1. çocukluğumun korkulu rüyalarından biridir.
    ne zaman annemle defter kaplamaya başlasak, mutlaka annemden azar işitir veya dayak yerdim.
    sebebi de öyle yaramazlık vs. değil,
    kaplama sırasında, kabın şişmemesi ve düzgün durması için defteri/kitabı belirli pozisyonlarda tutma görevi bana aitti ve genellikle üçüncü defter/kitaptan sonra sıkılırdım.
    defter/kitap biraz kaydı mı, biraz şişkinlik yaptı mı al sana azar, al sana dayak.
    ciddi anlamda tiksinirdim bu işten.
  2. tahta sofrayı oturma odasına kurar annemle ciltlerdik kitapları. babamın böyle konuşarda beceriksiz olma gibi bir huyu var sağ olsun :)
    kesilen veya dişlenen bantları tahta sofranın kenarlarına yapıştırırdım başta ki sonra annem istediğinde hazırda bir sürü bantım olsun. her şey hazır olunca kitapları ciltlemeye başlardık.
    ciltlenen defterlerde kabarıklık varsa onun geçmesi için kabarıklık yoksa da adettendir denilerek evin en işlek halısının altına koyardım kitapları ve ev ahalisinin o halının üstünden geçmesi isterdim.
    tabi şimdikiler hazır kap kullanıyor ne anladım ben o işten:/
  3. biz bant almayı hep unuturduk. akşam olup da defter kitap ciltlenmeye başlayacak sıra bir arayıştır başlardı. geçen senenin bitmek üzere olan bandı bulunur, ertesi günün derslerinin kitapları kaplanabilirdi anca. ah annem ah. ne emekler döktün sen o kitaplara.
  4. orta okulda ve lisede gri, siyah haricinde pek başka renk giymediğim için renkli renkli kaplara ayar olur, bütün defter kitaplarımı da kraft kağıdı ile kaplardım.

    sabahları evden acele ile çıkarken hepsi birbirinin aynı olduğu için (etiket yapıştırmazdım) çok defa yanlış kitabı götürdüm derslere ama o yaşlarda insan coolluktan ölecek hastalığına tutulduğu için tabii ki kraft kaplamaktan vazgeçmedim.