1. yerdeki çamur birikintisinden kaçmaya çalışmak yerine basmaya uğraşmak.
    ağaç dalları değmesin diye eğilmek yerine değmeye çabalamak.
    garip bir şey görünce neme lazım deyip uzaklaşmak yerine aboo noliy la diyip merak etmek.
    kısaca hayata tam tersi bir pencereden bakabilmek.
  2. halkın zihninde saflık ve masumiyet şeklinde bir izlenim oluşturmuşken,psikanalistlerin hayatı bazen çıkmazlara sürükleyen ilkel ve hayvani yön olan id'in en baskın dönemlerden biri şeklinde açıklayabildikleri kavram.
    dlg
  3. hayatımın en önemli kısımlarından biri. herkesin olduğu gibi. o zaman ne gördüysem ne öğretildiyse onları yaşadım onlarla yaşadım her zaman.

    çoğu yaşıtım çocuk şarkıları söyleyip dolaşırken ben şebnem ferah, ogün sanlısoy hatta evanescence dinler ve söylerdim kendi kendime. hayatımın ayrılmaz bir parçası olacak gitarı o zamanlar o kadar sevmişim ki ilk gitarımı legolardan, tellerini paket lastiğinden yapmıştım. evde çalıp şarkı söylüyordum sürekli. ailem de neden bu çocuğa gitar alalım dememişler bilmiyorum. ben de istememişim. bunu çok sonraları anneme söylediğimde fark etmişti o da ve üzülmüştü.

    boyamayı pek sevmesem de sürekli bir şeyler çizerdim. sabah akşam durmadan çizerdim. diğer zamanlarda oyuncaklarıma tiyatro oynatırdım.

    çizgi filmler de en büyük kısmını oluşturur küçüklüğümün. ninja kaplumbağalar için sabahın 6sında kalkar, yu-gi-oh kartları biriktirir karakterlerinin kolyelerini yapardım.

    en yakın arkadaşım olan abimle futbol oynardık. ya çift kale maç yapardık ya da ben kaleye geçerdim o şut çekerdi. ya da birlikte basketbol maçı yapardık evdeki küçük potamızda. ne yaparsak yapalım çok eğleniyorduk.

    şimdi olduğu gibi çocukluğumda da yaşıtlarımdan uzundum. ve hangi ortama girersem gireyim bana büyük çocukmuşum gibi bakılır, ufak bir yaramazlık yapmaya kalktığımda ayıplanırdım. benden iki yaş küçük kuzenime de her zaman örnek olmak zorundaydım. ayrıca ailemize de yakışır sakin oturaklı biri olmam gerekirdi. ama ben çocuktum. bu tarz şeyler benim için önemsizdi. ne kadar sakin bir bebeklik ve çocukluk geçirmiş olsam da "zaten o sakin yapılıdır" cümlesini duydukça kendimi aşağılanmış hissediyor, kendime rağmen yaramazlık yapasım geliyordu. yine de ben ailemi memnun eden bir çocuk olmuştum her zaman. yaptığım herhangi bir hareketin onları utandırmaması için elimden geleni yaparak yaşadım. belki de bu yüzden uzun süre kendi mutluluğumu ikinci plana atarak yaşadım. ne olursa olsun çocukluğumu şimdikilerden daha fazla yaşadığıma inanıyorum. bitti gitti artık. şimdi gerçekten büyük biri gibi davranma zamanı.
    jimi
  4. travmalarım,
    ve gelişip büyüyen, ara ara kanayan can acım.
    yarabandı sarıyorum, bir süre sonra yıpranıp çıkıveriyor.
    çocukluğum bu.

    ve insanın geriye kalan hayatını, çocukluğu belirler ne yönde seyredeceği konusunda. birileri şanslıdır birileri şanssız.
  5. çocukluk hakkında en güzel sözler bu olsa gerek ,
    eskiden neşemiz vardı
    gülümserdik hergün
    uzaktaydı hüzün
    hayallerimiz vardı
    uçurtmalar geçen içinden
    cumartesi öğlen
    boyalarımızla oynardık
    rengarenkti herşey
    karanlığı boyardık

    ve birden büyüdük aniden
    ve birden küçüldü hayaller

    büyüdükte sanki ne oldu
    çocukluğu unuttuk yalanlara boğulduk
    büyüdükte sanki ne oldu
    umutları kuruttuk savaşta vurulduk
    büyüdük aniden
    büyüdük aniden

    koşardık bayırlarda
    ağaç evler kurardık
    bedavaydı çiçekler taçlar yapardık
    düşsek bile olsun
    yeniden kalkardık
    acıtmazdı hayat

