• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (0.00)
chia e tazi pesen - adela peeva
çeşitli balkan ülkelerinden arkadaşlar -bir yunan, bir makedon, bir türk, bir sırp ve bir bulgar, istanbul'da küçük bir restoranda akşam yemeği sırasında bir ezgi duyuyorlar (üsküdara giderken). bunu duyar duymaz herkes kendi dilinde şarkıyı söylemeye başlıyor. herkes şarkının, ülkesine ait olduğunu iddia ediyor. kendileri çetin bir kavga içinde buluyorlar - bu şarkı kimin?

istanbul'daki bu olay yönetmenizmiz adela'nın aklından çıkmıyor ve küçükken bulgar şarkısı olarak bildiği ezgiyi, diğerleri de neden kendilerinin olarak gördüğünü bulmaya çalışıyor. bu belgesel tadındaki filmin çekimi bu şekilde başlıyor.

farklı ülkeler bu ezginin farklı hallerini görüyor: aşk şarkısı, askeri marş, ilahi, devrim şarkısı, milliyetçilerin marşı vb. ve balkan coğrafyasındaki sosyal ve kültürel durumun tespiti ile balkan halklarının birbirine bakışı açısından da oldukça kıymetli olan bu 2003 tarihli belgesel, aynı yıl avrupanın en iyi belgeseli seçiliyor.
  1. !---- spoiler ----!

    istanbul’dan başlayan adela, burada genç bir kızın katibe yazdığı bir aşk şarkısıyla başlıyor.

    daha sonra yunanistan’ın midilli adasına gidiyor aynı ezgini peşinden. kemanla çalınan bu versiyonunda, bir kese altınını düşeren genç bir delikanlıya güzel bir kızın bunu bulup yardımını anlatan bir aşk şarkısına dönüşüyor.

    arnavukluk’ta ise korçe şehrine ait olduğu düşünüyor bu ezgilerin. mandolinlerle çalınan şarkı yine bir aşkı anlatıyor. ancak, buradan sonra halkın diğer halklara karşı tutumu birden ciddi bir değişime uğruyor. adela, her gittiği yerde bu şarkıyı, şu halk bizim olduğunu iddia ediyor diyor ve hepsi istisnasız bunu sorgulamadan reddediyor. istanbul ve midilli haricindeki yerlerde ise tepki gittikçe sertleşiyor. mesela, korçe şehrinde birisi "sırplar bu kadar güzel şarkı yapamaz" diyor.

    bosna hersek’te ise ezginin farklı sözlerle iki çeşitini gün yüzüne çıkarıyor yönetmen. saraybosna’da, ilk versiyonu akerdeon ile çalınan ve “bana bak, anadolu kızı. hz.muhammet aşkına, sana aşk şarkıları söyleyeceğim” diye başlayan bir aşk şarkısı. 2003 yılında çekildiği için savaşın izlerinin henüz taze olduğu bir dönem ve savaş hakkında bosnalıların hisselerini duyabiliyorsunuz. ikinci versiyonu da bunun üzerine kurulu zaten. bosna savaşı zamanı dini bir motivasyon kaynağı olan sözleri olan versiyonu var. bu ikincisini, allah’ın büyüklüğüyle alakalı bir kaside olarak tanımlıyorlar.

    ezginin bir diğer esintisi ise makedonya’nın skopje kentinde bulunuyor. drenovtsi’li pasta adında güzel bir kıza yazılmış bir şarkı. burada derviş dediği erol adında bir alevi dedesiyle görüşülüyor. erol, şarkıdan ziyade yaşanan toplumsal dönüşüm üzerine konuşmayı tercih ediyor. bosna savaşının aslında allah’ın bir laneti olduğunu ve bunun nedeni olarak da eski yugoslav başkanı marsall tito’ya, bosnalıların şükretmemesini gösteriyor. bir diğer yakınması da, modernleşme adında karışık evliliklerin çoğalması. bosna’da düşülen bu hataya makedonya’nın da hızla düştüğünden dem vuruyor.

    bir sonraki durağı sırbistan’ın vranje şehri oluyor. burada şarkının konusunu, koshtana adında güzelliği dillere destan bir çingene. yine bir aşk şarkısı kıvamında. adela, şarkıyı dinlemek için bir meyhaneye gidiyor. sırplarla arasında müthiş bir iletişim gerçekleşiyor. şakalar, hikayeler derken adela, size bir bosna şarkısı dinletmek istiyorum diyor ve … meyhanede bulunan 25-30 kişi bir an buz kesiliyor. önce bosnalıları, böyle güzel bir aşk şarkısını nasıl savaş marşına dönüştürürler diyerek hırsızlıklar suçluyorlar. sonra da adela’nın yaptığını provakasyon olarak niteleyip, hakaretler eşliğinde darp ederek kovuyorlar. tabi bu arada herhangi bir açıklama yapmasına izin vermeden.

    en son olarak da bulgaristan’ın sofya şehrinden başladığı yolculuğa, bulgaristan’ın ıstranca bölgesinde bitiriyor. söz konusu ezgi burada ıstranca dağlarını anlatan pastoral bir yapıya dönüşüyor. bölgenin osmanlıdan kurtuluşunu temsil eden günde şevkle söyleniyor. şarkının türklere ait olduğunu söyleyince ise “çingene ve türkler en aşağılık uluslar”, “sana bunu kim dediyse yalan”, “bulgar değilseler bıçağı hak ediyorlar”, “şarkıyı bulgar biri söylerken nasıl türk şarkısı olabilir” gibi bir şeyler söylüyor halk. hatta yaşlıca bir adam bunu kim diyorsa asarım filan diyor. bu mantık karşısında şaşıran bulgar adela çok fazla bir şey diyemiyor. zaten bahsedilen tüm bu saçmalıkların yanında, kutlamalarda patlatılan havai fişeklerin orman yangınına yol açması her şeyi özetleyen bir görüntü oluşturuyor.

    !---- spoiler ----!

    yönetmen, belgesele başlarken bir ezginin, bir şarkının, bizleri birleştireceği inancı taşıyor, ancak belgeselin sonunda elinde kalan tek ve en somut şey maalesef nefret.