1. bilimsel açıklamasını inatla öğrenmiyorum. sadece her doktora gidildiğinde reçetenin en başına dan diye yapıştırıyor bir doktor amcamız sağolsun. belki altına daha kötü teşhislerde yazıyor ama hep o ilk cümleye takılıp kalıyorum. neyse ki hayatıma olan etkilerinin farkındayım. mutsuz,kaygılı,üzgün,sinirli,hayattan soğumuş tavırlar,unutkanlık,anlama eksikliği,dikkat dağınıklığı,umursamazlık zaten göksel'in depresyondayım şarkısını dinlemiş herkesin çıkarabileceği sonuçlar bunlar. benim en uyuz olduğum okuduğumu anlamama ve unutkanlık oldu. hele ki unutkanlık hat safhada. eve gitmek için nerden ve neye bindiğimi durup düşündüğüm oldu geçenlerde. en bombası ise x-ray cihazına çantamı koyup almadan gitmemdi bence. sonradan da kabullendim işte. dedim ya gerizekalısın ya da depresyondasın. o yüzden dikkat edilsin ve tez zamanda kurtulsun herkesler.
    mavi
  2. major depresyon ve depresif duygudurum daha farklı kategorize edilmelidir. depresif duygudurum major depresyon içerisinde yer alan birçok kriterden bir tanesidir ve major depresyon kadar ağır bir seyir göstermez.

    depresif duygudurum veya hayattan zevk alamama(anhedoni) durumlarından ez biri kesin olmak zorunda ve en az iki haftalık süreci kapsamalıdır. bunlar dışında değersizlik duygusu, kilo kaybı veya alımı, aşırı veya yetersiz uyuma, konsantre olamama, enerji azlığı, yineleyen ölüm düşünceleri ve düşüncelerini yoğunlaştıramama gibi dsm-5 te belirlenmiş belirli kriterlerin bellirli sayıda karşılanmasi gerekmektedir.

    major depresif kişiler, günlük işlerini yapmaktan aciz, zorlukla iletişim kurabilen, hayat kalitesi çok alt seviyeye inmiş insanlardır. yani "ben depresyondayım" deyip de sonrasında saatlerce geyik yapıp, gülebilen kişinin major depresyon tanısı alması pek olası değildir ki büyük ihtimalle hayatını olumsuz yönde etkilemis olaylar silsilesi yüzünden depresif bir duygudurumu yaşıyordur veya o ruh haline bürünmüştür.

    prozac ve cipralex gibi selektif serotonin re-uptake inhibitörleri türü ilaçlar sinirlerin, mutluluk verdiği bilinen serotonini daha fazla kullanmasını sağlayarak tedavide sıklıkla kullanılan ilaçlardandır.
  3. milyonlarca insanı etkileyen, çağın popüler hastalığı.

    üzerine basa basa tekrarlıyorum: hastalık. ne yazık ki duygusal problemlerin de organik temelleri var ve bu gerçeği kabul etmeyen sosyal çevre bireyi giderek daha ümitsiz bir ruh haline sokuyor. sorunlarınız varsa yardım almaktan çekinmeyin.

    dünya sağlık örgütü tarafından hazırlanmış şöyle bir klip var, oldukça bilgilendirici:
    i had a black dog, his name was depression
    merc
  4. bazen çok özeniyorum bu durup dururken depresyona giren insanlara. zamanları var depresyona girmeye. benim yok mesela. iki şikayet edecek olsam 'haline şükret' minvalinde bir tokat etkisi yaratan cevap geliyor ki depresyon mepresyon kalmıyor ortalıkta.
    doris
  5. öyle böyle bir hastalık değil bu.... hiç bir şey ağzınıza bu kadar sıçamaz....

    dünya ortadan ikiye yarılsın ve ben bu karanlıkta saklanırım dersin... yeter artık dünya bensiz dönsün bir kere de dersin! ölümden korkmazsın. hayata her sabah kaldığı yerden devam etmek sanki bir işkence gelir. tünelin ucunda ise ışık-mışık yok!

