• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.67)
damızlık kızın öyküsü - margaret atwood
bir kadın bir sabah kalksa, işe gitmeden önce her zaman sigara aldığı dükkana uğrasa ve kendisine kredi kartının geçerli olmadığı söylense, ardından işten atılsa ve bunların sadece kadın olduğu için başına geldiğini öğrense neler hisseder?
evet, olan olmuştur. bunca mücadele boşa gitmiştir. kadın gene erkeğin bakımına muhtaç, ona hizmetle yükümlü bir yarı köledir. hükümranlığı eviçi ile sınırlandırılmıştır. üstelik artık ortada fazla çocuk da yoktur. hava kirliliği, kimyasal atıklar, nükleer sızıntılar kısırlığa yol açmakta, doğan az sayıdaki çocuk ise sakat olduğundan imha edilmektedir. bu durumda kadın koloniler'e gönderilmek, hizmetçilik ya da fahişelik yapmak dışında dördüncü bir seçenekle karşı karşıyadır: komutanlar'a sağlıklı yavrular üretmek. (kitap yurdundan alınmıştır)
  1. margaret atwood'un kadınların tüm haklarının elinden alındığı ve rütbeli askerlere köle olarak atandığı bir dönemi işlediği distopyasıdır. öncelikle çanakkale'de rum bir sahafın önerisiyle türkçe çevirisini okudum, çevirisini başarılı bulmadım. sonrasında elime ingilizce versiyonu geçti ki burada margaret atwood'un kelime oyunlarına, benzetmelerine, imalarına ve sözcüklerle dansına hayran kaldım. dolayısıyla, eğer imkanınız varsa ingilizce halini okumanızı öneririm.

    kitabın adındaki "damızlık" veya "handmaid" ibaresi döllenecek ve çocuk taşıyacak olan anlamında kullanılmaktadır. romanda yüksek radyasyon ve yaşam koşulları sebebiyle kadınların çoğu doğurganlığını kaybetmiştir. doğurganlığını koruyabilen bazı kadınlar ise "damızlık" kadınlar olarak nitelendirilmektedir. bu kadınların tek görevi doğurmaktır.

    kitap boyunca kadınların bir kast sistemi gibi ayrıldığını ve her grubun belirli bir rengi ve görevi olduğunu görüyorsunuz (aklıma osmanlı'nın azınlıklar için ayrı kıyafetler uygulaması gelmedi değil*).
    -en tepede olan kadınlar, "eş"ler; mavi renk elbiseye sahip olup en yüksek seviyedeki erkelerin "eş"leridir. görevleri "eş" olmak ve evi idare etmektir.
    - "martha"lar ise ev işlerini gören bir hizmetliler sınıfı. bu sınıftaki kadınlar çocuk doğuramayan (yaşı geçmiş, kısır vs) kadınlardan oluşuyor. yeşil renkli elbiselere sahipler.
    - "damızlık kızlar" ise tek görevleri çocuk doğurmak olan ve yüksek rütbeli askerlere atanan kadınlardan oluşuyor. elbiselerinin renkleri kırmızı olsa da bu kadınların kıyafet tarzları biraz daha farklı; yüzlerinde kırmızı peçe ve beyaz kanatlar, uzun bir kırmızı elbise ve kırmızı eldivenler.
    - "teyze"ler; bir çeşit damızlık kızların mürebbiyesi, eğitimden ve eğitim yerlerinin yönetilmesinden sorumlular ve görevlerine uygun "kahverengi" bir elbise giyiyorlar.
    - "ekonokadınlar" alt sınıf erkeklerin kadınları olarak; evi idare etme, eş olma, hizmet etme ve çocuk doğurma işlerini sürdürüyorlar; görevlerine göre yukarıdaki renklerden birini giyiyorlar. - "jezebeller" - bir nevi o dönemin fahişeleri ve eskort kadınları statüsündeler.
    -"koloni kadınları" - hiçbir gruba girmeyen bu kadınlar koloniye katılırlar ve orada en ağır işlerde çalıştırırlar. aslında bu sert kategorileşme mevcut durumda bile var olan bir kategorileşme.

