• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
değirmen - sabahattin ali
''işte adaşım, sana seven bir çingene'nin hikayesi. çiçeklerin açtığı bir mevsimde, senin kollarına yaslanan ve çiçekler kadar güzel kokan bir vücutla uzak su kenarlarında oturmak ve öpüşmek, yoruluncaya kadar öpüşmek hoş şeydir... (...) fakat sevgili bir vücutte bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir.''
türk edebiyatının ''özgür'' sesi sabahattin ali'den yıllara meydan okuyan öyküler.
-kitabın arka kapağından-
  1. sabahattin ali'nin ilk öykülerinden oluşan kitaptır aslında. hikayeler biraz acemice yazılmış olsa da, güzeldir, sonraki yapıtlarında karşımıza çıkan ideolojik göndermeler de yoktur içlerinde. ali'nin yazdığı bir de önsöz vardır;

    !---- spoiler ----!

    yazarın önsözü

    şiir ve hikayelerim arasında, yazmış olmaktan utanacağım kadar kötüleri olduğunu biliyorum. bunların bir kısmının çocuk denecek bir yaşta yazılmış olmaları bence bir mazeret değildir; çünkü bu çeşit bir yazıyı bugün herhangi bir imzanın üstünde görsem, sahibini ıslah olmaz bir zevksizlik ve tam istidatsızlıkla suçlandırmakta tereddüt etmem. bunların, benim san'at hayatımın gelişmesini göstermesi bakımından, sadece kendim için bir ehemmiyeti vardır ki, bu da onları başkalarına okutmak için bir sebep olamaz.
    buna rağmen bu yeni baskıdan onları çıkaramadım. çünkü, bir kere okuyucu önüne sermiş olduğum taraflarımı sonradan örtbas etmeye hakkım olmadığı kanaatindeyim; ama böylece belki de eski bir hatayı devam ettirmekten başka bir şey yapmıyorum.
    iyiyi kötüden ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim.

    s.a.

    !---- spoiler ----!
  2. sabahattin ali'nin aynı adlı kitabının ilk öyküsü. realist, bir o kadar da romantik bir öykü.

    birbirine denk olmayan iki insanın birbirlerini ne kadar çok sevselerde mutlu olamayacaklarını anlatılır ilk başta ve okuyucu bu fikre ikna eder sebahattin ali. sonrasındaysa; gerçekten seven birinin sevdiğine kavuşmak için, onları mutluluktan alıkoyacak "fazlalığını" bir çırpıda üzerinden atmasını...

    !---- spoiler ----!

    sen sevgiline ne verebilirsin sanki? kalbini mi? pekala, ikincisine? gene mi o? üçüncü ve dördüncüye de mi o?.. atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?.. hem biliyor musun, bu aptalca bir laftır: kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun... göğsünü yararak o eti oradan çıkarır ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun...
    ...
    dinle adaşım, sana bir çingene'nin aşkını anlatayım...

    !---- spoiler ----!
  3. kitabın önsözü:

    "şiir ve hikayelerim arasında, yazmış olmaktan utanacağım kadar kötüleri olduğunu biliyorum. bunların bir kısmının çocuk denecek bir yaşta yazılmış olmaları bence bir mazeret değildir; çünkü bu çeşit bir yazıyı bugün herhangi bir imzanın üstünde görsem, sahibini ıslah olmaz bir zevksizlik ve tam istidatsızlıkla suçlandırmakta tereddüt etmem. bunların, benim san'at hayatımın gelişmesini göstermesi bakımından, sadece kendim için bir ehemmiyeti vardır ki, bu da onları başkalarına okutmak için bir sebep olamaz. buna rağmen bu yeni baskıdan onları çıkaramadım. çünkü, bir kere okuyucu önüne sermiş olduğum taraflarımı sonradan örtbas etmeye hakkım olmadığı kanaatindeyim; ama böylece belki de eski bir hatayı devam ettirmekten başka bir şey yapmıyorum. iyiyi kötüden ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim." sabahattin ali

    milyonlarca kez duyduğum sözcükleri öyle bir manada kullanıyor ki ilk kez duyuyormuşum gibi oluyorum.

    onları öyle bir harmanlıyor ki güzel bir şiir okunduğunda beliren o duygu geliyor.

    o hikayesinde kahramanına klarnet çaldırırken ben klarnetin sesini gerçekten duyuyorum.

    karakterler ve ruh halleri o kadar zavallı ve gerçekçi ki bu topraklarda yaşayan herkes gibi. normalde yazarlar bir gaflete düşerler. karakterleri betimlerken kötü ya da zavallı bile olsa onu başka bir noktadan yüceltmeye çalışırlar. sabahattin ali hiç bu telaşa kapılmadan olduğu gibi veriyor.

    bir de naif ve iç acıtan anlatım tarzı. onun sözcükleri bambaşka, sanki camdan yapılmış gibi.

    ilk öykü kitabı olmasına rağmen onun tüm özelliklerini taşıyor.

    !---- spoiler ----!

