1. yolsuzluklar önlensin diye akp'ye oy vermekten farkı yoktur.

    insanlar siyasette umut bekler kendine en yakın umudu hangi partide bulursa ona yönelir. 7 haziran seçimleri öncesinde hdp ve çehresi açılımın olumlu geçtiği ama artık akp tekelinden çıkıp toplumsal bir barış gerekliliği sloganı ile yola çıktılar. pkk'nın doğu şehirlerinde depolanma yaptığını düşündüklerini zannetmiyorum bir ilüzyona kapıldılar. bir kesim de "seni başkan yaptırmayacağız" teziyle yola çıktıkları için anti-erdoğan oyu verdi.

    neticede oy verenlerin tek fikrinin erdoğan'ın tekelinden çıkmış barışçıl bir ülke olduğunu düşünüyorum.

    cümlemin başına döner isek her nasıl ki akp'nin yolsuzlukları bitirmesi farazi geliyor ise, 7 haziranda yakaladıkları şansı değerlendiremeyen hdp'nin de barış söylevleri farazi kaldı.

    edit: başlık bana kalmış.
  2. türkiye cumhuriyeti anayasası'nca uygun görülerek seçimlere girmesinde sakınca görülmeyip aday listesi açıklayan bir siyasi partiye oy vermektir.

    aynı zamanda, mecliste terör olayları incelemesi lehinde el kaldıran 2 partiden birine oy vermektir.

    türkiye cumhuriyeti anayasası bombacılara ve katliamcılara seçme ve seçilme hakkı veriyorsa türkiye cumhuriyeti anayasası bombacı ve katliamcıların en sağlam dayanağıdır.


    kısaca herhangi bir bombacı ile iş birliğinde olmamaktır. sadece türkiye cumhuriyeti anayasasına uygun olarak türkiye vatandaşı olup seçme rüştüne sahip olmaktır.
  3. canlı bombanın taziye çadırına giden insanlara oy vermektir. ama yanlış anlaşılmasın. o zamanlar daha gitmemişlerdi. herkesin bir umudu vardı bu adamlardan. ama dik duramadılar. bundan sonra hala oy verilecekse, işte o zaman yanlış olur kanısındayım. 30 kişinin canına kıymış bir (buraya ağır bir küfür gelecek) ..'nun taziyesine giden adamın mecliste, bizim eşek gibi çalışıp ödediğimiz vergilerle verilen maaşı alma hakkı yoktur. herkes bir şeyleri destekleyebilir. ama iki yüzlü, kaypak olmamak şartıyla. bu ülke bölünsün de isteyebilirsin. ama ona göre tutarlı davranacaksın. dansöz olmayacaksın.

    edit: canlı bomba sevenler derneği üyeleri eksiyi başmışlar :)

    edit 2 : ayrıca bu bahsettiğimi dersim katliamı yapan chp ile falan benzetmek için derin bir hayal gücü gerek... ben bugün partide olan, hala orada olan insanlardan bahsediyorum. ben de chp'ye oy verdim ve hdp'ye veriyordum neredeyse. demirtaş'a güvendim yalan yok. bu adam dik duracak bu işi çözecek dedim. ama bugün barış söylemlerinin ne kadar zırva olduğu ortada. türkiye partisi olma iddiaları vardı, olabildiler mi ? dağdan ovaya inelim bırakın siyaset yapalım dediler ? ne oldu ? anlaşıldı ki dağ bunları sallamıyor. sallamasın önemli değil ama bu arkadaşlar dik duramıyorlar ki... sen bunları göremiyorsan yapacak bir şey yok dostum.

    yorumumun başında dediğim gibi önceden oy vermiş olmak sorun değil, bundan sonra verecek misiniz ? önemli olan bu...
  4. aynı mantıkla;

    chp'ye oy vermek: dersim katliamını yapan, bir çeşit "infaz kurumu" niteliğindeki istiklal mahkemelerini kuran partiye oy vermekle eş değer. günümüzde ise bu katliamları savunan onur öymen gibiler ile fikir birliği yapıp aynı partide karar kılmış olmak.

    mhp'ye oy vermek: sivas, maraş, çorum gibi bir çok katliamda boy gösteren binlerce katil ile fikir birliği yapıp aynı partide karar kılmış olmak.