    atwood'un bu feminist romanında öne çıkan en önemli noktalardan biri de bu. şu an kadınlara verilen haklardan bahsedilse bile yukarıdaki gruplaşmanın modern hayatımızda da var olduğunu hepimiz görebiliriz. ayrıca burada verilen renklerin de aslında toplumun sınıfını gösterdiğine dikkat çekmek gerekiyor. kitap boyunca vurgulanan noktalardan birisi ise; bu kadınlara okuma ve yazmayı yasaklamaları. toplumdan izole etme ve kendi içlerinde bile ayrışmaya sebep olarak aslında kadınları kendilerine bağımlı ve tutsak hale getirmiş olan bir toplum söz konusu. toplumu oldukça sert bir dille eleştiren, feminizm vurgusunu sıklıkla yapan; modern toplum olarak gösterilen bu korku tablosundan çok da uzak olmadığımızı vurgulayan bir romandır.

    ek olarak, platon'un "devlet" romanında kurduğu ütopik devlete ilişkin karşıt bir teori olduğunu da düşünüyorum. platon'un kurduğu yönetim biçimini erkeklere atfetmiş ve biraz da dejenere edilmiş haliyle uygulamıştır. dolayısıyla söz konusu sisteme de bir eleştiri olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
  2. atwood okurken insanı silkeleyen en önemli şey, kelimelerle oynadığı oyunlardır; damızlık kızın öyküsü'nde ise bahsi geçen bu oyunların çok az gerçekleştirildiğini görürsünüz. bu yalın ve soğuk anlatım yine yazarın inanılmaz dehasını gösterir çünkü anti-ütopya demek, biçemden tutun da metaforlara kadar yaratılan her düşüncenin yazıya aktarılırken geçmesi gereken o süzgecin çok dikkatli seçilmesi demektir. bu anlamda, damızlık kızın öyküsü'nü distopya olarak nitelendirmemek gerekir; zira gerçekliği ve iç içe geçmiş olay, karakter, nesne anlatımları romanı tam olarak imkansız olan ile mümkün olan arasına sıkıştırmaktadır. misal, romandaki kadınların okuma-yazma öğrenmesi yasak: bunun mümkün kılan şey mağaza tabelalarından kelimelerin silinmiş ve yerlerine tahta tabelaların asılmış olması; bilimum etler dükkanının tabelasında tahta bir pirzola var. kadınların okumak ya da yazmak zorunda oldukları bir adları yok. ama en önemlisi atwood'un bir roman yazarken bunu anlatış şekli, kelimelerin olmadığı bir dünyayı, kelimelerle anlatma çabası. illa bir kalıba sokmak gerekirse - bu zorunluluk her ne kadar kavramın özüyle tezat olsa da - damızlık kızın öyküsü bir heterotopyadır. şöyle ki:

    ''heterotopyalar rahatsız edicidir, belki de buna bir isim vermeyi imkansızlaştırdıkları ve yaygın isimleri kördüğüm haline getirdikleri veya paramparça ettikleri için; daha baştan söz dizimini -yalnızca cümle kurarken kullandığımız söz dizimini değil, aynı zamanda, kelimelerin ve şeylerin (birbirlerine yakın ve aynı zamanda da karşıt) "bir arada durmalarını" sağlayan daha az belirgin bir söz dizimini de- yok ettikleri için.'' (bkz: kelimeler ve şeyler - michel foucault)

    atwood'un diğer eserlerine bakarsak da aynı şekilde damızlık kızın öyküsü'nün başka bir yerde durduğunu görürüz: özellikle ilk üç romanı - the edible woman, surfacing, ve lady oracle - öfke ve erkek egemen güç imgelemlerinin karmaşıklığını yansıtır; bu bağlamda söylenebilir ki atwood önce erkek ve kadını ayrı ayrı yazmıştır. cat's eye ve robber bride'da durum biraz daha farklılaşmış ve kadın ile kadın'ı yazmıştır, ancak kadınlar arasındaki karşıtlıktan ziyade ilişkiyi/beraberliği yazmıştır. çünkü atwood feminist geleneğin ilk dalga savaşçılarındandır; liberal bir feminist olduğunu söylersek yanılmışız olmayız. bu arada eklemek gerekir ki yazar, hiçbir zaman eserlerini feminist olarak tanımlamaz, kendisinin feminist olduğunu ise altını çize çize yazar. atwood'u okurken feminist bir kadının dişil yazı yazmamak uğruna verdiği mücadeleyi de görürüz bu yüzden - ki bu oldukça sıkıntılı ve zor bir iştir, ancak eserlerinin yaftalanmamasını istemekle çok da haksız sayılmaz. damızlık kızın öyküsü ise öncekilerden farklı olarak kadın-kadın savaşını anlatır; atwood'un ikinci dalga feminizmi eleştirisidir denebilir. birlikten vazgeçerek, karşı cinse saldırı halini alan ve dolayısıyla farklı olana saldırmanın verdiği alışkanlığın, kadın cinsi içinde yayılması ve bir fikir ve özgürlük savaşı olarak addedilen feminizmi çürüten, eskiden gelen bir hayalettir ikinci dalga. atwood damızlık kızın öyküsü'nde yalnızca erkek egemenliğinin ve bu geleneğin uç bir hikayesini değil, kadınların birbirlerini bastırarak, bu erkek boyunduruğunda beraberliklerini yitirerek, kendi gibi olanı aşağılamasını da anlatır.

