1. diğer bir deyişle belirlenimcilik, gerçekleşen her olayın bir dizi bilimsel yasanın sonucunda gelişmiş olduğunu söyler. mesela ben belirli bir zamanda güneşin ve diğer gezegenlerin konumunu biliyorsam, güneş sisteminin diğer bir zamandaki konumunu newton yasaları sayesinde bilebilirim. ayrıca bu ilke, insanın özgür iradeye sahip olmadığını, bu yüzden eylemlerinden dolayı yargılanamayacağını dahi söyler.

    determinizm, werner heisenberg belirsizlik ilkesi'ni formüle edene dek karşıtlıklar olsa da kabul gördü. belirsizlik ilkesi, bir parçacığın konumunun ve hızının aynı anda belirlenmesinin olanaksız olduğunu gösterir. ölçüm yapmaya çalıştığımız parçacığa etkide bulunduğumuz için kesin bir sonuca varamayız ve olasılıklar üzerine yorum yaparız. bu da evrenin şu anki durumunu tam olarak ölçemeyeceğimiz ve gelecek hakkında öngörüde bulunamayacağımız anlamına gelir. bu sebeple belirlenimci düşünce son bulmuştur. ancak bir gün evreni etkilemeden ölçmenin yolunu bulursak belkide her şeyin belirli olduğu yasalar dizisini görebiliriz. öte yandan şu an için bu düşünce hayalden ibarettir.
  2. mekanik determinizm: insan iradesi yoktur, dış etkenler vardır.

    ekonomik determinizm: insan iradesi yoktur, ekonomik baskılama vardır.

    toplumsal determinizm: insan iradesi yoktur, toplum normları vardır.

    tarihsel determinizm: insan iradesi yoktur tarihsel akış davranışları belirler.

    psikolojik determinizm: insanın iradesi yoktur, davranış biçimleri belirlidir.
    (bkz: irade ve özgürlük)

    ayrıca spinoza'ya göre "tanrı vardır, tektir, mükemmeldir, muhteşemdir, sonsuzdur, ölümsüzdür, hareketsizdir vs dolayısıyla insanlar tanrının var ettiği düzene uyum sağlamaktan başkaca bir şey yapmazlar, yani seçim irade falan yoktur. "

