• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.20)
Yazar tezer özlü
çocukluğun soğuk geceleri - tezer özlü
tezer özlü'nün bu ilk romanı, yaşamın yalnızca başlangıcını oluşturmakla kalmayan, sürekli dönülen, belki de hiç çıkılamayan çocukluğu yansıtıyor. yetişkinlerin, tıpkı çocukluğa olduğu gibi, farklılığa da aman vermeyen dünyasına karşı yazar anıların çıplak gerçekliğine sığınıyor.
  1. "kahvede arkadaşlar birbirlerini bekliyor. onları seviyorum. hepsi ülkenin acılarını duyan, düzenin değişmesi için çaba harcayan insanlar. yeni türeme, insanlıktan yoksun karaborsacı zenginler karşısında garip bir birlik var aramızda. bir araya gelince daha güçlüyüz. bu yaz akşamlarında, kahvenin caddeye taşan masalarında, giderek büyüyen gurubumuzdaki insanlarda garip bir duygu var. sanki herkes daha güzel bir yaşamın gelip bizi bulmasını bekliyor. 12 mart dönemi geçti. ama bu dönemin acısı içimize kaya gibi oturmuş, varlığımızla bütünleşmişti. terörün gücü, yıllar yılı sızmaya, yayılmaya çalışacak ve bizleri daha çetin günlere sürükleyecek. esintili yaz akşamlarında, küçük yaşantılara hazırlanırken, bir yandan da bu acıları içten duymamak olanaksız. tedirginlik her zamanki gibi var. büyüyor. küçülüyor. sonra arkadaşlarımızdan bir kaçı arka arkaya ölüyor. henüz kırk yaşlarında insanlar. daha güzel yaşamlara duyulan özlem ve bekleyişi onlarla birlikte gömüyoruz. daha güzel yaşam diye bir şey yok. daha güzel yaşamlar ötelerde değil. daha güzel yaşam başka biçimde değil. güzel yaşam burada. taksim alanı’nda. turşu, pilav, simit, çiçek, kartpostal satan, ayakkabı boyayan, siyah kalabalık içinde. trafik tıkanıklığında yürümeyen arabalar, egzoz kokusu, alana yayılan sidik kokusu, gözlerimiz, duygularımız önünde açılan bu kara kalabalıktan başka yerde, daha başka biçimde bir güzel yaşam yok. güzel yaşamın sınırları, ölen, gömülen arkadaşlarımızın yaşadığı kadar."
  2. bir yıl kadar önce evde bir belge arıyordum. eski kutular ortalığa döküldü. 95 tarihli bir kağıt buldum. tezer özlü'den "sanki herkes daha güzel bir yaşamın gelip bizi bulmasını bekliyor..." diye başlayan 10-15 satırı yazmışım el yazımla, sonra nazım hikmet'ten bir şiir yazmışım arka sayfaya. sonra bir çocuk resmi kafası atkıyla sarılı üzerine büyük gelen bir kaban giymiş, gözleri ne söylüyor anlamadığım, hüzünlü mü, kızgın mı? kimbilir nerden kesmişim. tezer özlü böyle bir şey benim için. 20 yıl sonra da eminim benzer duygulara sebep olacak okuduğumda.
  3. sayfa sayısına aldanılmaması gereken kısa bir tezer özlü eseri. kendi hayatını yazmış da diyebiliriz bir bakıma bu kitapta. olanı biteni olduğu gibi anlattığı için çok gerçek, dolayısıyla da sert. insanı kafa olarak biraz yoruyor demek yanlış olmaz sanırım.

    "bu denli çözümsüz, dış olgulara bağımlı bir yaşamın içinde olmamak ne büyük bir mutluluk. o esir. her gün yaşlanmaya, her gün kafasından ve gövdesinden bir şeyler yitirmeye esir. her gün gelişen, her gün büyüyen, tüm çağlara varan bir bağımsızlığın, nesnelere dayanmayan bir özgürlüğün mutluluğuna hiç varmayacak. anadili bile gelişmemiş. düşünceleri, insan varoluşunun gerçeğini kavramaya yeterli değil."
  4. türk edebiyatı'nda otobiyografi ne kadar güzel ve ne kadar etkili yazılabilir tezinin cevabı.
  5. tezer'in aydınlığını en çok hissettiğim kitap, sadece karanlık değil.
    "bizi saran sıcaklığın. soğuyan gecelerin. ve geceleri bürüyen yıldızların. iki insanın sarılarak geçirdiği bu sarsıntı özü olmalı evrenin. sonsuza dek varan, var eden, yaşatan, yaşamı ileri çağlara doğru devreden bu birleşme..."
  6. nurdan gürbilek'in ev ödevi'nde özellikle birinci bölümüne göndermeler yaptığı kitaptır. nesrin uçarlar'ın seyyar sahne'de eh işte sahnelediği oyunu nurdan gürbilek'le izlemek de güzel bir rastlantıydı.

