• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.75)
dekalog jeden - krzysztof kieslowski
krzysztof, bir üniversitede ders veren, tüm soruları bilimin ışığında çözebileceğine inanan bir babadır. krzysztof, oğlu pawel'i de bu bilgiler ışığında yetiştirmektedir. pawel ayrıca dindar halasının düşüncelerinden de etkilenir. ölüm ve sonrası üzerine sorgulamalar yapar. bir gün pawel'in donmuş göl üzerinde kaymak istemesi üzerine baba, son üç günün meteoroloji bilgileri ışığında bilgisayarda gerekli hesapları yaptıktan sonra gölün üzerinde kayabileceğine kanaat getirir. bu durum filmde başka bir tanrı metaforu ile ilişkilendirilir.
  1. dekalog serisinin ilk filmi olan bu filmde "benden başka tanrın olmayacak." emri bir baba-oğul üzerinden anlatılır.

    film, dekalog serisinin neredeyse her filminde kırılma anlarında ortaya çıkan(sadece yedinci ve onuncu filmlerde yok), kimilerinin melek dediği kimilerinin isa dediği kieslowski'nin de filmin tamamlayıcısı olarak gördüğü sarışın adam ile açılır ve seri içerisinde en çok görüldüğü film de budur. konuşmaz ve gölün kıyısında, ateş başında oturur. sürekli de burada görünür. sanki bize ve pawel'in babasına bir şeyler anlatmaya çalışıyordur. yeri gelmişken bu adamın hikayesini, merak edenler için ve dekalog serisinde bazı konuları açıklığa kavuşturmada yardımcı olacağını düşündüğümden krzysztof kieslowski'nin kendi sözleriyle paylaşayım:

    "filmlerin hepsinde ortalarda dolaşan bir adam var. kim olduğunu bilmiyorum; sete gelip çekimleri seyreden bir adamcağız. bizi seyrediyor, bizim hayatlarımızı. bizden pek memnun değil. geliyor, seyrediyor, sonra da gidiyor.
    başlangıçta bu adam senaryolarda yer almıyordu. witek zalewski adında, o zamanlar ve şimdi de inanılmaz derecede güvendiğim, çok zeki bir sanat yönetmenimiz vardı. biz senaryoları yazarken bana sürekli, "krzysztof, burada bir şey eksikmiş gibime geliyor. bir eksiklik var." diyordu. ben de, "ama ne, witek? ne eksikmiş gibine geliyor?" diye sorardım. "söyleyemem ama bir şey eksik. senaryolarda olmayan bir şey." bunun üzerine konuşur, konuşur, konuşurduk. sonunda bana wilhelm mach adındaki bir leh yazarla ilgili bir olay anlattı. bu mach denen adam bir gösterime gitmiş, "bu filmi çok sevdim. çok beğendim, özellikle de mezarlıktaki sahneyi. cenazedeki siyah takım elbiseli adama bayıldım." demiş. yönetmen de, "cenazede siyah takım elbiseli bir adam yoktu ki." demiş. mach da "nasıl olur? çerçevenin sol tarafında duruyordu,önde, siyah takımlı, beyaz gömlek giymiş, siyah kravat takmış. sonra çerçevenin sağına doğru yürüyüp görüntüden çıktı." demiş. yönetmen, "öyle bir adam yoktu." diye tekrarlamış. mach, "vardı,gördüm. ve filmde en çok sevdiğim de o adamdı." demiş. on gün sonra da mach ölmüş. witek bu anektodu anlattığında neyin eksik olduğunu hissettiğini anladım. o, hiç kimsenin görmediği ve genç yönetmenin de filmde göründüğünden haberi olmadığı bu siyah takım elbiseli adamın eksikliğini hissediyordu. yönetmen adamı hatırlamasa da bazı insanlar bu adamı görmüşlerdi; o her şeyi izleyen adamı. olaylar üzerinde hiçbir etkisi olmayan ama eğer onun farkına varırlarsa, seyredenlere sanki bir uyarı, bir işaret gönderen biri. ben de o zaman witek'in filmde neyin eksik bulduğunu anladım."

    pawel'in babası krzysztof, başka bir tanrı yaratmıştır; bilimi ve sorgulamayı temsil eden bu yapma tanrı bilgisayardır. krzysztof, üniversitedeki bir dersinde gerekli kodlar yazıldığında ve bu kodlar geliştirildiğinde bu "tanrıların" insani zevk ve estetik kazanabileceğini düşünmektedir. (bu tanrıcılık oyununun, mary shelly'nin "frankenstein veya modern prometheus" kitabında doktor frankenstein'a çok pahalıya patladığını hatırlatmakta fayda var. dekalog jeden'de krzysztof'un yarattığı "canavar" da bilgisayardır.)

    filmi izlemeyen birisi özetini okuduğunda, filmin basit bir din propagandası yaptığına dair bir algıya kapılabilir. fakat durum böyle değildir. kieslowski, filmdeki bütün karakterleri iyi konumda gösterir. filmdeki tek kötü karakter tanrıdır. "resmi tanrı", krzysztof'u yarattığı tanrı için cezalandırır. kieslowski; "eğer ilk emirde böyle bir laf edebilecek bir tanrı varsa , filmimdeki hikaye de onun işidir muhtemelen." der bununla alakalı olarak.

    !---- spoiler ----!

    pawel: soruların cevabını bulduğumda mutlu oluyorum. bir de güvercinler ekmek kırıntılarına geldiğinde mutlu oluyorum. ölü bir köpek gördüm. sonra neden böyle diye düşündüm. bayan piggy'nin kermit'i ne kadar sürede yakaladığını çözmem ne işe yarar?

    !---- spoiler ----!

    not: bu filmle ilgili sözlükte yer alan sefillik in situ'nun bu güzel yorumunu da okumanızı öneririm.
  2. dekalog jeden
    bölüm 1
    "senin tanrın benim, başka tanrın yoktur."

    sinema tarihindeki en önemli metafizik tartışmalardan birini de bünyesinde barındırmakta olan bölüm…

    genelinde varoluşçu felsefenin etkisi görülür. ölüm, yaşamın anlamı gibi karmaşık konular küçük bir çocuğun ağzından anlatılarak aslında insanoğlunun bu konular karşısında ne kadar saf, bilgisiz ve çaresiz olduğu vurgulanır. yine filmin geneline tesadüfler yani "kader" hakimdir. "kaderinden kaçamazsın" vurgulanır aslında.

    !---- spoiler ----!

    pawel halası irena’ya “tanrı nedir?” diye sorar.
    -gel, bana sımsıkı sarıl
    -peki, şimdi ne hissediyorsun?
    -seni çok sevdiğimi hissediyorum
    -işte, tanrı budur!
    peki buysa kötülükler nasıl olabiliyordur? kieslowski, dekalogdaki diğer bölümlerde olduğu gibi burada da bizi, ahlaki, felsefi ve metafizik tartışmanın tam ortasına atar.

    filmin her yerinde genelde su, göz yaşı, mürekkep gibi bolca sıvı semboller gizlidir.

    baba oğul ölümü konuşurken sütün çaya karışma sahnesi ve sütün bozuk olduğunun anlaşılması.

    tam mürekkep kağıtlara döküldüğü sırada kimsenin hesaba katmadığı durumun gerçekleşmesi; aynı anda buzun kırılması.

    yeşil ışık yanarken o muhteşem yeşil tonlar.

    ‘’yaşamak bir armağandır, bir ödüldür.’’

    !---- spoiler ----!