    determinizme karşı argüman olarak pozitivizm öne sürülüyor. pozitivizme göre akıl dünyayı algılamakla görevlidir. her türlü doğa üstü olayı reddeder. yani deterministlerin tanrısını ve bu tanrının evrenine uyum sağlıyor olma fikrini, ve dahi iradesiz seçimsiz savrulup gittiğimiz düşüncesini kabul etmez. insan bilimle, bilgiyle tercihlerini yapmalı dünyayı anlamalıdır.
    abi
  3. son zamanlarda benimde doğruluğuna inandığım düşünsel akım. eğer insan davranışlarını belirleyen etmenleri ortaya çıkarabilirsek tüm bu bulmaca (din, siyaset, tarih, ırk, mezhep vs.) çözülmüş olacaktır. evlenme teklifini neden erkeğin yaptığı, erkeklerin neden kısa saçlı olduğu, tanrının neden yeraltında değil gökte olduğu, aşk isimli duygunun neden para denilen metayla ilişkilerinin gün geçtikçe dahada arttığını açıklayabilecek argümanları bir araya getirdiğimiz zaman, insanoğlu denilen canlının aslında çevresinde yaşananların ete kemiğe bürünmüş hali olduğunu tam olarak anlayabileceğiz. mesela benim bu yazıyı yürürken yazıp birisine çarptığım halde yazmayı bırakmama davranışımın türlü argümanlarla açıklanabileceği gibi.
  4. eğer tüm davranışlarımız öneden belli ise onları yapmaktan başka çaresi olmayan varlıklar olmaz mıyız? diyebilirim determinizm için.
    din temelli görünse de, big bang ile oluşan fizik yasaları ile o ilk tepkime anında herşey belliyse tanrı olmadan da determinizme ulaşabiliyoruz.
  5. edit, cümleler arasında verilen linklere tıklarsanız ilgili anlatımlarda yer alan grafiklere uluşırsınız, anlamanız kolaylaşır.
    sabah kalktınız, banyoya gittiniz, yüzünüzü yıkadınız sonra da dişlerinizi fırçalayacaksınız. eylemler kendiliğinden (otomatik) olsa da, aklımızdan, önce fırçayı almak geçer. elimizi uzatırız, fırçayı yerinden alırız. bir sonraki hareketimiz, diş macunu tüpünü almaktır. diş macunu tüpünü almaya niyetleniriz, alırız ve diş fırçasına doğru götürürüz. bu defa da aklımızdan, diş macununu fırçanın üzerine sıkmak geçer ve belli belirsiz bir süre geçmeden, diş macununu fırçanın üzerine sıkarız.
    günlük rutin işlerimizin arasında bu ve benzeri eylemler o kadar çoktur ki, bu eylemlerimizle ilgili düşünce, niyet, eyleme ilişkin aldığımız kararlar ve bunlara bağlı gerçekleştirdiğimiz eylemlerin farkında bile değilizdir.
    garip de olsa, şu soruyu sorabilir miyiz? bu eylemleri gerçekleştiriyoruz gerçekleştirmesine ama, bunlarla ilgili kararları biz mi alıyoruz? eylemlerimizi gerçekleştirmek üzere aldığımız kararlarda, bu kararı almadan önce, kararı almaya niyet ettiğimiz o anda özgür iradeye sahip olduğumuzu söyleyebilir miyiz? günlük hayattaki tüm eylem, karar ve niyetlerimizdeki zihinsel faaliyetlerin bize ait olduğunu söyleyebilir miyiz? isterseniz hemen karar vermeden evvel, aşağıda ün salan deneye bir bakalım.
    aslında anlatacağımız deneyle ilgili ilk çalışmalar 1965 yılında kornhuber ve deeckle isimli iki nörolog tarafından başka bir amaçla yapılmış, ortaya çıkan garipliği de (sorunsal/problematik) tesadüfen görmüşlerdir. biz, bu yazımızda, iki nöroloğun tesadüfen elde ettiği deney sonuçlarını, biraz daha gelişmiş bir deneyle irdelemeye çalışacağız. deneyimizin adı; benjamin libet deneyi.
    kaliforniya üniversitesi psikoloji bölümünde bilinç araştırmalarında öncü bir bilim insanı olan benjamin libet’in. (1916-2007) 1983’te yaptığı deneyin basit bir düzeneği var.

