• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
dert yorumcusu - jhumpa lahiri
bu kitaba maymun iştahlılığıyla başlayıp daha sonra okumaya devam etmek için kendimizle kıyasıya mücadeleye girmek hepimizin başına gelmiştir. yazarın kerameti herhalde burada devreye girer. lahiri'ye daha ilk kitabıyla 2000 pulitzer'i kazandıran da tam bu noktadaki olağanüstü yeteneği. "ben öykü aşığıyım" diyenlerden, "ben aslında öykü okumayı pek sevmem ama.." diyecek olanlara kadar okuma keyfi olan herkesi kitabın başına mıhlayan bir kurgu ustası lahiri.
  1. çok garip, naif, vakur öyküleri bir arada bulunduran, yaşamınızda kavşak noktası olabilecek kadar etkileyici, realist ve güzel kitap.

    kütüphanede acelem olduğu bir gündü diye hatırlıyorum. 3 kitap alma hakkım vardı ve ben cani bi' roman açgözlüsü olarak okumayacak olsam da 3 kitabımı muhakkak alırdım. (dayanamıyorum işte, napıyım? )
    neyse, 2 kitabı iyi kötü seçtim ve bir üçüncüsü için taze balık araya yaşlı teyzelerimiz gibi pür dikkat sevdiğim rafların arasına daldım. ki ruh halim o sıralarda da berbat olduğundan, dert adını görüp kitabı direkt elime geçiriverdim. yazarına kapağına bakmadım bile..

    okurken okurken, kitabın ne kadar beni anlattığını gördüm işte.
    benim gibi, varlığı da yokluğu da hiç bi' halta yaramayan, dünya üzerindeki sayılı vaktini arazide gördüğü biricik kaba taşa anlam yüklemekle geçiren, kötü düşüncelerin başkenti bi' beyne sahip, yine de bu kötülükleri uygulayacak, en azından içini dışa vuracak cesareti olmayan, kaypak, ihtiyatsız, namussuz bi' herifi..

    kitaptaki öyküler öyle yaratıcı kurgular arayanlara pek gitmez. bu hususları (hikayeleri) sevebilmek için önce ruh haliniz buna uygun olacak. 2,5 gün durmadan kitap okusanız bile, 'dur artık azıcık, gözlerin yorulacak.' diyeniniz olmayacak. gerginliğiniz had safhada olacak, yolunu şaşırıp sizin çirkin odanıza dalıvermiş bi' sineğe bile sinirleneceksiniz. sineğe sinirden köpüreceksiniz. sinekten nefret edeceksiniz.

    şimdi bi' durayım da düşüneyim dersem, kitapta beni en çok etkileyen hikaye, kesinlikle, şu hindistan gezisine çıkmış alman -ingiliz de olabilir. ya da başka herhangi bi' ırk da.. ne önemi var ki?- ailenin rehberini konu edinendi. rehber, alman ailenin hanımefendisine vuruluyordu adeta. -ne hakla? ne hakkına senin?- alman hanımefendi de alttan alttan gülümsüyordu bizim akılsız rehberimize. kocasıyla sürekli kavga eden, çocuklarından hoşnutsuz, hayatından memnun olmayan bu kadın, hintli rehberin fotoğrafını çekerek; ona sık sık bayağı bi' yaklaşarak, gülümseyerek, imalı bakışlar atarak ruh fahişeliği yapıyordu adeta.
    ama tek amacı kendi kötülük kotasını doldurmaktı alman hanımefendinin.
    bazı hanımefendiler genelde böyle oluyorlar.
    ve bizim gibi akılsız beyler de, böyle hanımefendilerin yanında kör kesiliyor nedense.
    nedense.