    beni en çok etkileyen bölüm: "anlatamayacağım. bu insanlar guguk kuşu filmini de, napolyon'un yaşamöyküsü filmini de, limana yanaşan beyaz bir yolcu gemisini de, vitrinlerdeki yeni sonbahar giysilerini de aynı gözlerle seyredebiliyorlarsa, elimden ne gelir?"

    not: tezer'den "cuckoo"nun sadece "guguk kuşu" değil, "deli" anlamına da geldiğini bilmesini, bu yanlış çeviriyi kitabında olduğu gibi kullanmamasını beklerdim.
  7. tezer özlü'nün ruhundaki karanlık yolcuyu, ancak o yolcuyla aynı yolculuğa çıkanın içselleştirebileceği bir duygu geçişiyle anlattığı başıbozuk anlatısı. yüreğimin ta derininde hissettiğim bölümü:

    "arkadaşlarıma belli etmemeye çalışıyorum. onlar şakacı, özgür beni arıyor. bulamıyor. onların dünyasında iniş çıkışlar bu denli büyük değil. onların dünyasında coşku delilik derecesine varmıyor. onlarında dünyasında bunalım ölüm korkusuna, belki de ölüm isteğine dönüşmüyor. onlar yemek yemeyi her zaman seviyor. düzenli yemek yiyorlar. duygusal coşkular yemek gibi beslemiyor onları. onlar işlerine inanmış. onlar başkaldırmayı savunurken, belli bir düzenin akışındaki yerlerini korumaya çalışıyorlar. onlar, dolmuşa biner gibi evlenip, iner gibi boşanmıyorlar." (ada yayınları, sayfa 58)

    ve alt katta oturup ölüme gidişini tezer'den başka kimsenin fark etmediği doğulu genç... onunla tezer arasındaki ölümcül bağlantı... anlatmak, alıntılamak yetmiyor.
  8. benim için türkiye'nin virgina woolf'u olan tezer özlü kitabı. açıkcası kitabı ilk aldığımda bu kadar samimi bir anlatımla karşılaşacağımı hiç tahmin etmemiştim. tezer özlü içindeki hiç bitmeyen üşümeyi "sevişerek, sarılarak" doldurmayı çalışmış, yaşam ile ölüm arasındaki çizgide sürdürmüş yaşamını hep.kitabın sonu benim için oldukça dokunaklı bitti.

    bizi saran sıcaklığın. soğuyan gecelerin. ve geceleri bürüyen yıldızların. ve dolunayın. ve dolunayla birlikte uykusuz kalan insanların. dolunayla birlikte uykusuz kalınan gecelerin soluk, sisli sabahlarında ölümü bekleyen insanların.
    (ölüm de bir günlük olay değil mi?)

    bizi saran sıcaklığın. soğuyan gecelerin. ve geceleri bürüyen yıldızların. iki insanın sarılarak geçirdiği bu sarsıntı özü olmalı evrenin. sonsuza dek varan, var eden, yaşatan, yaşamı ileri çağlara doğru uzatan bu birleşme..."
  9. "ölüm düşüncesi izliyor beni. gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. bunun belli bir nedeni yok. yaşansa da olur, yaşanmasa da. bir kaygı yalnız. beni, kendimi öldürmeye denemeye iten bir kaygı.
    karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum. herkes her geceki uykusunu uyuyor. ev soğuk. çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum. günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum. kusmamak için üzerine reçelli ekmek yiyorum. genç bir kızım. ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum. sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var. karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. karşı çıkmak istediğim kurallar var. bir haykırış! küçük dünyanız sizn olsun. bir haykırış! sessizce yatağa dönüyorum. ölümü ve yokluğu uzun süre düşünmeye zaman kalmıyor. şimdi gözümün önündeki görüntüler renkli kırları andırıyor. korkacak bir şey yok. kırlarda koşuyorum. sanki bir deniz kentinde yaşıyorum. hep kırlar. esintiyle birlikte eğilen otlar arasında bir başımayım. birazdan ölüm beni alacak."
  10. samimi, hüzünlü, başka(!) bir kadının; yalnızlığı, özgürlüğü, mutsuzluğu ve yaşamla ölüm arasındaki o incecik yanılsamayı anlattığı çarpıcı eseri.

    "yaptıklarını hiç çekinmeden bugün arkasından haykırıyorum. artık nasılsa kilitliyim. hiç ses çıkarmıyor. beyaz önlüğü ile çok ciddi yürüyor. nasılsa, hastaların söylediğine kimse inanmaz."