• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.63)
dekalog - krzysztof kieslowski
polonya sinemasının en ünlü yönetmenlerinden olan kieslowski'nin az bilinen önemli yapıtlarından olan dekalog, musevi inancındaki 10 emir'e tekabül eden, 10 orta metrajlı filmin bir araya gelmesiyle oluşmuş bir çalışmadır. tanrı katından gelen ve amacı toplumun temel düzen pratiklerini kurmak olan bu 10 emri kieslowski, 55 dakikalık 10 ayrı filmde, farklı insan öyküleriyle ele alır. dini anlatımın her hangi bir şekilde su yüzüne çıkmadan arka planda, alt metin olarak kaldığı filmler, 20yy.'daki bireyin ve bireyselleşmenin, kişisel ahlâk çıtasında geldiği noktayı irdeler.
  1. krzysztof kieslowski'nin polonya devlet televizyonu için yaptığı 10 filmden oluşan seri. musevilikteki 10 emrin ekseninde insanoğlunun ahlaki panoramasını çizer kieslowski ince ince. ayrıca bütün filmler aşağı yukarı benzer oyuncu kadrolarıyla ve aynı sitede geçer. bir de bütün filmlerde tek bir karakter vardır, öylece birkaç saniyeliğine görünür. muhtemelen de herkesin hayatında -inansın inanmasın- bir şekilde yer alan tanrı figürünü simgelemektedir o adam.

    stanley kubrick'in de hayatı boyunca "başyapıt" olarak nitelediği tek yapıtmış bu seri.
  2. dekalog jeden
    bölüm 1
    "senin tanrın benim, başka tanrın yoktur."

    dekalog dwa
    bölüm 2
    "tanrı'nın ismini boş yere ağzına almayacaksın."

    dekalog trzy
    bölüm 3
    "altı gün çalışacaksın, bir gün dinleneceksin"

    dekalog cztery
    bölüm 4
    "anne ve babana saygılı davranacaksın."

    dekalog piec
    bölüm 5
    "öldürmeyeceksin."

    dekalog szesc
    bölüm 6
    "zina etmeyeceksin."

    dekalog siedem
    bölüm 7
    "çalmayacaksın."

    dekalog osiem
    bölüm 8
    "yalan yere şahitlik yapmayacaksın."

    dekalog dziewiec
    bölüm 9
    "komşunun evine tamah etmeyeceksin."

    dekalog dziesiec
    bölüm 10
    "komşunun karısına, kölesine, hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin."
  3. 10 emir ve kieslowski.
    kieslowski'nin insanı tanrıdan daha çok etkilediği seri.
    rihan
  4. dekalog jeden: "senin tanrın benim, başka tanrın yoktur."

    bilim adamı bir baba, dindar bir hala ve bu iki kişinin savunduğu görüşler arasında mekik dokuyan bir çocuk. filmde genel olarak sorulan sorular; "tanrı var mıdır?", "ölüm nedir?", "kaderimiz kendi ellerimizde midir?" , " yaşamın amacı nedir?" tarzı varoluşsal ve cevaplanması güç sorular.

    !---- spoiler ----!

    film çocuk karakterin dışarda ölü bir köpek ve evsiz bir adamı- tamamen yabancı biri,olay akışında yok ama birkaç kez karşımıza çıkıyor. kimilerine göre isa- görmesi ile başlıyor. bunun üzerine çocukla baba arasında şöyle bir diyalog geçiyor:

    - insanlar neden ölür?
    - değişir; kalp krizi, kanser, kaza, yaşlılık.
    - yani, ölüm ne demek?
    - kalbin kan pompalaması durur, beyne kan gitmez, hareket durur, her şey durur. her şey biter.
    - geriye ne kalır?
    - bir insan ne yaşamışsa, bu onun anıları ve bıraktıklarıdır. anılar önemlidir.

    bu diyalogdan da anlaşılacağı üzere baba burda maddeci görüşü temsil etmekte. çocuk ise boş bir tahta. daha sonradan dindar olan halası tanrı ve kuralları ile ilgili öğütler verdiğinde ve babasının bu kuralları çiğnediğini söylediğinde çocuğun tekrar kafası karışıyor.

