• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.14)
dancer in the dark - lars von trier
selma jezkova 10 yaşındaki oğlu gene ile birer çek göçmeni olarak bir karavanda yaşamaktadırlar. bir fabrikada çalışmakta olan selma kalıtsal bir hastalık nedeniyle görme yetisini yavaş yavaş kaybetmektedir. en büyük amacı gerekli parayı biriktirip oğlunu ameliyat ettirerek aynı akibete uğramasına engel olmaktır. bu arada akşamları arkadaşı kathy ile the sound of music müzikalinin amatör bir sahnelemesi için prova yapmaktadırlar. ne var ki olaylar onun istediği biçimde gelişmez, komşusu ve ev sahibi olan polis memuru bill, selma'dan parasını çalınca onu öldürmek zorunda kalır ve hapisin yolunu tutar. bu, sonu idama kadar uzanabilecek trajik bir yoldur..
  1. selma jezkova doğuştan gelen bir hastalık sonucu görme yetisini kaybediyordur. amacı da her şeyi yapıp, oğlunun ameliyatı için gereken parayı biriktirmektir.

    selma jezkovayı oynayan björk bu filmden sonra cannes'da en iyi aktrist ödülünü almış ancak sonrasında yaptığı açıklamada oyunculuğun fiziksel ve duygusal açıdan çok yorucu olduğunu ve bir daha oyunculuğa dönmeyeceğini açıklamış. film ayrıca lars von trier'a 2000 yılında altın palmiyeyi kazandırmıştır.

    filmin içeriğine gelirsek, bazı filmler her şeye rağmen hayat güzel deyip gülümsetir ya, bu film ise aksine, hayatın kötülüğünü, adaletsizliğini bence abartmadan, başarılı bir şekilde ortaya koymuş. film bitince göğüse fil oturuyor sanırım otomatik olarak.

    ayrıca içinde belki de gördüğüm en efsane repliği barındıran filmdir:

    !---- spoiler ----!

    i have seen at all

    !---- spoiler ----!
  2. -neden gözün kapalı yürüyorsun?
    +bütün yolları ezberledim.
    -ama düşebilirsin.
    +bütün düşüşleri de ezberledim.
  3. çok iyi çok güzel de filmin sonlarına doğru tam duygulanıp salya sümük ağlicam beylikce bir söz çıkıyor karşıma -ancak biz izin verirsek son şarkı olur hede hödö- güleyim mi ağliyim mi bilemeyip böyle pis bi surat ifadesiyle ortada kalıyorum.
  4. mutlu sonla biten bir başka von trier filmi.

    von trier sinematografisinde mutluluk, ölümün bir diğer yüzü, erdemidir. evet, selma ölür, melodi boğazına düğümlenir; fakat filmin tematik hedefi - oğlunun kurtuluşu - bu ölümle gerçekleşir.
    bir von trier sinemasında kadınsanız, bilmeniz gereken ilk ve son şey, kaderinizin (yaşamınızın veya) nihai görevi kurban, feda olmaktır.
    bu nedenle de dancer in the dark trajedinon küllerinden yükselen müthiş bir gülümseme, bir zafer filmidir.
  5. ikinci kez izlemeyi kaldıramayacağınız türden bir film. trier in insanı kalbinin tam ortasından vurmayı ne kadar iyi bildiğini anlıyorsunuz film ile. oysa ki senaryo çok basit: kadın kör olur, hayatı gittikçe kötüleşir. ama bu kadar basit bir senaryoyu, filmi boğazınızda bir el varmış gibi izleyecek hale getiren trier dehası ve björk.

    tabi filmde björk'ün payı büyük. sesi o kadar acıtır ki canınızı, içinizden ona sarılmak gelir. çaresizliğini ve sürekli gülme çabasını görünce içiniz burkulur. trier bizi şaşırtarak başrol oyuncusunu filmin ikinci yarısına kadar sağ sağlim (olabildiğince) getiriyor, kolunu kestirmeden, tren altında ezmeden. bize mutlu son umudunu verdikten sonra başlıyor kendini göstermeye psikopat yönetmen. filmi bir noktada kırıyor ve acı çekmeye başlıyorsunuz.

    ben filmin yarısından itibaren gözyaşlarımı tutamamıştım, son sahnede nefes dahi zor alıyordum. film bittikten sonra öylece bakakalıyorsunuz, düşünemiyorsunuz, sadece hüzün var, sadece hüzün dolu gerçekler.
    ‘’görecek ne var ki?’’
  6. o nası bi film açıklamasıdır. bütün filmi yazsaydınız bari.
  7. şarkılarıyla hafızalara kazınmış sıradışı bir film. muhtemelen 10 yıl önce izledim ama kör topal bir yorum getirecek olursak (bkz. ironi) björk için filmden önce ve filmden sonra diye ikiye ayrılabilir. insanoğlu kendini ifade ederken görsel sanatlara başvurduğunda sesin vızıltısı bir anda ruhun derinliklerine dokunabilir bütün önyargılar yıkılabilir gibi.