• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.80)
captain fantastic - matt ross
imdb

in the forests of the pacific northwest, a father devoted to raising his six kids with a rigorous physical and intellectual education is forced to leave his paradise and enter the world, challenging his idea of what it means to be a parent.
  1. viggo mortensen sevenlerinin kaçırmaması gereken film.
    sürükleyiciliği, renk tonajı, 6 çocuğun sevimliliği ile izlemeye değer buldum. mevcut sistem yada toplum ile içiçe yaşamadan, eğitim, öğretim, beslenme alışkanlıkları kısaca hayat ile mücadele çabası ile sıradışı bir aile, sıradışı bir baba var idi. her ne kadar sistem ve kapital karşıtı görüntü bizler için cazip olsa da filmin işleyiş şekli bir amerikan filmi tanıtım, yüceltme, durma dip noktalarında sıradışına çıkamadı. empati yeteneği yaptırdı ben olsam napardım yada bireysel hedeflerde daha yukarılara çıkılabilir mi sorularını sordurmayı başardı.
  2. arşivlik bir eser. doğa-orman sahnelerinde kendimi filmin içerisinde bulduğumu söyleyebilirim. hayatı , inançları , yaşayış biçimimizi sorgulatan , düşündürten ; onaylamasak dahi farklı bakış açıları kazandırtan , çok güzel alıntıların yapıldığı ve bana göre boş sahne içermeyen çok güzel bir yapım. vakit geçirmelik değil ; üzerinde konuşulası , düşünülesi , araştırma yapılası , ufuk açıcı ,dopdolu ve benim için unutulmazlar arasına giren film gibi filmdir.
    rosky
  3. insanın doğayla olan bağını ve insanın doğaya dönüşünü konu alan film. filmdeki aile bir nevi avcılık ve toplayıcılıktan tarıma geçmekte. mevcut düzenin bir çok şeyi eleştirilmekte bunların başında din,eğitim,sağlık,yeme-içme... gelmekte. her ne kadar kapitalizm eleştirisiyle başlayıp devam etse de sonunda yine kapitalizm kazınıyor. kapitalizmin kapitalizmi eleştirmesinden çıkan sonuç yine kapitalizmin kazanması oluyor.
    renk konusunda wes anderson kadar iyi olmasa da film pastel renkleriyle ve canlılığıyla izlenilebilir.
  4. yer yer küçük spoilerlar içerecektir.

    öncelikle bu filmi izlememi sağlayan üstelik de sadece 6 tl' ye (öğrenciye 4) bunu sağlayan başka sinema ya teşekkürler.

    film, bazı sinema sitelerinde de okuyabileceğiniz üzere pek çok şehir insanının ütopyasını ve bunun sonuçlarını sunuyor size. başladığı andan itibaren bir iki soru işareti olsa da hep 10 üzerinden 8' lik, 9' luk bir film olarak devam etti benim kafamda, ta ki bitmesi gereken yerde bitirilmeyip(bana göre tabii) uzatıldığını görene kadar.

    filmde ormanda, şehir hayatından uzakta, vahşi hayatın şartlarına uygun olarak yetiştirilen 6 çocuk ve bunları yetiştiren babanın -ama babadan daha çok hoca/usta- hikayesi anlatılıyor. ilk başta babanın bu fazla otoriter tavrını yadırgıyor olsanız da o şartlarda hayatta kalabilmek için böyle bir şeye gerek olduğu fikrini ikna oluyorsunuz.

    bir şeyleri yazarken konuşur gibi yazdığımdan hangi sırayla gitmem gerektiğine bir türlü doğru karar veremiyorum.

    filmin başında çocukların; bizim ahlak, merhamet anlayışımızdan farklı anlayışlara sahip olduğunu bir iki sert sahne ile çok net şekilde gösteriyor yönetmen. tamam bu güzel, ama sonra şehire inildiği ilk anda bir koyunun öldürülmesi gereken sahnede merhamete tanık oluyoruz. işte ilk itirazım bu merhamete. böyle bir ortamda, böyle otoriter bir hoca tarafından eğitilen bir bireyin şehir hayatına girer girmez bir hayvana merhamet duygusu beslemesi benim kafama yatmıyor. ben yönetmene katılmıyorum. yönetmen sanki burada merhamet duygusu içimizde vardır gibi bir düşünceyi savunuyor gibi geldi bana oysaki kesinlikle katılmıyorum ve bunun öğrenilir bir şey olduğunu düşünüyorum. yine bu sahnede bir erkeğin değil de bir kızın merhamet duygusuyla bir koyunu öldürememiş olması beni irite eden bir notkaydı. ne yani, kadınlar daha duygusaldır, bu mu? bu klişe ezber mi? toplumun bu kadar uzağında yetişen bir bireyde toplumun ezberine neden rastlıyoruz?

    film boyunca erkek vücutları cömertçe sergilenirken ve gerekçe olarak da ''insan da bir hayvandır'' tarzı bir argümana dayanılırken kızların vücutlarının örtülü olması beni biraz rahatsız etmiş olsa da evrim penceresinden bakıp erkeğin, kadında doğurganlık(kalça/göğüs) araması sebebiyle kızların vücudunun erkeklerin güdülerini harekete geçireceğini düşünerek, bu özgürlüğün baba tarafından kızlara tanınmamasını kendi kafamda bir mantığa oturtabiliyorum.

    filmin başlarında nobokov' ın lolita' sı sayesinde güzel bir yol haritası çıkartılıyor aslında seyirci için. bir sahnede baba(ben), kızlarından birinden(kielyr) okuduğu kitabı yorumlamasını istiyor. kielyr da adama kızıyorum ama onu anlıyorum da, 12 yaşında bir kıza aşık, bu yanlış ama diğer yandan aşkı gerçek ve çok güzel gibi bir şeyler söylüyor. ben bu cümlenin filmdeki ana karaktere karşı bakış açımızı belirlememizde yardımcı olmak için kurulduğunu düşünüyorum. burayı daha da açıp uzatmak istemiyorum, filmi izleyenlerin ne dediğimi anladıklarını umuyorum.

    yaygın bir ütopyanın olası sonuçları üzerine olduğu kadar aynı zamanda bir ailenin de hikayesi bu film. otoriter baba, muhtemelen sevgi dolu anne; annenin gidişiyle başlayan sorunlar, çocuklardan birinin içten içe babaya nefreti, tüm o yakınlığa rağmen aslında aralarında var olan duvarlar. bu klişeye karşı ise nötrm. çünkü klişe olsa da bir realite aynı zamanda tüm bunlar.

    açılıştaki sert sahnelere rağmen oldukça sıcak, eğlenceli ve tarafsız ilerliyor film. yani bir doğal yaşam fetişizmi yapmadığı gibi modern şehir güzellemesi de yapmıyor kesinlikle. olabildiğinde objektif şekilde kıyaslamalara gidiyor. genel olarak baştan sonra sıcak, keyifli, düşündürücü bir film olmasına rağmen bana göre bitmesi gereken sahnede bitmiyor işte.

    -spoiler-
    (bitmesi gereken sahne)
    annenin cesedinin yakılması ve orada çalan o müthiş sweet child o' mine covere ile bitmeilydi film.

    oysa burada bitmeyip ya iki uç noktadan da kaçınmak gerek, ortası bulunabilir gibi bir tavır takınması direkt bir not aşağı çekti filmi benim nazarımda. oysaki bu seyirciye bırakılmalıydı bence.

    https://youtu.be/Zdh2hot8rjU
    -spoiler-