    ‘’siz sevemezsiniz adaşım, siz, şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler... siz sevemezsiniz. sevmeyi yalnız bizler biliriz... bizler: batı rüzgârı kadar serbest dolaşan ve kendimizden başka allah tanımayan biz çingeneler... dinle adaşım, sana bir çingenenin aşkını anlatayım..."

    "yalnız her ikisinin de içinde gizliden gizliye büyüyen bir korku vardı: bir gün gelip ayrılmak korkusu. hiç birisi bu korkusunu ötekine söylemeye cesaret edemiyordu. kim bilir, belki öbürünün yanlış anlayacağından çekiniyordu. çünkü içten duyulan şeyler hep yanlış anlaşılır."

    "...fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak, senin için o kadar güç olmamıştır. insan evvela kendi kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kafi mazeretler tedarik etmiştir."

    ‘’ben burada yalnızlığı bardak bardak içiyorum.’’

    !---- spoiler ----!
  4. geçen yıl, mart ayı. nasıl gitmek istiyorum, nasıl yolda olmak... alaçatı dedim ve çıktım yola, elimde değirmen, kulağımda değirmenler.

    eşyalarımı yerleştirdim ve hemen attım kendimi alaçatı sokaklarına, bir meydana geldim ve karşımda mavi beyaz kareli örtüler sabun kokusuyla beni buyur ettiler masalarına, bir çay istedim, başladım okumaya. o meydanda, ılık havanın kıyısında bi an kaldırıp başımı gökyüzüne baktım, şu an sanki bir sabahattin ali eserindeyim, dedim. öyle bir huzur.

    bana verdiği sarının tonuna da değinmem lazım,

    “düşünebilir misin, güzel bir kızın bir kolu olmazsa bu ne demektir? derenin üst başında çıpılçıpıl yıkanan genç kızlara karışamıyordu. vücudunu ve ondaki ayıbı her zaman örtmeye mecburdu…

    ~

    “ben senden noksanım, bana sadaka mı veriyorsun?”

    şu yönde farklıyız, şu özelliği beni sinir ediyor, şu fiziksel özelliğini beğenmiyorum, şu anlardaki tavrı beni deli ediyor, ama şu, ama bu, ama… her bir kusur için “ama” oluşturuyoruz ve sonra bunlara rağmen(!) sevdiğimizi söylüyoruz. sonra bir süre geçiyor bize göre daha ‘iyi’ bulduğumuza yöneliyoruz, bir başkası. yine ‘-e rağmen’ seviyoruz.

    tüketiyoruz.

    ama için sevemiyoruz.

    ama sadece sevemiyoruz.

    işte tüm bunlar sürer giderken sabahattin ali yüzümüze vuruyor: onun kusurunu sev, onu sev, sevmeni tamlaştır.

    bir de saman sarısı.

    güzel gündü, güzel an, güzel kitap, güzel sarı.

    daha çok şey var üzerinde konuşacak ama uzun bir yazı olmasın, ara ara gelip buralarda diğer sarıları yazacağım ve bulacağım.
  5. güzel satırlar: sayfa 55-56

    !---- spoiler ----!
    "
    dayanılmaz bir merakın dürtmesiyle yaklaştım ve orada yatanı gördüm. gördüm... ve boğazına şişler sokulan bir hayvan gibi acı bir çığlık kopardım: orada bir iskelet yatıyordu. kurumuş ve siyahlaşmış etleri yanak kemiklerine yapışmış ve saçları çürük bir yastığı küme küme yığılmış bir kadın iskeleti...

    bu anda, kırılan bir camın şangırtısını andıran bir kahkaha kulaklarımın dibinde patladı, siyah elbiseli adam: "pek mi korktun?" diyordu. "niçin,niçin korkuyorsun?" senden, yani hayattan büsbütün ayrı bir şey diye mi? fakat bu aptallıktır. onun bizden farkı, bizim ondan farkımız nedir ki? hiç... bak, eğil de bak... bu dişler yok mu, bu muntazam dişler, onların arasından, şimdi bizim konuştuğumuz şeylere benzemeyen ne tatlı sözler çıkardı bilsen... düşünüyor musun ki, bakmaya tiksindiğin bu dişleri görebilmek için onun tebessüm etmesi nasıl sabırsızlıkla beklenirdi!.. tahmin edebilir misin ki, boğazına dolanan seni boğacakmış gibi korktuğun bu saçların güneş altında ne hayat dolu parlayışları vardı.

    hem bu kadın benimdi. şu ellerim, şu sana laf söyleyen ağzım nasıl benimse, o da öyle benimdi. fakat biliyor musun, kollarımın arasından sıyrılıvermesi ne kolay oldu... onunla aramızda hiçbir mesafe yoktur. bizim onun haline geçivermemiz için bir sebep bile lazım değil; ve bu iskelet bize o kadar yakındır ki, ondan korkmak için ancak bir insan kadar kör ve düşüncesiz olmalıdır.
    "

    !---- spoiler ----!