    deneye katılan denekten istenen şey, parmağını (veya elini) kendisinin istediği bir zamanda oynatması. deneyi, daha ölçülebilir hale getirmek için, deneğin parmağı, emg (elektromiyografi) olarak isimlendirilen bir cihaza bağlanır. bu cihazın amacı, deneğin, parmağını gerçekten oynatıp oynatmadığını sadece gözle takip etmek yerine, ölçülebilir objektif bir veri elde etmektir. böylece, deneyi yapan kişi için deneğin, parmağını az veya çok oynatması veya oynatır gibi yapmasına dayalı yanılsamayı da ortadan kaldırılmış olacaktır. emg; kaslardaki elektrik potansiyelini ölçerek kas hareketini belirleyen bir cihazdır. diğer bir ifade ile, parmakta en ufak bir hareket olduğunda, cihaz parmaktaki kaslardan geçen elektrik vasıtasıyla, parmağın hareket edip etmediğini belirleyip grafik olarak bir kağıda dökebilmektedir. hatta emg ile yapılan ölçüm, saniyenin binde birini ölçebildiği için, deneyimizin hassasiyetini de artırmakta yardımcı olmaktadır. (bir milisaniye eşittir saniyenin binde biri. 1 ms=1/1000 s.)
    http://okyanusum.com/wp-content/uploads/2015/09/özgür3.jpg
    deneyimizin ikinci cihazı, saat benzeri bir kadrandır. parmağımızı bilincimiz dâhilinde oynattığımızı düşünürsek, demek ki parmağımızı oynatma eyleminden önce, beynimizde, parmağımızı oynatmaya karar vermiş olmamız, bunun için niyet etmiş olmamız gerekir. yani, önce parmağımızı oynatma kararı alacağız ve arkasından da parmağımızı oynatacağız. şu halde, deneğin, parmağını oynatma eyleminden hemen önce, parmağını oynatacağına dair verdiği kararın ne zaman olduğunu bilmek gerekiyor. bu saat benzeri kadran da parmağımızı oynatmaya karar verdiğimiz anı belirlemede kullanılacaktır. tekrar etmek gerekirse, önce karar veriyoruz, sonra parmağımızı oynatıyoruz
    benjamin libet, bunu ölçmek için, deneğin karşısına şekildeki saat benzeri kadranı koyar. kadran üzerindeki büyük benek (göbekteki küçük benek değil) yelkovan yönünde hızlı bir şekilde hareket etmekte, bir tam devrini 2,7 saniyede tamamlamaktadır. peki, bu saat kadranına benzer şey ne işe yarayacaktır? mademki, parmağımızı hareket ettirmeden hemen önce beynimizde bunun kararını almaktayız, şu halde denekten, parmağını hareket ettirmeye karar verdiği anda (karar verdi ama hala parmağını oynatmadı), büyük beneğin kadran üzerindeki yerini söylemesi istenir. böylece, deneğin, parmağını oynatması için karar verdiği zaman (an), saat benzeri kadrandan ölçülürken, parmağını hareket ettirdiği zaman (an) da emg cihazından ölçülecektir. iki zaman (an) ölçümü arasındaki fark ise, deneğin, parmağını hareket ettirmeye karar verdiği an ile, parmağını hareket ettirdiği an arasındaki zaman farkını ortaya koymuş olacaktır.
    deneyimizin son cihazı da eeg (elektroansefalogram). bu, başına geçirilen bir başlık vasıtasıyla, deneğin beyin elektriğinin değişimini ölçmek için kullanılacak cihazdır. bunun amacı, deney esnasında, deneğin parmak kaldırma ile aldığı karara bağlı olarak, beyin elektriğinin nasıl değiştiğini bir grafiğe dökmektir. denek, parmağını kaldırmak için karar aldığı anda beyinde bir hareketlenme olacak, grafik de yükselmeye başlayacaktır. böylece, elde edilecek eeg grafiği üzerine, saat benzeri kadrandan alınan zaman (deneğin, parmağını kaldırmaya karar verdiği an) ile ems den alınan zamana ait (deneğin, parmağını eylem olarak kaldırdığı an) değerlerini işaretlemek mümkün olacaktır. bu da bize, deney çıktılarını, eeg grafiği üzerinde inceleme fırsatı doğacaktır.
    bilincimiz ve bir dizi garip sonuçlar

