• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.50)
damızlık kızın öyküsü - margaret atwood
bir kadın bir sabah kalksa, işe gitmeden önce her zaman sigara aldığı dükkana uğrasa ve kendisine kredi kartının geçerli olmadığı söylense, ardından işten atılsa ve bunların sadece kadın olduğu için başına geldiğini öğrense neler hisseder?
evet, olan olmuştur. bunca mücadele boşa gitmiştir. kadın gene erkeğin bakımına muhtaç, ona hizmetle yükümlü bir yarı köledir. hükümranlığı eviçi ile sınırlandırılmıştır. üstelik artık ortada fazla çocuk da yoktur. hava kirliliği, kimyasal atıklar, nükleer sızıntılar kısırlığa yol açmakta, doğan az sayıdaki çocuk ise sakat olduğundan imha edilmektedir. bu durumda kadın koloniler'e gönderilmek, hizmetçilik ya da fahişelik yapmak dışında dördüncü bir seçenekle karşı karşıyadır: komutanlar'a sağlıklı yavrular üretmek. (kitap yurdundan alınmıştır)
  1. atwood okurken insanı silkeleyen en önemli şey, kelimelerle oynadığı oyunlardır; damızlık kızın öyküsü'nde ise bahsi geçen bu oyunların çok az gerçekleştirildiğini görürsünüz. bu yalın ve soğuk anlatım yine yazarın inanılmaz dehasını gösterir çünkü anti-ütopya demek, biçemden tutun da metaforlara kadar yaratılan her düşüncenin yazıya aktarılırken geçmesi gereken o süzgecin çok dikkatli seçilmesi demektir. bu anlamda, damızlık kızın öyküsü'nü distopya olarak nitelendirmemek gerekir; zira gerçekliği ve iç içe geçmiş olay, karakter, nesne anlatımları romanı tam olarak imkansız olan ile mümkün olan arasına sıkıştırmaktadır. misal, romandaki kadınların okuma-yazma öğrenmesi yasak: bunun mümkün kılan şey mağaza tabelalarından kelimelerin silinmiş ve yerlerine tahta tabelaların asılmış olması; bilimum etler dükkanının tabelasında tahta bir pirzola var. kadınların okumak ya da yazmak zorunda oldukları bir adları yok. ama en önemlisi atwood'un bir roman yazarken bunu anlatış şekli, kelimelerin olmadığı bir dünyayı, kelimelerle anlatma çabası. illa bir kalıba sokmak gerekirse - bu zorunluluk her ne kadar kavramın özüyle tezat olsa da - damızlık kızın öyküsü bir heterotopyadır. şöyle ki:

    ''heterotopyalar rahatsız edicidir, belki de buna bir isim vermeyi imkansızlaştırdıkları ve yaygın isimleri kördüğüm haline getirdikleri veya paramparça ettikleri için; daha baştan söz dizimini -yalnızca cümle kurarken kullandığımız söz dizimini değil, aynı zamanda, kelimelerin ve şeylerin (birbirlerine yakın ve aynı zamanda da karşıt) "bir arada durmalarını" sağlayan daha az belirgin bir söz dizimini de- yok ettikleri için.'' (bkz: kelimeler ve şeyler - michel foucault)

    atwood'un diğer eserlerine bakarsak da aynı şekilde damızlık kızın öyküsü'nün başka bir yerde durduğunu görürüz: özellikle ilk üç romanı - the edible woman, surfacing, ve lady oracle - öfke ve erkek egemen güç imgelemlerinin karmaşıklığını yansıtır; bu bağlamda söylenebilir ki atwood önce erkek ve kadını ayrı ayrı yazmıştır. cat's eye ve robber bride'da durum biraz daha farklılaşmış ve kadın ile kadın'ı yazmıştır, ancak kadınlar arasındaki karşıtlıktan ziyade ilişkiyi/beraberliği yazmıştır. çünkü atwood feminist geleneğin ilk dalga savaşçılarındandır; liberal bir feminist olduğunu söylersek yanılmışız olmayız. bu arada eklemek gerekir ki yazar, hiçbir zaman eserlerini feminist olarak tanımlamaz, kendisinin feminist olduğunu ise altını çize çize yazar. atwood'u okurken feminist bir kadının dişil yazı yazmamak uğruna verdiği mücadeleyi de görürüz bu yüzden - ki bu oldukça sıkıntılı ve zor bir iştir, ancak eserlerinin yaftalanmamasını istemekle çok da haksız sayılmaz. damızlık kızın öyküsü ise öncekilerden farklı olarak kadın-kadın savaşını anlatır; atwood'un ikinci dalga feminizmi eleştirisidir denebilir. birlikten vazgeçerek, karşı cinse saldırı halini alan ve dolayısıyla farklı olana saldırmanın verdiği alışkanlığın, kadın cinsi içinde yayılması ve bir fikir ve özgürlük savaşı olarak addedilen feminizmi çürüten, eskiden gelen bir hayalettir ikinci dalga. atwood damızlık kızın öyküsü'nde yalnızca erkek egemenliğinin ve bu geleneğin uç bir hikayesini değil, kadınların birbirlerini bastırarak, bu erkek boyunduruğunda beraberliklerini yitirerek, kendi gibi olanı aşağılamasını da anlatır.