    çocuk karakter buz üzerinde kaymak için izin istediğinde ise baba önce bilgisayar üzerinden ısı ve donma noktası üzerine analiz yapıp kaç kilograma kadar buzun üzerinde kayılmaya müsait olduğunu hesaplıyor. hesaplamalara göre çocuğun 3 katı kiloda biri kayabilir. şüpheci baba bir kere daha hesaplıyor bilgisayara güvenmeyip, sonuç aynı. üstüne üstlük bir de kendisi kontrol ediyor buzu ve çocuğa belirli sınırlar çiziyor oynaması için ve içi rahat uyuyor. ertesi gün olduğunda babayı masasında çalışır vaziyette buluyoruz. birden kağıt üzerine mürekkep döküldüğünü fark ediyor. mürekkep kutusunu kaldırınca cam kutunun kırıldığını ve mürekkebin burdan damladığını fark ediyor. istifini bozmadan elini yıkayıp çalışmasına dönebiliyor. daha sonra çocuğunu bulamayınca çocuğun kırılan buzda hayatını kaybettiğini öğreniyor.

    kieslowskinin materyalizim üzerindeki eleştirisi burda bence. mürekkep şişesinin kırılması ve göldeki buzun kırılması... aynı şey değil. velhasıl bu bilim adamı karakterimiz de filmin finalini kilisede önce tanrıya isyan edip sonra iman ederek yapıyor.

    !---- spoiler ----!

    "determinizm felsefesinde olan klasik fiziğe göre bir cismin o anki durumunu ve üzerindeki mekanik etkileri biliyorsanız o cismin gelecekteki durumunu bilebiliriz." der klasik fizik. aslında materyalizme eleştiri bu noktada yapılmış. şimdi bunu hayırlamaya çalışan ve nedensellik ilkesini eleştiren benim de çok hakim olmadığım kuantum fiziği görüşleri var.

    demem o ki nedensellik ilkesi doğru olsa bile insanoğlu tüm değişkenleri bilebilecek durumda değil, ya da henüz öyle bir makina yok. bu sebepten ötürü üstün hesaplarda görülmemiş, beklenmeyen bir olayın olması bizi tanrı ya da dinin varlığına değil, absürd'e götürür.
  5. tamamını nereden izleyebilirim diye merak ettiren film serisi.

    süt metaforu sıkça geçiyordu ve beni çok etkilemişti. agnostik bir yönetmenden bu konuda çıkabilecek en iyi seridir kanımca. yönetmen bir nevi kendini anlatmıştır.
  6. tüm dünyada üniversitelerde en çok okutulan, incelenen, her bölümü, her sahnesi üzerinde tartışılan, hepsi ayrı başyapıt kabul edilen 1988 yapımı orta metrajlı filmler serisi.

    nitekim stanley kubrick de ‘’hayatım boyunca söyleyebileceğim tek başyapıt’’ demiştir dekaloglar için.

    herkese bir sinema dersidir dekaloglar.

    dekalog, kieslowski'nin vaktiyle bir söyleşide sarf ettiği "edebiyat sinemadan üstündür" sözünün; nerdeyse tersini ispatlayacak kadar da edebi. sadece kieslowski'ye atfedilebilecek bu beceri, pandomiminden müziğe, senkronizasyondan betimleme gücüne kadar sanatta ulaşılabilecek zirvelerin bir sentezinden çok, kadraja aldığı şeyler üzerinden bir dil kurup yükü diyaloglardan çok gösterilenler üzerine yüklemesi, bu arada sembolizmi asla çiğleştirmemesi ve kubrick'in ifadesiyle fikirleri ifade etmek yerine onları dramatize etmesiyle hissedilir.

    dekalog, bir bütün olarak üç bin yıldır en büyük öğreti olarak insanın önüne konan din, ahlak gibi kuramlara yapılan bir eleştiridir. "on emiri" onamak için değil, sorgulamak içindir.

    krzysztof kieslowski, bez konca'da beraber çalıştığı ve ileride de beraber çalışacağı senarist krzysztof piesiewicz ile tevrat'taki 10 emir'i günümüz dünyasındaki anlamlarını yeniden sorgulayarak senaryoyu yazarlar. ortaya çıkan filmler, gizemli ve felsefi olmakla birlikte, her zaman içinde gerçekçi anlatımlarıyla, birbirinden başarılı oyunculuklarla, zbigniew preisner'in her zamanki gibi mükemmel müzikleriyle, hikayelerin tamamlayıcı öğesi olan sembolik anlatımıyla ve de kieslowski sinemasının olmazsa olmazı başarılı sinematografileriyle, dini inançları/insani değerleri gökyüzünden gerçek hayata düşürüyor, onları somutlaştırıyor, en önemlisi de insancıllaştırıyor.

    her bölümünde bir varşova'daki toplu konut sitesindeki bloklarda yaşayan karakterlerin ele alındığı filmlerin hikayeleri aslında büyük birer tesadüften ibarettir. tesadüf kaderin vücut bulmuş hali ve hayatı anlamlı kılan şeydir.

    her bölümün öyküsü ve oyuncuları farklıdır. buna rağmen, devamlılığı olmayan “dekalog”da oyuncular, kendi oynadıkları bölüm dışında da yer yer görünürler. zaten bütün olaylar aynı bölgede olmaktadır. aynı blokta oturan bu oyuncular zaman zaman asansörde, apartman girişinde, taksi beklerken, postanede vb. yaşamın içinde karşılaşırlar. bunun yanı sıra bütün bölümlerde yer alan ister isa’yı sembolize etsin, ister meleği sembolize etsin “gizemli” bir karakter vardır ki; yönetmen, bu karakterin on ayrı öyküye tanıklık etmesini sağlayarak bütünlüğü korumaya çalışmıştır.