    şimdi sıra deneyimize geldi.
    şekil, eeg yani deneğin beyin elektriğinin grafiğidir.
    http://okyanusum.com/wp-content/uploads/2015/09/özgür5.jpg
    grafikteki zaman akışının, soldan sağa doğru olduğunu söyleyelim. şekilde görüldüğü gibi, her bir çizgi ayrı bir deneyi göstermektedir. yani deney, defalarca tekrarlanmış ve elde edilen grafikler, aynı koordinatlar üzerine üst üste konumlanmıştır. böylece tek bir deneyden elde edilen grafik yerine, birden fazla deneyden elde edilen grafiklerden daha sağlıklı sonuç elde etme imkânı doğacaktır. (bu arada, eeg grafiğini yukarıda bahsedilen emg grafiği ile karıştırmamayı da hatırlatmakta yarar var. bizim, üzerinde duracağımız grafik, eeg grafiğidir.)
    deneyin nasıl olacağını kısaca tekrarlayalım. başında eeg başlığı, karşısında saat benzeri bir kadran ve parmağına da ems bağlı olan denekten sırasıyla şunları yapması istenir. eeg kayıt yapmaya başlamışken, denek, kadrandaki büyük benek bir sayının üzerine geldiği an bu yeri (sayıyı) zihninde tutarak ve hiç beklemeden parmağını kaldırmak, denekten istenenlerdir. böylece, parmağını kaldırmaya karar verdiği ana ait değer kadrandan, parmağını kaldırdığı ana ait değer ise emg cihazından elde edilecektir. deneyin, yukarıda da ifade edildiği üzere beş on kere tekrarlandığını düşünelim. deney sonucu ortaya, birbirine benzer eeg grafiklerinden oluşmuş bir şekil çıkacaktır. (yukarıdaki grafik)
    şimdi de, deneyden elde edilen sonuçları, yukarıdaki eeg yani deney esnasında elde edilen beyin elektriğinin değişimi üzerinde işaretleyelim. işaretlemeyi, sağdan sola doğru yapalım. grafiğin üzerinde yeşil ok ile gösterilen yani o noktasına gelen yer, deneğin, parmağını “kaldırdığı” yerdir. buna ait bilgileri emg yani kas elektriğini ölçen cihazdan aldığımızı biliyoruz. grafik üzerinde kırmızı ok ile işaretlenen yani b noktasına gelen yer ise, deneğin, parmağını kaldırmadan evvel, parmağını kaldırmaya “karar verdiği” ânı işaret eden yerdir. bunu da, deneğin önündeki saate benzer kadrandan aldığımızı biliyoruz.
    yine bildiğimiz bir şey varsa, grafikte de görüldüğü gibi, deney esnasında beyin elektriğinin faaliyete geçmesi ile, grafik de a noktasından itibaren yukarıya doğru yönlenmektedir.
    grafiğe baktığımızda, kırmızı ok yani parmağımızı kaldırmaya “karar verdiğimiz” b noktası ile, yeşil ok yani parmağımızı kaldırdığımız (kaldırma eylemini yaptığımız) o noktası arasının 200 milisaniye olduğunu görülür. diğer bir deyişle, parmağımızı kaldırma “kararını” verdikten 200 milisaniye (0,2 saniye) sonra, deneğin parmağını “kaldırdığını” söyleyebiliriz.
    şimdi düşünelim. parmak kaldırmaya karar verme eylemi bilince ait bir olaydır. (kırmızı ok, b noktası). nitekim bu kararı aldıktan sonra da denek, parmağını kaldırmıştır. (yeşil ok, o noktası). buraya kadar her şey güzel, bir itirazımız yok. ancak şekle bakarsak, deneğin, parmağını kaldırmak üzere ilk defa bilinci dâhilinde karar aldığından emin olduğu kırmızı ok yani b noktasından önce, beyinde bir hareketlenme başlamıştır. bir başka deyişle, grafiğin en solundan itibaren a noktasına kadar olan yerde, beyinde bir hareketlenme yokken ve bilinçli karar verme b noktasında başlarken, nasıl olur da, mavi okun olduğu a noktasından itibaren bir hareketlenme başlayabilir? (grafik çizgilerinin yukarı doğru gitmesi). hâlbuki b noktasının solundaki zamanda, benim bilinçli aldığım hiçbir karar söz konusu değildi. denek, bilinçli kararını, b noktasında aldığını zaten deneyi yapanlara defalarca söylemişti. (farklı birçok, denek üzerinde aynı sonuçlar alındığını bu vesileyle söylemiş olalım)
    işin ilginç tarafı, deneğin, parmağını bilinç dâhilinde kaldırmaya karar verdiği b noktasından, parmağını kaldırdığı o noktasına kadar ortalama 200 milisaniye geçerken (0,2 saniye), deneğin, bilincinin ilk defa devreye girdiği b noktasından 350 milisaniye (0,35 saniye) kadar bir zaman önce, deneğin beyninde bir hareketlenme olmaktadır. diğer bir ifadeyle, deneğin, parmak kaldırma deneyi esnasında, deneyle ilgili beyin faaliyetinin başladığı a noktasından yani mavi oktan, deneğin parmağını kaldırdığı o noktasına yani yeşil oka kadar toplam 550 milisaniye geçmiş olup, bunun a ile b arası, deneğin bile haberinin olmadığı ve bilinçsiz geçen 350 milisaniyelik bir zaman dilimidir. deneğin, deneyden bilinçli olarak haberdar olduğu kısım ise, karar aldığı an olan b noktası ile parmağını kaldırdığı o noktasına kadar geçen 200 milisaniyelik bir zaman dilimidir. bu nasıl olabilir? bir başka deyişle, parmağımızı kaldırmaya karar aldığımız an ile, grafikte, beyin grafiğinin yükselmeye başladığı an çakışık olması gerekmez miydi? grafiğin yükselmeye başlaması, karar almaya başlama anı ile aynı olması gerekmez miydi?
    ilginç yorumlar
    isterseniz geliniz, işin içinden tam çıkamasak da, olabilecek olası yorumları, yine kaynaklardan aktarmaya çalışalım.
    yorumlara girmeden evvel şunu söyleyelim ki, araştırmacılar, a ile b noktası arasındaki beyin faaliyetine “hazırlık potansiyeli” adını vermişler. bunu da, bilinçli karar vermeye kadar olan süreyi isimlendirmek için söylemişler. yani bilinçli karar vermek için beynin hazırlanma süreci.
    yorum-1:

    bu deneyde, reflekslerimiz, içgüdülerimiz gibi bilincimiz dışında gelişen hareketlerimizi bir kenara bırakırsak, bilincimiz dâhilinde aldığımız bir karardan “önce” (ab arası kastediliyor), nasıl olur da, beynimde, benim bilincim dâhilinde olmayan ve alacağım karar ile ilgili bir faaliyet başlayabilir? çünkü benim bilincim, b noktasından sonra devreye girmektedir. bu olay (ab arasındaki bilincimin dışında gerçekleşen beyin faaliyeti kastediliyor) benim, parmağımı bilinçli olarak kaldırma kararımdan önce her defasında meydana gelmektedir. yani bu bir tesadüf değildir. bunun anlamı, benim, özgür irademle karar veremediğimi mi göstermektedir? beynimde bir şeyler, ben karar almadan önce, karar alıp, onu, sanki ben karar alıyor muşum gibi bana dayatmakta mıdır? yani ben, sabah, dişimi fırçalamak için diş macununu sıkmaya karar vermeden evvel, zihnimde bunun kararı çoktan verilmiş mi oluyor? düşüncemizi bu anlamda ilerletirsek, “kader” diye bir şeyin varlığından mı söz etmeliyim? o zaman yaptıklarımdan sorumlu değil miyim? şu halde, hazırlık potansiyelindeki süre (a ile b arası) bilgimizin dışındadır diye düşünmeye başlarım. bu kısım, benim bilincimin dışında gerçekleşen ama aldığım kararlar dâhil yaptığım her şeyi etkileyen bir süreç olmalıdır. bilinç dışı olan bir şey zaman zaman bir karar vermemize sebep olabilir ama her defasında bu etken devreye giriyorsa bu nasıl olabilir?
    kısacası, deneye baktığımız zaman, bilinçli bir eylemi gerçekleştirmek için önce bilinçsiz bir halde karar alıyor (a noktası) ve bu kararın bilince nakledilmesi yaklaşık 350 milisaniye sürüyor (ab arası), b noktasında da yapacağımız eylemle ilgili karar alıyor. o zaman sormak gerekir, benden önce biri mi düşünüyor? kim?
    önce düşünür, niyetlenir, karar veririm; sonra da davranışı ortaya koyarım şeklindeki algı, aslında bir yanılsama mıdır? yoksa kader diye bir şey gerçekten var mıdır?
    yorum-2