    erkek gücünün, geleneksel mizojininin anaerkil olguya verdiği zararın sonuçlarından bahsederken, kadının kadına olan düşmanlığını da gözümüze sokar; anaerkilliğin ve doğurganlığın ve tabi doğanın yok oluşunun en önemli sebebinin, kendini, kadınlığını, yaratıcılığını yitiren kadınların suçu olduğunu yazar. bu yönüyle kehanet gibidir, bir şeylerin değiştirilmesinin gerekliliğine çağrı yapar. kadının kadına olan düşmanlığının, erkeğin kadına olan düşmanlığından bir farkı yoktur. gilead'ın anaerkil düzeni ile bugünün ataerkil düzeni arasında korkunç bir benzerliği tasvir ederek, tersine dönmüş aynı yapıdaki bir düzenin de bu hastalığın çaresi olmadığını gösterir. offred'a ne olduğunu bilmeyişimiz de bundandır sanıyorum; romanın kocaman bir boşlukta bitişinin sebebi, bu düzenin sonunu bugün de öngöremeyişimiz.

    tabi yine de margaret atwood'un söylediği gibi, ''edebiyattan aldığınız cevaplar, sorduğunuz sorularla ilgilidir.''
  2. okuduğum en başarılı distopya kitaplarından birisi damızlık kızın öyküsü. bu tarzı sevenlerin çok sık gözden kaçırdığı,atladığı,ancak mutlaka okuması gereken bir kitap. distopyaya bu sefer kadınların penceresinden bakılmış. kitabı bulmakta oldukça zorlandım. çünkü ankara'daki büyük kitapçılarda, kitap yurdu, ilk nokta gibi internet üzerinden kitap satışı yapan web sitelerinde kitabın satışı yoktu. azmettim ve aramaya inandım. sonunda nadir kitap isimli web sitesinde kitabı buldum.

    kitapta özellikle dikkatimi çeken şey baskının bir süre sonra oldukça normal kabul edilmesi oldu. sanki farklı bir hayatı hiç yaşamamış gibi kısa süre içinde bütün yaşamı tepetaklak olan kadınların bunu çok normal karşılamaya başlaması, hatta bazı kadınların bunun doğru olduğunu düşünmeye başlaması insanın doğasına ilişkin de fikir veriyor. baskı bir süre sonra iç dünyasında çok da sağlam olmayanları sistemin içine çok rahat sokabiliyor. hatta düşüncelerini çok rahat değiştirebiliyor.

    ancak kitaptaki ana karakter bütün bu baskılara rağmen içinde hala direnen birisi. üstelik kendisi gibi direnen başka insanlarla da iletişime geçebiliyor sonunda.

    margaret atwood karakterinin korkusunu, yılgınlığını, kadın olmanın zorluklarını, ezilmişliğini son derece başarıyla işlemiş bu kitapta. yasağa eğilimin, baskının sonunda mutlaka ters tepeceğini, korkunun bunu engelleyemeyeceğini, gizliden gizliye bile olsa durdurulamayacağını da başarıyla yansıtmış.

    bana sorarsanız erkeklerin mutlaka okuması gereken bir kitap bu.
  3. distopya denince akla gelen ilk birkaç kitaptan biri olmasına rağmen ülkemizde basımını yapan yayınevi kapatıldığından sadece sahaflarda bulunan kitap.
    başta konuya girmek benim için kolay olmadı, zamanla açılan bir kitap diyebilirim. kitapla ilgili en sevdiğim şey diğer türdaşlarının yarattıkları dünyadan neredeyse bütünüyle farklı bir dünyayı anlatması. hoşuma giden diğer noktaysa karakterlerin günümüz dünyasını hala hatırlıyor ve özlem duyuyor olması.
  4. distopya sevenlerin üzerine atlaması gereken kitap.
    basılı halde ancak sahaflarda bulunabiliyor ama onun dışında e-book formatında da bulup okuyabilirsiniz.

    1990 yapımı film uyarlanmasını ise internette bulmak imkansız gibi bir şey.