1. 1-tanrının varlığı akılla bilinebilir.
    2-yaratılış sonrası evrende doğa kanunları hüküm sürer.

    bu iki önermeye dayanan düşünüş biçimidir. akılcı yaklaşım sergilenir, tanrı’nın varlığını ispat için peygambere mucizeye gerek yoktur, akıl kafidir der. dolayısıyla dinlerin alayını reddetmiş olur. buna da bir anlamda bilimin cevap veremediği big bang’in tam da neden o zamanda meydana geldiği, öncesindeki boşluk nedir gibi sorulara tanrısal bir yanıt vermek diyebiliriz.

    john locke, jean-jacques rousseau , voltaire
    abi
  2. tanrı'nın varlığını kabul edip peygamber ve dini öğretilerin yok sayar. böyle muazzam bir ihtimaller zincirlemesinin kendi başına oluşmayacağını ve fizik ötesi bir gücü kabul eder. ama yaşama ve yaradılış nedenselliğine dair mantıklı bir açıklamaya sahip değildir.
  3. tanrının var olduğunu fakat belli bir din dolayısıyla da ahlak kuralı koymadığını öne sürerler. ahlaksız bir tanrının varlığının iddiası, gerçekten de inanılması güç bir inançtır.
  4. allah var ama din yalan diyenlerin olduğu grup.

    bi' nevi ateizmdir. yakında onlar da kafir birer zındık olacak.
  5. bu yola düşenlerin çoğunun sonradan ateist olduğu gözlemlenmiştir. günümüzün modasıdır aynı zamanda. kime sorsam ben deistim diyor. bir diğeri için:
    (bkz: agnostisizm)
  6. ateizme giden yolda bir basamak. bu adımdan sonra "yaratıcı varsa neden bu kadar adaletsiz ve kötü?" sorusunun sorgulandığı basamak geliyor.
  7. tanrının var olduğunu düşünen ancak belirli bir dine inanmayanların birleştiği nokta. her dinde bir takım çelişkiler var olduğundan ya da bilimle ters düşen yanları bu deist insanımızın canını sıktığından kendisi açısından mantıklı bir davranıştır. buna bir antitez sunulurken "tanrı neden yarattığı insanları bıraksın ya da onlar için birtakım ahlak kuralları koymasın vs" denir. cevabı çok basittir çünkü aslında 'insan' ismini alabilmiş olan kişinin zaten "hırsızlık yaparsan cehenneme gidersin" diye korkutulmadan kendi aklı ve vicdanıyla bunun yanlış olduğuna kanaat getirip bu davranışı yapmaması lazımdır. yani belki de tanrı, bizi yarattıktan sonra bir başımıza bırakarak bize bahşettiği akılla ne kadar doğru yolu bulabileceğimizi görmek istiyordur. (bkz: yaşasın rasyonelizm)
    eğer gerçekten böyleyse tanrının en sevdiği ülkelerden biri şüphesiz danimarkadır.
    !---- spoiler ----!

    2005 yılında zuckerman tarafından yapılan bir araştırmaya göre ise, danimarka dünyanın en büyük dördüncü ateist veya agnostik grubun yoğunluğuna sahip ülkesidir ki, söz konusu araştırmaya göre ülke deki ateist veya agnostik (tanrının varlığını kabul etmeyen veya bilinemezcilerin) grubun oranı %43 ile %80 arasındadır.

    !---- spoiler ----!