    bu mantıkla, daha önceden hdp ve chp'ye oy vermiş biri olarak bir çok katil ile fikir birliği içinde olmuşum. ne desem bilmiyorum. en iyisi türk polisinin adaletine teslim olmak.
    ulgan
  5. 7 haziran seçimlerinde oy verdim, 1 kasım'da ise oy veremedim (ikametgahım türkiye'deydi, ben değildim). partilerin oligarşik bir örgütlenme alanı haline geldiği bir ülkede, hdp bir arayışı temsil ediyordu. memleketin batısındanım; mavi anadolu ezgileri taşıyan, helenistik güzellemeleri diline dolayan türküleri beğenmekten geri durmam ve bu coğrafyanın lehçelerinden biri olan türkçe'deki demokrasi kavramının demokratia'nın semantik mukabili olmadığını bilecek durumdayım (aslında burada demokrasinin tüm dillerdeki modern kullanımını işaret etmekte fayda var, muhtemelen bir yunan bugün bir ingiliz veya amerikan'ın demokrasi dediği şeyle alay ederdi).

    bugün ellerimdeki kiri hissediyorum; o kiri hissediyorum ama bu kirin sadece hdp'ye oy verenlerde olduğunu düşenlere de şaşırmadan edemiyorum. çünkü kendi tırnaklarının arasındaki karartıyı görmüyor, o ellerle sofraya oturuyor ve kendilerini uyaracak bir anneye (maddi-manevi otoriteye) ihtiyaç duyuyorlar. başımızda bizi şefkatle uyaracak bir anne ya da masadan tokatla kaldıracak bir baba yok ortada. baş köşesi olmayan yuvarlak bir masada (veya sinide) eşit yurttaşlar olarak oturmamız gereken bir sofra burası. temizlenmenin birinci koşulu kirliliğin bilincine varmak. biraz muhafazakar arkadaşlar için şöyle ifade edeyim, abdest almak için önce abdestinin olmadığının farkında olmak lazım. peki bu pejmürdelik neden? herkes sofraya musallat olan o günahtan kararmış ellerini etekli pazar satıcısının görünmez eli mi zannediyor? komşusunun samanlığına sönmemiş izmarit atan bizler, rönesans bahçelerinde büyümesini imrenerek izlediğimiz çocukların bize nasıl baktığını göremeyecek kadar kör yerine mi koyuyoruz bu sofradakileri ?

    gerçekten herkes masumsa bu kan kokusu nereden geliyor? herkes peygamber ahlakını kuşanmışsa kim bu şeytan ve bunca peygamber nasıl oluyor da şeytanı alt edemiyor? sürüp giderken unuttuğumuz ama yaşamın dinamiğini oluşturan bir gerilim var iyiyle kötülük arasında. üstelik bütün dinler (sistematize edilmiş ahlak öğretileri), insana nasıl kötü olunmayacağını öğretir, iyilik adına verdiği sadece bir peygamber, bir idolde vücut bulan idealdir. oysa şeytanın ne denli ileri gidebileceği her zaman bir muammadır. bu sürünceme için (bkz: nietzsche üzerine - georges bataille) .

    antik yunan'da politikanın vuku bulduğu yer olan polis, şiddetten ari bir yerdir. şiddetin olduğu yerde politika olmaz. hal böyle olunca egemenliği elinde tutan devletin bütün ideolojik şiddet aygıtlarını denize indirdiği sırada hangi sessiz kalanı suçlayacağız, hangi avazı çıktığı kadar bağırana inanacağız? meselelerin kan davasına döndüğü veya döndürüldüğü yerde hangi akl-ı selimden hangi politik münazaradan bahsedilebilir? mesele kürt sorunu, bölgede akp-hdp çekişmesi değildir, mesele türkiye'deki herkes için geçerli olan bir farkında(sız)lık ve ifade (edemeyiş) sorunudur. birilerinin sürekli terörist ilan edilmesi gerekliliğini başka türlü açıklayamıyorum. aşırı korku (terreur) tutkunu muyuz, yoksa korku üzerine korku inşa ederek zirvesine ulaşamadığımız bir tırmanışın rekorunu diğerlerini aşağıda tutarak mı korumaya çalışıyoruz? umarım insanlar kuşandıkları silahlarını birbirlerine doğrultacağı zaman gelmeden, bir an evvel karşılarındaki zıt görüşten insana ''abi ben sana laf anlatamıyorum'' serzenişinin bile ne kadar kıymetli bir politik yakarış olduğunu anlarlar.