    ilginç başka bir yorum olarak da şöyle düşünülebilir. eğer beyin faaliyeti, doğrudan bilinçli karar almamızla bağlantılıdır diye düşünürsek, parmağımızı kaldırmaya karar verdiğimiz an ile, beyin faaliyetinin aynı anda başladığını söylememiz gerekir. yani, parmağımı kaldırmaya karar verdiğim ânın b noktası değil, a noktası olduğunu düşünürsem, bilinçli karar verdiğim an ile grafik üzerindeki hareketlenmenin başladığı yer çakışmış olur ve böylece problem de ortadan kalkmış olarak düşünebiliriz. başka türlü söylemek gerekirse, ben, bilinçli olarak karar vermeye başladığım anda grafikteki çizgi de yükseliyor olmalı. zaten mantıklısı da bu olmalı, öyle değil mi? (hatırlayacağımız üzere grafik üzerindeki b noktası, kadrandan elde edilen bir veri idi. bu yoruma göre, kadrandan okunan değere karşılık gelen yerin b noktası değil, a noktası olduğunu düşünelim.) düşünelim düşünmesine ancak, bu da başka bir sonuç doğuracaktır. şöyle ki: doğada bir sistem çalışmaya başlamadan evvel, muhakkak ki, bir hazırlık devresi gerekecektir.
    kaba bir örnek bile olsa, bir araba sıfır kilometreden 100 kilometre hıza sıfır saniyede çıkamaz. yani beyin, bir karar vermeden önce alacağımız kararla ilgili (parmağı kaldırma kararı) bazı verileri, hafızadan alacak, bazı verileri (dış uyaranları) çevreden alacak, bunları işleyecek ve muhakkak milisaniyeler derecesinde de olsa bir zaman geçmesi gerekir. diğer bir deyişle, sıfır saniye veya sıfır mili saniye içinde bir şeyin olması mümkün değildir. sıfır saniyelik veya milisaniyelik bir zaman demek, o zamanın ve dolayısıyla herhangi bir hareketin hiç olmadığını söylemek demektir. grafik üzerindeki a noktası benim, parmağımı kaldırma kararı aldığım noktam ise (öyle olduğunu varsaydığımızı hatırlayınız) ve hazırlık süreci denen fiziki olay da yoksa, a noktasındaki kararım bir anda ortaya çıktı demektir. o zaman da şu soruyu sormak gerekir, aldığım kararla ilgili, hiçbir fiziksel hazırlık süreci yoksa bu durumda a noktasında beni karar almaya kim zorladı? böyle bir durumda metafizik bir çözüm (!) gündeme gelmektedir. ve yıllardır felsefecileri meşgul eden zihin beden ikilemi buna çözüm gibi görünmektedir. daha açık söylemek gerekirse, kendisini fiziksel olarak belli etmeyen, grafiğin yükselmeğe başlama anındaki a noktasındaki bilinçli karar alma sürecimi başlatanın benim “ruhum” olduğunu söylemek gerekir. yani, ruhumun beni hazırladığı, ruhumun bana verdiği verilerle benim karar aldığım düşüncesi ortaya çıkar. tabii ki, bu durumda da zihin beden ikilemi için her zaman sorulan bir soru da beraberinde gelmektedir. varlığı fiziksel olmayan bir şey (ruh) nasıl olur da fiziksel bir varlığı harekete geçirebilmektedir? böyle bir durumda, materyalist bir düşünce ortadan kalkmış olmaktadır.
    yorum 3
    tekrar, grafiğimizin orijinal haline dönelim. bu defa da şöyle düşünelim. eğer b noktası, benim, parmağımı kaldırmak için bilinçli karar aldığım yerse, bilincimin dışında gerçekleşiyor gibi görünen a ile b arasındaki süreyi nasıl açıklayabilirim? yani bir anlamda tekrar birinci yoruma gelmiş gibi görünüyorum. ancak bu yorumu, birinciden şu şekilde düşünerek farklı kılabilirim. mademki, zamandaki sırlamada, parmağımı kaldırdığım an olan o anından önce, parmağımı kaldırmaya karar aldığım b