    bakınız, bu insanların bir dinleri dolayısıyla uymaya çalıştıkları belirli bir norm yok. ancak allah allah, işin tuhafına bakın ki danimarka suç oranı en düşük ülkeler arasında.
    (bkz: biraz konudan saptım ama siz anladınız)
  8. deizm, küçük kardeştir. ortanca kardeşi (ateizm) kadar asi değil, büyük olan (dindarlık) kadar kuralcı değildir. onun seçtiği bu yol, arada kalmışlık psikoloji ile şekillenir. büyüğün radikalciliğine gösterilen tepkiyi, ortancanın marjinalliğine olan övgüyü karakterine yükler. çevresine hem marjinal, hem de radikal görülmek için bir yol bulur.
    *
    bir kapalı alan yapsanız, içine bir bebek koysanız ve sistemi, o bebeğin kendi kendine 30 yaşına getirecek kadar olası kursanız... bu kabullere göre, o bebeğin bu yaşa geldiğinde, çevresini saran duvarlar arkasındaki dünya hakkındaki milyon tane düşüncesinden kaçı gerçeği yansıtabilir? gerçeği bulması, düşük bir olasık gibi.
    bu bireye biraz dış dünyadan işaret verin, duvardaki prizin ne işe yaradığına dair yönlendirmelerde bulunun ya da duvarın üzerindeki boyayı keşfetmesi için, duvar ile boyanın farklı yerlerden gelen bir birleşim olduğunu düşündüren işaretler sunun... o zaman olasılık skalasını değiştirsiniz.
    tüm bunları başardıktan sonra, denek için duvarın arkasındaki dünyayı tahmin etmek biraz daha kolaylaşacaktır. peki, işaretlerinizin devamı geldiğinde ve bir süre sonra dışarısı hakkında çok gerçekçi tahminler sunan bu denek, bu başarısını neye borçlu? doğrudan sizin verdiğiniz işaretlere, benliğine, size... peki dolaylı olarak? çevresindeki gelişen durumlara...
    ateizm ve deizm, gerçek fikirlere dayalı değildir. tersi de öyle... yani inanmak da gerçekçi fikirlere dayalı değildir. hepsi, yürek işidir. inançlı bir insanın bu yöndeki fikirleri yürekten gelir... (buradaki yürek, duygusallık olarak alınsın). doğru olduğuna olan inancı onu kanıtlama yoluna götürür. ama ateist bir bireyin fikirleri de gerçeklerden bir o kadar uzaktır. herkes, olmasını istediği dünyayı yaşamak için kendini telkin eder. inanmayı veya inanmamayı seçen kendi bilinçleridir. ve hiç biri gerçek ve tutarlı verilere dayalı değildir.
    dindar bir kişinin bilimle uğraşması komik gelir bu kişilere, ama ateistlerin savunduklarının bilimle uzaktan yakından ilgisi yoktur. savundukları tezler, tamamen inanç ürünüdür.
  9. gözlemlediğim kadarıyla tanrıya inanmayanların kafasındaki tanrı algısıyla çeliştiği için yine aynı kişiler tarafından küçümsenen, alt basamak olarak görülen inançtır. deist "bu evreni bir irade sahibi yaratmıştır" der. irade sahibinin önüne herhangi bir sıfat koymaz. bu varlığı iyi ya da kötü olarak tanımlamaz. dünyanın haline bakıp "tam bi yavşaksın tanrım" diyebilir belki ama dünyanın bu hali onun inancını sarsacak bir neden olamaz.
  10. ne başka bir görüşe giden basamaktır ne de başka bir görüşün kardeşidir. kendine dair bir tanrı fikri oluşturabilen değerli bireylerimizin içinde bulunduğu kümedir.
    dinlerin, diğer işlevlerini bir kenara bırakarak, deizmi ilgilendiren temel işlevlerinden tanrı var mıdır yok mudur, varsa ne olmalıdır meselelerine getirdiği cevapları irdelersek, bu hususlarda tatmin edici bir cevaba ulaşamadıklarını söyleyebiliriz. doğaldır, en son semavi dinin ortaya çıkışından bu yana 1400 yıl geçti, teknolojik atılımlar değilse bile modern felsefenin geldiği noktada ürettiği kavramlar, semavi dinlerin iddia ettiği tanrı hikayelerinden ve tanrının neliğinden çok daha ötesine uzanmış durumda.
    ha bir de, 2015 yılında hala tanrının iyi olması meselesi ortaya atılıyor. tanrının iyi olması gerektiğini iddia eden ve iyi kavramının içini kendi insani "iyi"siyle dolduran dolayısıyla tanrının da kendi insani "iyi"sini yansıtması gerektiğini düşünmek ne kadar da insana özgü bir saçmalamadır. mesela ben tanrı olsam böyle saçmalamalara izin verirdim ki, tanrı olduğumu anlayabileyim, tabii öyle bir şeye ihtiyacım varsa. neyse, tanık olduğumuz duruma bakınca tanrının iyi ya da kötü olduğunu söyleyebilecek bilginin subjektif olduğunu ve bunun da hiçbir öneminin olmadığını görüyoruz ve aynı zamanda tanrının iyi olması gerektiğini söyleyen bir adet insan evladı görüyoruz. bunu orta çağda falan söyleyip radikal olurdunuz, sonra bir güzel götünüzü keserlerdi. gerçi çok uzağa gitmeye gerek yok, ışid orada.