• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
Yazar John Boyne
çizgili pijamalı çocuk - john boyne
"çizgili pijamalı çocuk, tanımlanması zor bir hikâye. genelde arka kapakta kitapla ilgili bazı ipuçları veririz. ama okumanın zevkini bozacağını düşündüğümüzden bu kitapta bunu yapmadık. bizce, neler olduğunu bilmeden okumaya başlamanız çok önemli. bu kitabı okumaya başladığınızda, bruno adında dokuz yaşındaki bir çocukla bir yolculuğa çıkacaksınız (ama bu kitap dokuz yaşındakiler için değil). ve er geç bruno ile birlikte bir tel örgüye varacaksınız. böyle tel örgüler dünyanın dört bir yanında var. umarız asla rastlamak zorunda kalmazsınız."
  1. yayınevinin arka kapakta kitap ile ilgili herhangi bir bilgi vermekten kaçınmasına saygı göstererek yazının bundan sonrasının spoiler içerdiğini belirteyim. benden günah gitti.

    !---- spoiler ----!

    kitap nazi almanya'sında babası yüksek rütbeli bir asker olan dokuz yaşındaki bir çocuğun hem kendi hayatındaki hem de ülkede gerçekleşen radikal değişikliklere bakışını aktarıyor. brunocuğumuz babasının görevi nedeni ile auschwitz toplama kampı manzaralı bir eve taşınmak zorunda kalır ve şans eseri tellerin arkasındaki yaşıtı yahudi bir çocukla arkadaş olur. ancak toplama kampının ne olduğu, insanların neden orada tutulduğu gibi mevzuları çok anlamayan bruno'nun keşif merakı ve arkadaşına duyduğu sevgi olayların hüzünlü bir şekilde sonlanmasına neden olacaktır.

    !---- spoiler ----!

    yazar ajitasyona girmeden, dönemin olaylarına farklı bir perspektiften yaklaşmış. dokuz yaşında bir çocuğun safça sorduğu sorularla yaşananların aslında ne kadar saçma olduğunu çok basit bir gerçeklikle ortaya koymuş.
  2. dur ben de aynısını yapayım;

    !---------hep sıpoylır buralaa hep sıpıylır buralaa-----------!

    !---- spoiler ----!

    şindi ağbiciğim;
    9 yaşından muzdarip olan, büyük olduğunu herkese kabullendirmeye çalışan ve oyun oynamak eylemlerini, işe gidip çalışmak ciddiyeti ile icraa eden bruno adında bir veletin üzerinden kurgulanan bir hikayedir bu.

    bruno'cuğumuz genç adamımız'ın -ki kendisine küçük adam diyen teğmen kotler'i hiç sevmez- ergen mi ergen, şımarık mı şımarık, şirret mi şirret, yelloz mu yelloz umutsuz vaka bir ablası vardır. 12 yaşındadır kendisi ve her 12 yaşındaki genç kız gibi büyük kadın rolü yapmakta etrafını beğenmemekte, kardeşine eziyetin binini bir paraya göstermektedir. tüm misafirlere ve karşılaştığı kimselere, kardeşinin henüz 9 yaşında bir çocuk olduğunu özür diliyerek söyler ve kardeşinin üzerine basarak kendisinin üstün olduğunu anlatmaya çalışır.
    tabii bu kardeş bizim cancağızımız, birtanemiz, genç adamımız, kaşifimiz bruno. kulako, ağızo, bruno.

    neyse; hikayemiz çocuk hikayesi olmakla beraber, oldukça hüzün yatar altında. bruno, fury efendinin babasıyla ilgili çok önemli planları olduğu için berlin'den out-with'e taşınmak zorunda kalır. tüm arkadaşlarını ki bunlar 3 kişidir, berlin'de bırakmak zorunda kalır. üstelik en sevdiği şey olan keşfetmek oyununu, bodrum ve ayak parmakları üzerinde durup berlin'i izleyebileceği en üstteki yamuk camlı katı da sayarsak 5 katlı evleri berlin'de kalmıştır.

    şimdi uçsuz bucaksız yeşilliğin ortasında, 5 katlı trabzandan yoksun, 6 komşu evi olmayan, hiçliğin merkezinde 3 katlı bir evdedir. buradan nefret ediyordur. arkadaş yok, komşu yok, keşfedilecek hiçbir yer yok. yalnızca penceresinden gözüken, uzaktaki tek katlı bir baraka kümesi, dumanlar ve çizgili altlık, çizgili üstlük ve çizgili şapka giyen insanlar.

    bruno ablasına, hizmetçi maria'ya, annesine ve son çare olarak çok korksa da babasına bu nefretini anlatmış ve hepsinden red cevabı almıştı. fury'nin babası hakkındaki planları yüzünden bunun mümkün olmadığını son olarak babası bruno'cuğumuzun aklına kazımış ve konu kapanmıştı.

    neyse kitabı yazmayalım, brunocuğumuz diyor ki "olm ben keşfetmeyi seviyodum, ne içirdiniz, niye unutturdunuz lan?!" bruno durur mu? başlamış inceden keşif yapmaya. bu ev 5 katlı değil, keşfedilecek bir yer yok. neapmalı peki? evin etrafını saran ve evin boyunda olan uçsuz bucaksız teller boyunca yürüyerek keşif yapmalı.
    ve bir gün öğleden sonra bay litsz'in derslerinin bitiminin ardından, genç adam'ımız vuruyor kendini yollara. derbeder oluyor. biraz ferdi azıcık orhan, bi küçük de müslüm gürses vari şeyler bekliyor kendisini sanıyor.
    ama heyhat nerede? ev o kadar arkada kalıyor ki, uzaklaşıp yok oluyor. ama o kaşif, o var ya hey yavrum hey. durmadan ileri gidiyor tellerin hizasında.
    sonradan ileride bir nokta görüyor. nokta oluyor sana bir damla, damla oluyor sana bir çocuk. anaa! çocuk?! allaaah bruno bir hemyaş gördü! arkadaş! arkadaş!!!1!7!üç!!

