• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
çekmeceler - caner alper, mehmet binay
deniz 32. yaşını kutladığı doğum gününün gecesinde kanlar içerisinde hastaneye kaldırılır. hayati tehlikeyi atlatan deniz’i yoğun bir psikolojik süreç beklemektedir. rehabilitasyon evresinde sık sık geçmişe döner ve ruhunda, çok derinde kilitli kalmış çekmeceleri açar. kız çocuğuna nasıl davranacağını tam kestiremeyen bir anne-babanın evinde ergen cinselliğini yaşamaya çalışan deniz’in ruhunda o günlerden gelen yaralar bir bir ortaya çıkacaktır.
  1. m.caner alper'in, gerçek karakter ve hikayelerden esinlenerek kaleme aldığı film; oyuncu bir anne-babanın kızı olan deniz’in etkileyici öyküsünü “oyun” motiflerinin yardımıyla beyazperdeye aktarıyor. 25 yıllık bir hayat hikayesini geriye dönüşlerle anlatan çekmeceler, seyircisine; 70’lerden günümüze uzanan farklı dönemleri dans, dekor, kostüm ve makyajı harmanlayan görsel bir şölenle sunuyor.

    yönetmenliğini zenne filmiyle yurt içi ve yurt dışında pek çok ödül almış olan m.caner alper ve mehmet binay’ın beraber üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ece dizdar, tilbe saran, taner birsel ve nilüfer açıkalın, pınar töre, tuğrul tülek, burak altay, gizem erdem, yekta kopan ve cengiz coşkun gibi isimler yer alıyor.
  2. bu iki yönetmen ebeveyn olmayı, erkeklik kavramını sorguladığı filmle bizi ‘çekmeceler’imizi açmaya davet ediyor.
  3. "kız çocuk cinselliğine korkusuz bir bakış" gibi büyük, iddialı, merak uyandıran bir söylemle ortaya düşmüş bir film. fakat kadın, kız çocuk cinselliğine dair anlatacaklarını patolojik karakterler vasıtasıyla anlatarak (deniz'den değil, babasından söz ediyorum.) kız çocuğu cinselliğinin içini doldurmaktan uzaklaşan da bir yapım. bu haliyle, filme dair çıkarımları genellemek zor, hatta imkansız.

    !---- spoiler ----!

    tamam, problemin vahametini anlatabilmek adına hepimiz bazen abartıya meylederiz. fakat erkek egemen toplumda kadının konumunun vahametini anlatabilmek için penisinin boyutunu fazlasıyla dert eden, ölürken bile penisinin boyutu ile ilgili illüzyonlar yaratma ihtiyacı duyan, hasta ruhlu babanın mastürbasyon yapan kızını vajinasını kesmekle tehdit etmesi, kızı ergenliğe ulaştığında "hala" mastürbasyon yapıyor mu diye donunun ıslanıp ıslanmadığını kontrol etmesi noktasına varmak gerekmiyor bence. sorun bu raddeye ulaştığında ona sorun demeye başlamıyoruz ki.

    !---- spoiler ----!

    yani, kız çocuğu cinselliğinin cefasını, başkalarınca yaratılan buhranını ispat için bu kadar ucu göstermek "ancak böyle şeyler varsa sorun vardır." diyormuş gibi oluyor, film "kız çocuğu cinselliğine korkusuz bir bakış" olarak sunulduğunda.

    filmin yönetmenlerinden caner alper verdiği röportajların birinde baba figürüne değinerek "...kesite o üst noktadan baktığımızda bile toplumda namus algısının ne kadar düşük seviyelerde olduğunu fark ediyoruz." diyor toplumun entelektüellerini ve üst sosyal seviyede olanlarını kast ederek. iyi de filmde çehov, shakespeare oynayarak bu entelektüel kesimi temsil eden baba fazlasıyla patolojik, bir vaka niteliğinde. tamam gene toplumu her seviyesinde namusu kavrayışlarının absürtlüğüyle eleştirelim, yerelim. fakat böyle bir karakter üzerinden nasıl olur da topluma dair çıkarsamalarda bulunabiliriz ki.

    işte sözünü ettiğim bu abartı ve çarpıtmanın var olan elzem problemleri istemeden de olsa yok saymak, üstünü örtmek görevi gördüğünü düşünüyorum.

    !---- spoiler ----!

    deniz'in babasına açtığı savaşı cinselliği üzerinden vermesi makul. eve geç ve içkili gelen kızını bekaret kontrolüne götüren bir baba ve ona olan tepkisini 400 küsur adamla yatarak gösteren bir kadın, bu kadının neredeyse her cinsel deneyimine yer vermeye yeltenen bir film. bilmiyorum gerçekten problemi anlayabilmemiz için bu kadar fazla örneğe ihtiyaç var mıydı. evet, deniz farklı şekillerde, farklı kişilerle, farklı mekanlarda seks yapıyor. ee, bu kadar çok örnekle kadın cinselliği tabularımızı mı yıkıyoruz? kadın bedeninin saklanacak bir tarafı olmadığını mı ispata kalkışıyoruz? trier de mi öyle yapıyordu? yoksa filmi daha çok seyirci için cazip hale mi getiriyoruz? bilmiyorum.