    ve birden büyüdük aniden
    ve birden küçüldü hayaller

    büyüdükte sanki ne oldu
    çocukluğu unuttuk yalanlara boğulduk
    büydükte sanki ne oldu
    umutları kuruttuk savaşta vurulduk
    büyüdük aniden
    büyüdük aniden

    ve birden büyüdük aniden
    ve birden küçüldü hayaller
    ve birden uzaklaştı gökyüzü
    ve birden gömüldük dertlere

    büyüdükte sanki ne oldu
    çocukluğu unuttuk yalanlara boğulduk
    büyüdükte sanki ne oldu
    umutları kuruttuk savaşta vurulduk
    büyüdük aniden
    büyüdük aniden
    büyüdük aniden
    küçüldü dünyamız...
    belit
  6. çocukluğun güzelliğinden, neden güzel olduğundan çocukluk ne kadar uzakta kalmışsa o kadar çok bahsederiz ya... işte bu konuda toparlayamadığım düşüncelerimi murathan mungan kelimeleri muhteşem dizerek anlatmış.

    (bkz: harita metod defteri - murathan mungan)

    "çocukluğun en büyük zenginliği, ne engin sorumsuzluğu ne ana kucağının sonsuz güveni ne de çocukluk denildiğinde ilk akla gelen benzeri şeyler galiba; bence onun en büyük zenginliği, geleceğe inanç duyabilme duygusu."
  7. şimdiki çocukluk bayalı tabletli , internetli , telefonlu çocukluk olmuş .

    dışarda bile ellerinde ufacık bebelerin :(

    yahu koş oyna zıpla , karınca ayıkla , tahterevallide hopla , kaydırakla dans et , salıncak ile göklere ulaş ah ah ..

    sonra neden doyumsuzluk , yetememe

    sence neden :(
  8. fakat herşeye rağmen mutluyduk. dünyanın gürültülerinden uzak, kendi dünyamızda mutlu ve masum. savaş terimlerinin, uluslararası oyunların, yalanın ne anlama geldiğini bilmediğimiz yıllardı. biz öyle güzeldik.
  9. "çocukluk kimsenin ölmediği bir krallıktır"

    kaynak editi:
    childhood is not from birth to a certain age and at a certain age
    the child is grown, and puts away childish things.
    childhood is the kingdom where nobody dies.

    nobody that matters, that is. distant relatives of course
    die, whom one never has seen or has seen for an hour,
    and they gave one candy in a pink-and-green stripèd bag, or a jack-knife,
    and went away, and cannot really be said to have lived at all.

    and cats die. they lie on the floor and lash their tails,
    and their reticent fur is suddenly all in motion
    with fleas that one never knew were there,
    polished and brown, knowing all there is to know,
    trekking off into the living world.
    you fetch a shoe-box, but it's much too small, because she won't curl up now:
    so you find a bigger box, and bury her in the yard, and weep.

    but you do not wake up a month from then, two months,
    a year from then, two years, in the middle of the night
    and weep, with your knuckles in your mouth, and say oh, god! oh, god!
    childhood is the kingdom where nobody dies that matters, – mothers and fathers don't die.

    and if you have said, "for heaven's sake, must you always be kissing a person?"
    or, "i do wish to gracious you'd stop tapping on the window with your thimble!"
    tomorrow, or even the day after tomorrow if you're busy having fun,
    is plenty of time to say, "i'm sorry, mother."

    to be grown up is to sit at the table with people who have died, who neither listen nor speak;
    who do not drink their tea, though they always said
    tea was such a comfort.

    run down into the cellar and bring up the last jar of raspberries; they are not tempted.
    flatter them, ask them what was it they said exactly
    that time, to the bishop, or to the overseer, or to mrs. mason;
    they are not taken in.
    shout at them, get red in the face, rise,
    drag them up out of their chairs by their stiff shoulders and shake them and yell at them;
    they are not startled, they are not even embarrassed; they slide back into their chairs.

    your tea is cold now.
    you drink it standing up,
    and leave the house.

    edna st. vincent millay
  10. affan dede'ye para saydım,
    sattı bana çocukluğumu.
    artık ne yaşım var, ne adım;
    bilmiyorum kim olduğumu.
    hiçbir şey sorulmasın benden;
    haberim yok olan bitenden.

    bu bahar havası, bu bahçe;
    havuzda su şırıl şırıldır.
    uçurtmam bulutlardan yüce,
    zıpzıplarım pırıl pırıldır.
    ne güzel dönüyor çemberim;
    hiç bitmese horoz şekerim!

    cahit sıtkı tarancı