    dekaloglar’ın her birinde küçük de olsa bir diğerine göndermeler vardır. dekalogdaki tesadüfler filmden uzayıp, kieslowski'nin sonraki filmlerine taşar. dekalog 9'da anlatılan kısa hikaye, la double vie de véronique filmine konu olur. van den budenmayerin'in bestesi trois couleurs: rouge'da dramatik bir önem içerir. dekalog 9'da intihar etmek için apartmandan çıkan roman, dekalog 6'daki aşkını itiraf edip, kahve içme sözü alan genç çocukla karşılaşır; bir yanda yılgınlık bir yanda büyük bir mutluluk! bu bağlantılar her bölümde ustaca, sezdirmeden kurulmuştur. filmler birbirinin içine giderek durmaksızın devam ederler.

    filmlerin tamamı aynı binada çekilmiş olmasına rağmen, her bir film başka bir yerde çekilmiş hissi uyandırır. kieslowski'nin bu başarısı, her filmde başka bir görüntü yönetmeni ile çalışmış olmasından gelmektedir.

    kieslowski’nin bu seride, cevaplardan ziyade soruları öncelemesi izleyiciyle aradaki perdeleri kaldırır.

    filmlerin bir diğer ortak noktası ‘ölüm’ imgesidir. neredeyse her film ölümle açılır ve ölümle son bulur. filmin asıl akışını ilk filmde ölü bir köpek, ikinci filmde ölü bir tavşan başlatır ve ölüm imgesi kendini gerçekleştirerek filmin sonunda ‘ölmeyi’ doğurur.

    kieslowski, dekalog serisi ile yıllarca geliştirdiği sinemasal dilini zirve noktasına çıkarmıştır. bundan sonra çektiği filmlerde de aynı dili görür, aynı tadı alırız.

    filmlerin açık uçlu ve yoruma açık yapısı, onları her izleyişte yepyeni bir katmanına erişmemizi sağlarken, zbingiew preisner’in müziğinin de anlatılan hikâyelerle âdeta bütünleştiğini görürüz. kameranın dinginliği, mekanların, hikayelerin sinematografik anlatımına olabilecek en uygun mekanlar haline getirilmiş olması ve hikayenin diyaloğa fazlaca yer vermiyor oluşu, izleyici açısından yaşanan gerçekliğe kendini daha kolay konsantre edebilme ve defalarca izlenebilme, her yeni izleyişte farklı noktalara ulaşabilmeyi sağlar.

    dekalogların tamamında oldukça basit, yalın bir dil hakimdir ama her bölüm din, erdemlilik, ahlak konularından derinlikli açılımlar sunar. her bölümde bir simge, bazen bir küçük kare, bir eşya bölümün kodlarını oluşturur.

    filmlerdeki karakterlerin hepsi duygusal anlamda sonsuz bir sıkışma içindedir. hayatla aralarına çok keskin sorunlar girer ve karakterler gerekeni yapamazlar. yaptıklarında da davranışları tahmin ettikleri sonucu vermez. buzun kırılmayacağını bilimsel olarak ispatlayan baba, bilime olan küstahça inancının bedelini çok ağır öder.intihar etmeye çalışan hiç bir karakter ölmeyi başaramaz. buna karşın yaşaması kesin olan ölür.

    dekalogdaki mekanlar, neredeyse varşova'nın tamamını içermekte. bu kadar kısa süre içerisinde dekalog'un bu denli mekan zenginliği ile çekilmesi de akıl almaz bir şey.

    dekalog'un çekildiği mekanlara her yıl japonya'dan turistik gezi düzenleniyor olması da ayrı şaşırtıcı.

    “dekalog”, hayatında ahlâk duygusunun sarsılmaz bir yeri bulunan, her ırktan, her dinden ve her yaştan sinemasever için çok önemli sinemasal bir deneyim. defalarca izleme ve her izlemede de üzerine geceler boyu düşünme ihtiyacı doğuran bir film dizisi bu…

    kieslowski, yurttaş kane filmini örnek vererek bu filmi, en az yüz kez izlediğini söyler, “ önemli olan, o filmde benim bir yerimin olmasıydı. ben, o filmi yaşamıştım.” der.

    kieslowski filmlerinde mutlaka ‘’bir yeriniz vardır.’’
  7. kieslowski'nin on emri yerle bir ettiği, duvara çarptırıp üzerinde tepindigi dizisidir.
    su sıralar hq görüntülü versiyonunu arşivim için aramaktayım.