    nasıl iyileştim bilmiyorum. iyileştim mi onu da bilmiyorum. içilen ilaçlar mı, zorla sosyalleştiren arkadaşlar mı? çıkıyorsun düzlüğe bir şekilde....

    ama her an içinde tetikte beklediğini hissediyorum. bazen hafif zorlar.... bazen bir tokat atar sallar.... yok yani kurtuluşun....

    beni bana öğrettin be....
  6. ssg nin bu konuyla ilgili yaptığı tanımı çok beğenirim
    kup
  7. sabahattin ali içimizdeki şeytanda şöyle bahsetmiş:

    <insan ruhunun çözülmez düğümleri bir muamma gibi önüne serilir. kitaplarda okuduğun depresyon kelimesine bir cankurtaran simidi gibi sarılırsın.
    "çünkü nedense hepimizde maddi olsun, manevi olsun, bütün dertlerimize bir isim takmak merakı vardır" >

    bunun üzerine düşündüm biraz. isim takma merakı konusunda haklı evet. ama işin şu boyutu da var ki derde isim takıldıktan sonra birçok insan bunu "daha fazla dert" edinecektir.

    ağır bir örnek belki ama; bir insanın kanser olduğunu 2.evrede öğrenmesiyle birlikte moral bozukluğu - negatiflik - umutsuzluk da eklendiğinde hastalığın ilerlemesi hızlanabilir. fizyolojik olarak belli bir hızı olsa da kişiye bu daha yoğun gelir. çektiği acı daha artar.

    daha doğrusu dışarıdan bakan kişilerin gördüğü haliyle; kişinin durumu - semptomları ağırlaşır, günden güne çöker.. oysa belki bilmese şuramda bir ağrı var der durur.ötesi olmaz.

    -belki bu söyleyeceklerime "söylemesi kolay" diyebilirsiniz ama bunları depresyon atakları çok ağır geçen bir bipolar olarak söylüyorum.

    depresyona isim vermek de böyle. bırakın dibe batsanız da buna bir isim vermeyin. bir adı bir beden imgesi olmasın bu durumun. hastalık demeyin adına. o zaman emin olun depresyon daha yoğun olacaktır.

    depresyonunuzu kabullenip onu benimsemeyin. ama onunla savaşmayın da.inkar etmeyin.yok sayın sadece. dikkate almayın. sen de kimsin lan deyin. değer vermeyin hastalığınıza.

    ben hastayım dediğinizde daha çok hasta olacaksınız. yattıkça yatasınız gelir derler ya; onun gibi. yatağa gömüldükçe gömüleceksiniz ve hep depresyondayım ben diyerek yorganın altına sığınacaksınız. ama böyle gittikçe o yorgan ezecek ve boğacak sizi...

    hadi çıkın yataktan bu depresyon falan değil. hasta değilsiniz. biraz işler kötü gitti üstünüzde bir kırgınlık var o kadar. açın perdeyi. güneş olmasın boşver; yağmur da güzeldir kar da... yeter ki kafanızı kaldırıp gökyüzüne bakmayı unutmayın...

    -edit: * *
  8. vaktiyle feridun düzağaç'a şöyle bir soru sorulmuştur:

    spiker: bu sıralar depresyondayım şarkıları çok popüler ne düşünüyorsunuz bu konuda?
    fd: benim şarkımın adı depresyondayım değil "dipteyim sondayım depresyondayım"

    bugün hatırladığım aynı albümde "dipteyim sondayım depresyondayım" ile birlikte "dipteyim ben" isimli bir şarkı daha var yani aynı albumde iki tane dipteyim şarkısı olması feridun'un ne kadar dipte hissettiğinin net bir göstergesi.

    o dönem göksel'in depresyondayım isimli şarkısı da oldukça hit bir şarkıydı zaten spiker iki tane depresyondayım şarkısı demek istemişti. amerikalılar da prozac pompasına yeni başlamışlar, ülke depresyon kelimesi ile tanışmıştı. velhasıl ben de o dönem askere yeni gitmişim, er gazinosunda kral tv karşısında hipnotize olmuş yüzlerden biriyim. kulağımda walkman feridun dinliyorum arada da tv'de göksel depresyondayım çalıyor. sessiz sessiz kral tv'yi dinleyen yüzlerce kişi bir anda tribün oluşturup hep bir ağızdan depresyondayım şeklinde bağırıp inletiyorlardı.
  9. depreyon için 2 haftalık işlevselliğin bozulması + aşağıdaki 2 şarttan en az birisi olması gereklidir.