anı gelmektedir, o halde, beni bu karar almamda yardımcı olan ve “hazırlık potansiyeli” olarak adlandırılan sürecin de (a ile b arası), benim karar alma ânım olan b noktasından önce gelmesi son derece normaldir. normaldir normal olmasına ama, bu hala, ab arasındaki sürecin nasıl olur da benim bilincimin dışında olduğunu açıklamaz. işte tam da bu noktada açıklaması garip şöyle bir yorum getirilmektedir: beynimiz, bizim “şu an” diye isimlendirdiğim ve bu şekilde algıladığımız anı, aslında ben, ab için geçen süre kadar önce yaşamış olmalıyım. bu süre 350 mili saniye olmakla beraber kabaca yarım saniye (500 milisaniye) gibi düşünürsek, ben, yarım saniye önce yaşadığım âna, “şimdi” diyorum. bir başka deyişle ben her zaman ama her zaman şu an dediğim anı yarım saniye kadar evvel yaşamış oluyorum. peki bu ne işe yarayacak? eğer beynim, gerçekten de aslında yarım saniye evvel yaşadığı bir olayı sanki şimdi yaşıyormuşum gibi bir yanılsama içine sokuyorsa, bu durumda bilincimizin olmadığını ifade ettiğim ab aralığını da bu şekilde açıklamış olurum. yani, aslında karar almaya başladığımız an a noktası olup bilinçli farkındalığım ise b noktasında ortaya çıkar gibi görünmekle beraber, beynim, ab arası zaman kadar beni yanılsamaya uğratacak evrimsel bir mekanizmayı geliştirmiş ve benim “şimdi” diye isimlendirdiğim an, aslında ab zaman parçası kadar önce aldığım kararın bir yanılsaması olabilir diyorlar. bunu da yaklaşık yarım saniye kadar ifade ediyorlar. diğer bir ifade ile aslında bizler, tüm karar ve eylemlerimiz, yaklaşık yarım saniye kadar önce alıyor, uyguluyor ama “şimdi”deymişiz gibi yaşıyoruz. tersten söylersek “şu ânı, geçmişte yaşıyoruz”.
    kaynaklar
    http://tanrivarmi.blogspot.com.tr/2013/04/beynimiz-ve-biz-11-benjamin-libet.html
  6. evrenimizde yer alan ister fiziksel ister ruhsal olan tüm olayları, fiziksel açıdan ve diğer gizilgüç açısından ölçülebilir bir nedene tabi bulunduğunu; her olayı, kendinden önce gelen olayların belirlediğini ve yine bu belirleme sayesinde açıklayabileceğini ileri süren görüş. determinizm ya da diğer bir adıyla gerekircilik; istencin, kendisinden mutlak önce gelen ruhsal ya da fiziksel koşullar ve bu koşulların nedenler ile belirlediğini savunan; rastgele mantığını, istenci ve özgür seçimi reddetmektedir. bu sebepten dolayıdır ki psikolojide iki farklı görüş tarafından ele alınmıştır.

    bu görüşlerden birincisi, insan davranışının tümünü eski yaşantıların ve bilinç dışının belirlediğini söylemekte. bu görüşü savunan sigmund freud, hiçbir insan davranışının; misal olarak, dil sürçmesinin ya da rastgele seçilmiş bir rakamın ya da bir rüya öğesinin mutlak ve kesin bir karar ile belirlenebilir bir nedeni olabileceğini ve bulunduğunu savunmuştur.

    diğer görüş ise davranışlara, çevrenin sebebiyet verdiğini savunan savdır. davranışçılarca savunulan bu görüşe göre ise, istenç ve özgür seçim de içinde olmak üzere, her insan davranışı, öğrenilmiş bir dizi uyarıcı-tepki ilişkilerinin bir sonucudur.

    özgürlük yanlısı olan tüm görüşlerin karşı çıktığı determinizm, başta hümanist yaklaşımcılar ve varoluşçular olmak üzere, bir yanıyla biliminde vazgeçilemez bir koşulu hâline gelmiştir. bilimin yapı taşlarından olan neden-sonuç ilişkisi ortadan kalkarsa, bilim de yok olur.