• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.21)
dar alanda kısa paslaşmalar - serdar akar
esnafspor adlı futbol takımı, bursa'nın tarihi semtlerinden birinde (ivazpaşa) esnaf ve orada ikamet eden mahalle sakinlerince kurulmuş olan amatör bir futbol kulübüdür. brezilya millî futbol takımı'ndan etkilenerek benimsedikleri sarı-yeşil formaları ile, suat, kıvırcık, lango, mercimek, ateş, onbaşı, alağaçlı, paşa, boncuk, selçuk, niyazi, turgay ve diğerlerinin, mahallenin genç ve yaşlı insanların top koşturdukları bir sıradan takımdır. fırıncı hamdi'nin bütün emeğini ortaya koyarak kulüp başkanlığını üstlendiği esnafsporlu kişilerin en büyük tutkuları bursa amatör kulüpler ligi'nde şampiyon olmaktır. mahalleye nereden ve nasıl geldiğini artık kimsenin hatırlamadığı hacı, beş yıldır takımın baş antrenörlüğünü yürütmektedir. fakat işler bir türlü yolunda gitmemekte, esnafspor her maçtan mağlubiyetle ayrılmaktadır. hacı'nın esnafspor'u çalıştıracak, onlarla birlikte idmanlarda yer alacak genç bir yardımcıya ihtiyacı vardır. sonunda semtin lisesinde beden öğretmenliği yapmakta olan çetin'den yardım istemeye karar verir. bu esnafspor için yepyeni bir dönemin başlangıcıdır
  1. küçük dünyaların büyük hikayesini anlatan, bana göre yakın dönem türk sinemasının en iyi filmlerinden biridir.

    !---- spoiler ----!

    ''hayat futbola fena halde benzer. futbol şahsi beceri gerektirir, değişmez o da ayrı konu. ama aynı zamanda da toplu oynanan yani insanların bir takım halinde oynadığı bir oyundur. hayatta böyle değil mi? istediğin kadar yetenekli ol iyi bir takımın yoksa havagazı, mantarlarsın. hayat futbola fena halde benzer."

    !---- spoiler ----!
  2. keyifle izlediğim sıkıştırılmış kalıplarından arındırılmış günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz karakterlerle her türlü duyguyu yaşatabilen çok güzel bir film.

    erkan can (kaleci suat) ve savaş dinçel'in (hacı abi) filmdeki karakterleri, sanki kendilerini oynuyormuşcasına canlandırmaları kesinlikle ayrı bir parantez gerekiyor.

    !---- spoiler ----!

    suat :niye böyle oldu be abi? ben çok sevmiştim be abi. o kadar mektup gönderdim insan bir cevap yazar, benim günahım ne be abi?

    hacı abi : bak koçum, belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. sevgililer...bizim olanlar ya da olmayanlar, hepsi iz bırakır. bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. hepsi kalır...ama inan, yeni izler de olacak. yaşlıları düşün sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler..ama öyle değil...ne kadar acı çekersen çek şunu unutma, çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer. ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına.

    !---- spoiler ----!

    herkesin hayatında en azından bir hacı abi ile karşılaşması dileklerimle.
  3. !---- spoiler ----!

    futboldan zerrece anlamayan bana bir sürü şey düşündürmüş olmakla birlikte en başında erkan can olmasaymış bu türk sineması neylermiş demek geçti içimden. dudağını büküp çocuk gibi beni çok derin kazdılar diye ağladığı sahnede bir dakika içinde hıçkırarak ağlamaya başlamışım(sanırım beni de çok derin kazmışlar ondan oldu. kapaı dükkana kira yatırma muhabbetine bittim. bu arada her köşeden zıplayan cunta askerleri filmin dertlerinden biriydi. bir yönüyle biliyoruz ki o askerler aslında hiç gitmedi. bir başka yan hikayeyse hacının ermeni çıkması bir yüzüyle asimilasyon kimlik yitimi bir yüzüyle başka değerlerde birleşme kardeşlik olarak okuyabiliriz bunu. ancak filmin esas derdi bize 80 lerin başında bildiğimiz bugünlerde unuttuğumuz birşeyi hatırlatmak. iyi takımın yoksa kazanamazsın. 80 sonrası dönem türkiyede insanlardan iyi takım olmayı alıp değer olarak kendi başına iyi olmayı koydu önlerine. artık hepimiz kaybediyoruz iyi takımsızlıklardan. son sahne rafet el romanın profesyonel formayla yalnız ve mutsuz oturuşu , mahalle arasında çocukları eski arkadaşlarını görünce şenlenmesi amatör kayıpların yasıydı bence . bu arada savaş dinçelin öldüğünü bilirseniz ölüm sahnesi başka bir hüzünle izleniyor vay be iyi oyuncuymuş gitti adam diye.

    !---- spoiler ----!

    edit:erkan canın kişisel tarihimde keşfi takva ile olmuştu. üniversite 1 e gidiyordum o zaman. oyunculuğunu çok sevip film hakkındaki röportajlarını da izlemiştim. çok samimi bir mahcubiyetle ben daha sinemayı yeni öğreniyorum diyordu.takvadan 12 sene önce oynadığı bu filme bakıyorum da daha ne olsun abi el insaf diyesim geliyor. sanırım hakikaten ne harika bir oyuncu olduğunun farkında değildi o sıralar. ya da tevazu hakikaten başka tür birşey
  4. izlemek bugüne kısmetmiş. güzel bir hikayesi var, sonlara doğru duygu yoğunluğu iyice arttı. bu tip türk filmlerinin yeri ayrı her zaman. hayatla ilgili de düşündürüyor gerçekten, özellikle günümüz tahsillileri genellikle memleketini terk edip uzak diyarlarda çalışmak ve hayat kurmaya çabalamak zorunda kalıyor. haliyle sosyal çevresi, akrabası kısacası kendi takımından ayrılmış oluyor. filmin tabiriyle tek başına yetenek hiçbir şeydir, 4 doğru pas %90 gol getirir, tabi paslaşacak birileri varsa.
    abi