    1. depresif duygudurum
    2. ilgi azalması, zevk alamama

    bunlardan biri olmadan dsm-5 kriterlerine göre depresyon tanısı konulamaz.

    edit: imla ve yazım hataları
    bilim
  10. yapılan bazı araştırmalara göre ınstagram depresyonu tetikliyormuş. şaşırdık mı sanki bu habere; gayet tabi hayır! sosyal medyanın ruhsal yönümüzle ilgili etkisini bilmeyen yoktur sanırım. bir güruh rahatsızlığını dile getirirken içerik kısmıyla ilgili olarak, diğeri takip etmeme şeklinde bir çözüm sunuyor.

    zaten çokça gözlemlediğim durumlardan biri; ınstagramı neden takip ederiz ya da neden kullanırız? meraklısı olduğumuz konularda ki, ısrarla bence bu kısmı öenmli olandır, bilgi sahibi olmaya çalışırız ya da bir parça hoşnut olacağımızı görüntülere maruz kalarak saniyenin onda birinde akışta kendimize bir yer ayırtmış oluruz. ara sıra paylaşım da yaparız pek tabi..

    şimdi burada paylaşım yapmak ve takip etmek gibi iki kavram var. paylaşımlarda daha çok dikkatimi çeken kısım şu; insanlar ya fiziklerini ön plana çıkartıyorlar, kendilerindeki değişimi kabullendirmek adına çevrelerine ya da çalışma-aile ortamlarını konu olarak seçiyorlar. bir diğer durumsa hobisel alanlar ki oraya pek girmiyorum.

    bana çok garip gelen bir durumdu ki, şu yazı da işin tehlikesel kısmına değinilmiş zaten, selfi dediğimiz ya da öz çekim olarak sonradan adını güncellediğimiz bir teknik var. bu durum gerçekten kiminde artık takıntı boyutlarına gelmiş. işin bu kısmından sonrasını ben vah vahh, sıkıntılı demek ki olarak algılamaya başladım. çünkü bu tarz insanlar olayın sadece bu kısmıyla ilgilenmiyor artık; sürekli bir kıyas mücadelesi içine girip kendilerini bir yarışa teslim etmiş oluyorlar. sonrasında evet, duygusal bir çöküş. ne olursa olsun kendini mutlu edememe hali baş gösteriyor.

    çevremde sürekli şikayet halinde olup da kendini ön planda tutma mücadelesinde olan insanları depresif görüyordum ki ciddi mana da bununla ilgili bir çalışma yapılmış, yapılıyormuş. burada ben insanların sürekli fotoğraf çekip yayınlamasından rahatsızım gibi bir durum çıkmasın ortaya.. fakat gereksiz işlere zaman harcayarak önce kendi zihinlerini meşgul edip ruhsal bir çöküntü içine giriyorlar sonrasında ise çevrelerini buna dahil ediyorlar.farkında olmadan etkileşimler sonrası mutsuz insanlar dominosu dizilmeye başlıyor yan yana.

    sosyal medya gerçekten günümüz dünyasında güçlü bir aktör. öyle güzel oynayıp etki ediyor ki herkese. kimileri kaptırmış giderken bu akıma kendilerini, kimileri ise sadece ihtiyacı olanı almaktan yana ki bana da sorarsanız en makul ve mantıklı olan kısmı budur. zaman kavramı her geçen gün daha da kıymet kazanırken gelin bir kere daha düşünelim; ne kadar zaman ayırıyoruz sosyal medyaya ve kimlerin yerine anlık da olsa geçmek istiyoruz? üstelik olumsuz mana da geri dönüşlere sebebiyet vermesine neden olanın burada kendimiz olduğunu bile bile neden bu akımlara bu derece rağbet gösteriyoruz? faydalı zamanlar yaratmak, artık tek çabamız olması gerekirken..