    !---- spoiler ----!

    neyse, bu kadar söylendim ama film izlemeye değer. bir toplum eleştirisi olarak değil ama bir yaşam öyküsü olarak. yalnızca farklı dönemlerin ruhunu başarıyla yansıtan mekan seçimleri; tilbe saran'ın, Taner Birsel'in, ece dizdar'ın ve nilüfer açıkalın'ın oyunculukları; müzik seçimleri, renk geçişleri için bile izlemeye değer.

    trailer
  4. üzerine düşünülmesi, konuşulması, tartışılması gereken film. genel eleştirileri okuduğumda en çok geri dönüşlerdeki kopukluğa dem vurulmakta ve nymphomaniac adlı film ile kıyaslanıp onun türk versiyonu olduğu ifade edilmekte. bu yorumları okurken, bu ülkede sanat filmi izleyicilerinin bile seviyesinin düştüğünü gözlemliyorum, gözlerim acıyor. yani “bu adamlar radikal iş yapıyor, biz de çok entelektüeliz” zırı vırı diye takipte olan, daha izlediği filmde geri dönüşleri birbirine bağlayamayan ve her şeyi anlamak için özellikle de bir başka yabancı versiyona benzetmeye ihtiyaç duyan şekilci bir kesim var. dikkat ederseniz daha filmi yorumlamaya dahi geçemiyorum. neyse.

    film, bir değil birkaç patolojik vakayı birleştirip, birkaç mesaj birden vermek istemekte. benim tespit edebildiklerim;

    -babanın cinsel sorunu (ki bunu öfkeli ve kadınlarına kötü davranan ve narsist bir birey olarak dışa vuruyor)
    -ne kadar kültürel olarak üst seviyede olunursa olunsun namusa ve cinselliğe bakış açısının değişmemesi
    -çocuk mastürbasyonu ve buna tanık olan ailenin yanlış davranışlarının çocuğun gelecekteki ilişkilerine etkisi
    -çocuk yapmak için yapmış ancak gerçek birer anne baba olmayı beceremeyen insanların-ki bunlar genellikle kaç yaşında olurlarsa olsunlar kendileri de henüz yaralı birer çocuk olduğundan, kendi yarasını sarmakla meşgulken, kendini dindirememişken ebeveyn olduklarından-çocuklarına verdikleri zararlar.

    tabi bir dizi değil de, film yapıldığından detaylı işlenemeyen meseleler var. mesela, babanın durumu ile ilgili film sonunda da olsa fikir sahibi olduk, ancak ya anne? filmde sadece bir sahnede şöyle diyor “ben de annemin kıymetini bilmezdim ama kaybedince anladım” burada kendisinin de iyi annelik görmemiş biri olduğunu seyircinin yakalaması gerekiyor.

    naçizane fikrim, böyle bir araştırma yapılmış, böyle önemli ve hassas konulara değinilmiş tadına çıkara çıkara anlatılabilir, izlenebilirdi. her bir konu ayrı bir film olabilecekken tek dozda bütün acıyı vermek çoğu bünyeye ağır gelmiş anlaşılan. eşcinsellikle ilgili bir iş vardı hatırladığım “angels in america” diye. adamlar bunu 4-5 bölümlük mini bir dizi olarak çekmişlerdi. bu konunun da filmden ziyade böyle bir mini dizi şeklinde daha detaylı işlenmesi ne hoş olurdu. sanırım o zaman daha çok detay sunulabilir ve izleyici olaylar arasındaki bağlantıyı daha kolay anlayabilirdi.

    örneğin, babanın doğrudan kendi cinsel sorunları nedeniyle kızının cinselliğine müdahale ettiği fikrine de katılmıyorum ben, o tutucu bakış açısı ve narsistliği nedeniyle kızın mastürbasyon yapmasına endişe ile yaklaşıyor. çünkü onun kızı hanım hanımcık olmalı, daha beş yaşımda mastürbasyon yaparsa o kızı büyüyünce idare etmek daha da zorlaşacak.

    diğer yandan, konu çocuk cinselliği olduğundan cinsiyet faktörü hem etkili hem de değil. örneğin, filmde erkek çocuğun mastürbasyon yaptığına şahit olsalar aferin mi diyeceklerdi? ( tam burada “vavien”de oğlunun mastürbasyon yaptığını gören babanın sürekli oğluna elini yıkayıp yakamadığını sorduğu sahne aklıma geliyor) çocuk cinselliğine ailelerin tepkisi cinseyetten öteye geçiyor, bu konuda da hakikaten sınıfta kalmayı hak eden bir toplumuz.

    yerlerinde olsam tanıtım kısmında “kadınların ergen cinselliği” şeklinde bir sınırlamaya girmezdim.belki farkındasınız, belki değilsiniz (baya büyük laf ediyorum) çok daha fazlasını anlatmışsınız.

    bu tarz konulara ilgi duyanlara izlemelerini tavsiye edeceğim bir film. yoksa, filmde paso kadının çıplaklığını ve sevişkenliğini görür, “baba normal olsaydı yaa böyle patolojik vakıalardan yola çıkarsak genel olarak kadınları anlayamayız ama, ne gerek var ki bunlara” dersiniz, boşuna izlemeyin.

    sevgiler.