1. empresyonizm akımının mihenk taşı demekte sakınca bulmadığım fransız ressam. renk ve ışık cümbüşü içerisinde gözümüzün önünde duran büyülü dünyayı resmetmiştir monet. genelde monet denilince akla çiçekler ve doğa resimleri gelse dahi portre ve naturmort eserleri de oldukça etkileyicidir. empresyonist bir ressamın da zaten cinli perili alemler çizmesi beklenilemezdi. fakat monet tam olarak dış dünyayı resimlerine yansıtmamıştır. bu açıdan realist bir yaklaşım gösterdiği söylenemez. sadece dünyanın gürültü patırtıdan uzan ahenk içerisinde devam eden sakin ve sade ve huzurlu yapıyı resmetmiştir. huzuru ışık ve renklerde bulmuştur. yani monet gördüğünü çizmiştir. görme fiiliyatı algıyla alakalı bir kavram olduğu için kişiye göre değişkenlik söz konusudur. bu sebeple monet'e özgü resimler diğerlerinden kolayca ayırt edilebilir.
    monetin resimlerinde bir dinginliğin ve bir o kadar da ruhsuzluğun hakimiyeti söz konusudur yani monet teknik anlamda duayen bir ressamdır. *
    her ne kadar lüzumsuz ve usturupsuzca bulsam dahi içimdeki monet ve van gogh kıyaslamasını yapmaktan kendimi alıkoyamayacağım. her iki ressamında empresyonist olduğu düşünülse dahi gogh üzerinde ekspresyonizm çok daha ağır basan bir faktördür. bu sebeple salt empresyonizm konusunda monet daha başaralıdır. gogh resimleri kişi bünyesinde sarsıntı yaratabilecek bir etkiyle beraber hayranlık ta uyandırırken, monet eserleri sadece hayranlıkla izlenilesi türdendir. gogh resimlerinde etkin rol alan renk sarı iken monet daha çok kızıl ve koyu yeşil tonları tercih etmiştir. daha saçması bir fark gogh hollandalı, monet fransalıdır. en saçma fark ise gogh delidir, monet akıllı.
  2. sanat hayatının 30 yılını nilüferlerin resimlerini çizerek geçirmiş bir büyük üstat.

    paris'in dışında bir küçük kasabadaki evinde kendisine bir bahçe hazırlamış ve bahçeyi sevdiği ağaç ve çiçeklerle süslemiş, ölümüne kadar da bu evde yaşamıştır.

    bir yandan bu güzelim bahçeyi hazırlarken, bir yandan da resimler çizerek hayalindeki bahçeyi resimleriyle tamamlamıştır.

    iki yüz elli'nin üstünde yaptığı nilüfer resimleri, çeşitli müzelerde sergilenmektedir. bunların içinde en göz alıcı olan sergi ise 8 devasa tablo ile paris'teki orangerie müzesi'ndedir.

    birinci dünya savaşının ardından monet tablolar yapıp fransa hükümeti'ne hediye edeceğini söyler ve hatta bu hususta antlaşma imzalanır. oval iki ayrı salondan oluşan sergi alanı, monet'in de yardımıyla gün ışığı ile aydınlanacak şekilde tasarlanır.


    sade ve beyaz boyalı olan salonla tamamen huzur dolu bir ortam yaratılmaya çalışılmıştır. savaş sonrası açılmış olan bu sergi ile o yoğun savaşın insanlarda bıraktığı izler bir nebze olsun hafifletilmeye çalışılmış ve bu anlamlı çalışmalar nilüferçiçeği tabloları ile taçlandırılmıştır.

    tablolar ise şöyledir;

    ağaçların gölgesinde
    bulutlar
    günbatımı
    iki söğüt
    sabah
    sabah ışığı ve söğütler
    sabah ve söğütler
    yeşil yansımalar
  3. tablolarına en çok hastane koridorlarında rastlanmasının sebebini merak ettiğim ressam. oysa direk iç açıcı veya direk karamsar denilecek çalışmaları yok bence. ama sürekli hastanelerde görmekten dolayı olsa gerek bana hep baş dönmesi ve hayattan kopuşu anımsatır. nereye gittiği belli olmayan bir trenin camından bakarken karşılaşılan manzaralar sanki.
    jole