    gidiyor çocuğun yanına, karşı tarafta yerde oturuyor çocuk, üzerinde çizgili pijama ve çizgili şapka. beti benzi bembeyaz, gözleri çökmüş, kafası kel, üstü kirli...

    tanışıyor çocukla. ismi shmuel. konuşuyor ediyor filan. bir sene boyunca bu arkadaşlık kırık dökük, hüzünlü tatlı ilerliyor.

    hikaye toplama kampında kalan shmuel ile tanışan ve babası hitlerin ordusunda kumandan olan bruno'nun hikayesi.


    şindi gelelim tahlillere;

    efendim, yazarcığımız tamamen çocuğun gözünden yazayım bu hikayeyi demiş. çocuk ne görür, ne anlarsa öyle göreyim öyle anlatayım.
    fakat evdeki hesap daktiloya uymamış tabii ki. 9 yaşındaki çocuğun yapamayacağı tahliller yapıyor olması, "ağır bir şey söylemek ister gibi baktı ama incitmeden net bir sesle cevap vermeye çalıştı" gibi tahliller 9 yaşındaki, üstelik bruno gibi çok safça yaşamış, kuraldan kurala hayatı sıkıştırılmış bir çocuğa göre hiç değil.
    zaten ilerledikçe kitap, hikaye çocuğun gözünden çıkıp, anlatıcıya dönüşüyor.
    yani bir tutturamama durumu mevcut. hem çocuk gibi anlatılsın, o görsün ve onun kafasındaki gibi anlatayım istiyor hem de büyük bir anlatıcıya veriyor dili.

    bunun dışında hitler'e söylenen führer'e fury diyor. auschwitz'e out-with. fakat ne büyük bir hata yapıp kitaba dip not düşerek fury'nin führer olduğunu vesaire anlatıyor.
    bıraksana bunu biz anlayalım? çocuğun ağzından anlatıyorsun, e bunu da çocuk hikaye kitabı olarak yazıyorsun. niye fury bilmem ne diye açıklıyorsun?

    bruno'nun shmuel'i yüzüstü bırakması, sonradan gidip af dilemesi, shmuel'in onu affetmesi çok hüzünlüyken, bruno'nun shmuel'in yüzündeki morluklara filan hemen bisikletten mi düştün gibi benzetmeleri de çok yaralayıcı.
    sorun şu ki bruno shmuel ile kampa girince de korkmuyor. askerler kamptakileri toplayıp bağırıp döverek eziyet edince de korkmuyor. şimdi kamp fotoğraflarını görüyoruz sağda solda, korkunç görünüyor herkes. bruno korkmuyor.

    bruno'nun shmuel'e pasta götürürken inceden acıktığını hissedip bir ısırık, bir ısırık daha, bir ısırık daha derken pastadan shmuel'e bir ısırıklık kaldığını görüp "ayıp olur bir ısırık bıraktım diye" diye düşünerek onu da yemesi, çocuk bencilliğine çok güzel bir örnekti. beğendim.

    bruno'nun shmuel ve diğer çizgili pijamalı insanlarla öldürüleceği odaya sokulması ve tam olarak çocuğun gözünden yazılması güzel. ama büyük birinin diliyle değil.
    sonradan ailenin, bruno'yu arayıp bulmaya çalışması ve dediğine göre aylarca bulamaması pek sağlıklı gelmiyor.
    üstelik bir sene sonra eşyalarının bulunması filan çok gerçeklikten uzak. baban kumandan, koca kampı o yönetiyor, askerlerinin haddi hesabı yok ve tamamen tel örgülerle çevrili arazidesin ama bulunamıyor eşyaların.
    hadi cesetleri imha ettiler filan. ama kamp alanından tellere uzanan yol çok uzun değil ki?

    bir de teğmen kotler ile annenin inceden bi fiki fiki olayı mı var acaba? bi cilveleşmeler filan. babanın sürekli berlin'e gitmesini fırsat bilen kotlerin anında eve damlaması.
    ben diyim, günahı boynuna, yiyo bunlar birbirini.

    teğmen kotler'in gitmesinden sonra nedense anne kendisini ilaçlı içkiye verip meczup oluyor. yiyor kafayı. nedense aklıma, zamanla büyükanne'nin acılı haline dönüşümü geliyor.

    kitabın son cümlesi de "bu çağda" bik bik, çok itici geldi bana. bu çağda ortadoğu, afrika diye bir gerçek varken hem de. üstelik guantanamo diye bir yer var. bu da yalnızca bildiğimiz bir yer.


    fikrimce, çıtır çerez niyetine okunabilir. çünkü çok derin ve çok güzel işlenebilecek bir konuyu, aceleci ve baştansavma olarak işlenmiş olduğunu düşünüyorum.
    tam bir çocuk gözü ve çocuk ağzıyla, çok daha derin şeyleri ifade ederek anlatabilirdi ve efsane de olurdu.

    !---- spoiler ----!