    erkek gücünün, geleneksel mizojininin anaerkil olguya verdiği zararın sonuçlarından bahsederken, kadının kadına olan düşmanlığını da gözümüze sokar; anaerkilliğin ve doğurganlığın ve tabi doğanın yok oluşunun en önemli sebebinin, kendini, kadınlığını, yaratıcılığını yitiren kadınların suçu olduğunu yazar. bu yönüyle kehanet gibidir, bir şeylerin değiştirilmesinin gerekliliğine çağrı yapar. kadının kadına olan düşmanlığının, erkeğin kadına olan düşmanlığından bir farkı yoktur. gilead'ın anaerkil düzeni ile bugünün ataerkil düzeni arasında korkunç bir benzerliği tasvir ederek, tersine dönmüş aynı yapıdaki bir düzenin de bu hastalığın çaresi olmadığını gösterir. offred'a ne olduğunu bilmeyişimiz de bundandır sanıyorum; romanın kocaman bir boşlukta bitişinin sebebi, bu düzenin sonunu bugün de öngöremeyişimiz.

    tabi yine de margaret atwood'un söylediği gibi, ''edebiyattan aldığınız cevaplar, sorduğunuz sorularla ilgilidir.''
  3. okuduğum en başarılı distopya kitaplarından birisi damızlık kızın öyküsü. bu tarzı sevenlerin çok sık gözden kaçırdığı,atladığı,ancak mutlaka okuması gereken bir kitap. distopyaya bu sefer kadınların penceresinden bakılmış. kitabı bulmakta oldukça zorlandım. çünkü ankara'daki büyük kitapçılarda, kitap yurdu, ilk nokta gibi internet üzerinden kitap satışı yapan web sitelerinde kitabın satışı yoktu. azmettim ve aramaya inandım. sonunda nadir kitap isimli web sitesinde kitabı buldum.

    kitapta özellikle dikkatimi çeken şey baskının bir süre sonra oldukça normal kabul edilmesi oldu. sanki farklı bir hayatı hiç yaşamamış gibi kısa süre içinde bütün yaşamı tepetaklak olan kadınların bunu çok normal karşılamaya başlaması, hatta bazı kadınların bunun doğru olduğunu düşünmeye başlaması insanın doğasına ilişkin de fikir veriyor. baskı bir süre sonra iç dünyasında çok da sağlam olmayanları sistemin içine çok rahat sokabiliyor. hatta düşüncelerini çok rahat değiştirebiliyor.

    ancak kitaptaki ana karakter bütün bu baskılara rağmen içinde hala direnen birisi. üstelik kendisi gibi direnen başka insanlarla da iletişime geçebiliyor sonunda.

    margaret atwood karakterinin korkusunu, yılgınlığını, kadın olmanın zorluklarını, ezilmişliğini son derece başarıyla işlemiş bu kitapta. yasağa eğilimin, baskının sonunda mutlaka ters tepeceğini, korkunun bunu engelleyemeyeceğini, gizliden gizliye bile olsa durdurulamayacağını da başarıyla yansıtmış.

    bana sorarsanız erkeklerin mutlaka okuması gereken bir kitap bu.
  4. distopya denince akla gelen ilk birkaç kitaptan biri olmasına rağmen ülkemizde basımını yapan yayınevi kapatıldığından sadece sahaflarda bulunan kitap.
    başta konuya girmek benim için kolay olmadı, zamanla açılan bir kitap diyebilirim. kitapla ilgili en sevdiğim şey diğer türdaşlarının yarattıkları dünyadan neredeyse bütünüyle farklı bir dünyayı anlatması. hoşuma giden diğer noktaysa karakterlerin günümüz dünyasını hala hatırlıyor ve özlem duyuyor olması.