

    her neyse.

    büyülü gerçeklik öğelerine sinemada dahi rastlarız. ancak edebiyat dilini seven biri olarak, edebiyatın diliyle 'imasız' gelişen bu anlatı türünün içinde barındırdığı acıları daha tutarlı görüyorum. böyle seçkin bir anlatı türüne herkes şahit olmalı; kapı deliğinden küçülüp girerek değil de kapıda kalan kederli tozların size anlatacaklarına kulak vererek.

    özellikle edebiyat okurları bu türe yatkınlık duymalarından mütevellit okudukları pek çok eseri büyülü gerçekçilik ile ilişkilendirme ihtiyacı duyarlar. varoluşçu bir sönümle damgalanan gregor samsa'dan, kullandığı öğeler edebiyat kanalında dahi sınıflandırılamayacak kadar kuvvetli olan jorge luis borges ve kendine özgü kurgu ve muzip öyküleriyle julio cortazar bu türe ait eserler vermemiş ancak belki, sadece selamlaşmışlardır. paul auster- yükseklik korkusu eseri bu türün sınıfına asla giremez. hatta ve hatta haruki murakami ve iyi bir okuru derinden yıpratacak biçimde elif şafak isimleri bu türün sınıfına asla giremezler.

    olağan dışı ve mucizelerden yalıtılmış bir süreci ifade eder büyülü gerçekçilik. kendine özgüdür. sıradan dünya içerisine serpilmiş tüm gerçek üstü öğeler sadece okuru etkileme amacını güderken büyülü gerçekçilik her zaman bir metafor izleğinde takip edilir. sapla saman karıştırılmamalı.
  2. marquez severlere son dönemlerde yayınlanan bir kitap tavsiye edebilirim.

    büyülü gezgin - nikolay leskov / everest yayınları / öykü

    alberto manguel “leskov olmasa gabriel garcia marquez olmazdı” demiş.
  3. fantastik edebiyatla keskin bir şekilde ayrılan tür. tamamen farklı parametreleri vardır; fantastik edebiyatta başka bir dünya kurgulanırken yahut varolan dünya bambaşka işleyişle yapılanırken büyülü gerçekçilikte ise gerçeklik son derece baskındır. büyü/sihir vb. öğeler ise olabildiğince gerçekçi sanki dünyanın olağan akışında normal şeylermiş gibi yansıtılır.

    en önemli temsilcisi tabii ki jorge luis borges'tir (aksi düşünülemezdi).

    zaman zaman ne oluyor lan burada edasına kapılıp olan bitene yabancı kalsanız da, olanlara anlam veremeseniz de simgesel anlatım gibi yöntemlere aşina olursunuz. zeka pırıltıları saçan anlatılar içinde kaybolup gidersiniz.