• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
c.r.a.z.y. - jean-marc vallee
jean-marc vallée'nin c.r.a.z.y adlı son filmi, 60'lı yıllardan başlayarak orta-sınıfa mensup montreal'li bir aileden sıra dışı bir baba-oğul hikayesi aktarıyor. doğası gereği, kendisinden beklenilenden farklı davranmak zorunda kalan erkek çocuğun yaşadığı çelişkilerin, kendi benliğini aramasının ve olgunlaşmasının anlatıldığı hikaye kanada'nın bir nevi babam ve oğlum'u sayılabilir.

kişisel tercihleri (hediye gibi, müzik gibi), hayata bakış açıları çelişen bu iki insanı kopmaktan alıkoyan ise, kardeşlerini yalnızlığa mahkum eden her biri birbirinden acayip özelliklere sahip dört erkek evlat ve oğlunun mistik güçlere sahip olduğuna inanan bir anne (danielle proulx). her şeye rağmen babasına büyük bir hayranlık duyan ve ona yaranabilmek için hayatını uzunca bir süre yalanlar üzerine koyan zach'in doğasıyla girdiği amansız mücadelenin, onu çıldırmanın eşiğine getirmesi üzerine bir film c.r.a.z.y.

quebec'te başlayan ve kudüs'e kadar uzanan fiziksel ve ruhsal bir yolculuğun, toplumsal baskının, insan doğasının, mücadelenin ve azmin anlatıldığı eşsiz bir baba-oğul hikayesi olan c.r.a.z.y; michel côté'nin unutulmaz performansıyla ölümsüzleşiyor. sinemaseverlerin kulaklarının pasını alacak muhteşem parçalar (david bowie, pink floyd, rolling stones vb.) ve dokunaklı final de cabası.
  1. bazı filmler ne kadar kötü olursa olsun soundtrack kullanımı doğruysa filmin geri kalanıyla ilgili bütün beğenmediğim noktalar siliniyor(bkz: american hustle) .
    bu film hem çok güzel hem de soundtrack'ı muhteşem. en iyi david bowie müziği kullanımını bu filmde görebilirsiniz. ayrıca eşcinsel insanları topluma tanıtma gibi bir görev üstleniyor, ana karakterle düşünceleriniz ne olursa olsun empati yapıyorsunuz. bunun yanında film objektif olarak din kavramını da tartışıyor. bir yanda bazı ritüelleri eleştirirken, maneviyatı yüksek bir film. filmdeki aile tam bir türk ailesi, erkek çocuğunun serserilikleri baba tarafından yüceltiliyor.
    kısaca eşcinsellik, din, aile gibi kavramları parmakla göstermeden anlatıyor, siyah-beyaz yok bu yüzden çok gerçekçi.
    en sevdiğim filmlerden biri, mutlaka izleyin.
    ayrıca (bkz: sympathy for the devil)
  2. bir kaç yıl önce izleyip önceden adını duyduğum ama ilgimi çekmeyen david bowie ' isimli bir zaatı bana bahşetmiş olan filmdir. bu filmden önce life on mars?ı söyleyen garip bir ingilizken bu filmden sonra benim için vazgeçilmez olan david bowie öldüğünde bu filmi izlediğim bile aklımdan çıkmıştı . bir kaç gün önce aklıma geldi ve gerçek anlamda filme borçlu olduğumun farkına vardım.

    konusu,konuyu işleyişi , soundtrack 'ı ile güzel film. aile yaşamını , eşcinsel birey olmayı , toplumdaki normların kim olacağınıza karar vermesinin ne kadar saçma olduğunu ve olmadığınız biri gibi davranmanın sizi nasıl tüketebileceğini ortalamanın üstünde bir şekilde anlatmış.
  3. giriş
    gelişme
    sonuç
    bölümlerinden oluşan, şimdilerde popüler olan yönetmen vallee'nin ilk dönem filmlerinden.
    sde
  4. muhteşem 70'ler müziğiyle daha da güzelleşmiş çok başarılı bir aile draması.

    !---- spoiler ----!

    müziklerden bahsedecek olursak özellikle sympathy for the devil'ın kullanıldığı kilise sahnesi ve zach'in space oddity eşliğindeki sahnesi çok güzeldi.
    zach'in cinsel kimlik bunalımları ve iç savaşı çok iyi yansıltılmıştı. annesinin elbiselerini giymesiyle babasıyla arasında başlayan savaş, her dua edişinde "lütfen tanrım, homo hariç her şey, lütfen homo olmayayım" demesi ve cinsel kimliğinden emin olduktan sonra gerçeği reddetmek için eşcinsel olduğu söylentisi yayılmış olan başka bir çocuğu dövmesi, kız arkadaş edinmesi vs. süreçleri güzel işlenmişti. tabi bu noktada baba karakteri bana american beauty'deki asker babayı anımsattı ve "hmm gizli eşcinsellik mi acaba?" diye düşünmeden edemedim.
    aile o kadar güzel işlenmişti ve oyunculuklar o kadar başarılıydı ki her kardeşin her karakterin hikayesi ayrı ayrı kuvvetliydi. yan karakter diye geçiştirilmemişti sanki kimse. her noel'de ailenin toplanması, babanın her seferinde emmenez moi'yı söylemesi çok hoş ayrıntılardı.
    son olarak raymond'ın ölümü, anne'nin tost ekmeklerine ütüyle vuruşu ve zach'in mezara ot bırakması yüreğimi dağladı. doris'e (raymond'ın eski kız arkadaşı) çok üzüldüm bir de ben. yine de zach ve babasının geç de birbirlerini kabullenmesi ile buruk bir mutlulukla bitti film ve en sevdiğim filmler arasında yerini aldı.

    !---- spoiler ----!