1. lat. 'tanrı ya da doğa.'

    baruch spinoza için önemlidir bu önerme. ayrıca nietzsche'nin felsefesini spinoza'nın felsefesinden ayırt edenin ne'liği için de önemlidir. spinoza'nın bu din'den azade monist tavrının 'tanrı'sı ile nietzsche'nin spinoza ile arasındaki ilişki benzeşiktir. yani iki ilişkide de hem bir şeyler güçlü bir şekilde yadsınmakta hem de bu yadsıma, yadsımadan önceki olurlamanın üzerine kurulmaktadır.

    şimdi spinoza'nın 'tanrı ya da doğa'sını tavzih edecek olursak, bir nevi şunu demek istemektedir; tanrı adlandırılışındaki haliyle değil tanrısallığının edimleriyle tanrı'dır. yani doğa, tanrısal edimlerle devinendir. doğa, tanrı'ya, tanrı doğa'ya içrektir.
    ve bu içreklikte, iradesel bir ereksellik mevcuttur.

    işte bu 'iradesel ereksellik' kısmında nietzsche spinoza'dan ayrılır. bu ayrı'lık, spinoza'nın iradesi ile nietzsche'nin güç istenci'nin ayrı'lığıdır.
    önce aynılıklarından bahsedelim;

    spinoza'nın iradesi de nietzsche'nin güç istenci de bir 'iktidara yönelim'i tazammun etmez.
    spinoza'nın iradesi de nietzsche'nin güç istenci de bir dinamo misalidir. isteme'nin istemeklik özüdür, ne istediği değildir.

    bu aynılıkların nietzschece farklılaştığı nokta ise spinoza'nın isteme'nin istemek özlü iradesi kendiliğinden bir yönelimsel iradeye sahipken, nietzsche'nin güç istenci entropiktir, kaotiktir.

    spinoza hem deus sive natura hem de natura sive deus'u benimserken bu iki yönlülüğe de bir görünmez direksiyon eklemlemiştir. direksiyonu aşikâr etmez ama varlığını da yadsımaz. tıpkı tanrı düşüncesinin muhtevası gibi.

    lâkin gott ist tot!
    nietzsche, spinoza'yı eski tanrılara özlem duymakla suçlar. tanrı ya da doğa değil. sadece doğa, sadece bengidönüşsel doğa vardır.

    '' evren devamlı bir dönüş olarak, -ki o kendini sonsuz kere tekrarlamıştır- oyununu in infinitum(ebediyen) oynayacaktır. bu konsept asla mekanik bir konsept değildir. öyle olsa idi özdeş olan hallerin sonsuz geri dönüşünü şart koşmayacaktı, tersine bir nihai durumu şart koşacaktı. evren böyle bir 'son duruma' ulaşmadığından mekanizm, bize yetkin olmayan ve sadece zamanı sınırlı varsayım olarak geçerlileştiren bir durumu sunar.
    ve evrenin benim için ne olduğunu biliyor musunuz? onu size kendi aynamda göstereyim mi? bu evren:

    başlangıcı ve sonu olmayan içten bir canavardır. gücün sabit, demirden bir büyüklüğüdür, o ki ne daha büyük, ne de daha küçük olur, kendini tüketmez, sadece değişir, bütün olarak değişmeyen bir bütünlükle, harcamaları ve kayıpları olmayan bir bütçedir, ama aynı zamanda artması ve kârı da olmaksızın, sınırı tarafından kuşatılmış gibi hiçlikle çevrilmiştir, bulanık olmayan bir şey, israfı olmayan bir şey, sonsuz bir uzamsal olmayan tersine belirli bir güç belirli bir mekansallıktadır, herhangi bir yerde 'boş' olan bir mekana değil tersine her yerde 'boş' olan bir mekana değil, tersine her yerde güç olarak, gücün ve güç dalgalarının aynı zamandaki oyunu olarak ve bir çok şeyi buraya yığarak ve aynı zamanda azalarak, içinde fırtınalaşan, taarruz eden, ve kabaran güçlerinin bir denizidir, içinde ebediyen değişerek, ebediyen geri çekilerek, geri dönüşün muazzam yıllarıyla, şekillendirmelerinin med-cezirleri ile, en basitinden en çeşitlisine dışarı sürüklenerek, en sessizinden, en donmuşundan, en soğuktan dışarı çıkarak en korlanan ateşin içine, en vahşi olanın içine, kendi kendisine çelişenin içine, uyumun sevincine kadar çelişkilerin oyunundan doğarak, kendi kendisini evetleyerek, yollarının ve yıllarının bu eşitliği içinde ebediyen tekerrür edecek olan olarak kendisini kutsayarak, hiç bir doyum, hiç bir bıkkınlık, hiç bir yorgunluk tanımayan bir oluş olarak, kendini ebediyen yaratanın ve kendini ebediyen tahrip edişin bu diyonizyak dünyası, çift şehvetlerin, yapmak ve yıkmakların bu esrarengiz dünyası, benim iyi ve kötünün ötesindedir dediğim, eğer devr-i daimin mutluluğunda bir hedef bulunuyorsa, hedefsiz olarak, eğer bir daire kendine iyi niyetle malikse, iradesiz olarak, bu dünya için bir isim duymak ister misiniz?

    bütün muammaları, bilmeceleri için bir çözümleme? sizin için de, en gizli anlarınız için de, en güçlü olanlarınız için de, en yarıgecemsi olanlarınız için de;
    bu dünya kudrete yönelik 'iradedir'. ve bunun dışında hiçbir şey değildir. sizin kendiniz de kudrete yönelik bu 'iradesiniz'. ve bunun dışında hiçbir şey değilsiniz! ''


    friedrich wilhelm nietzsche - güç istenci
  2. spinoza’nın panteist bir düşünce yönünde düsünceler gelistirdigi ve monist bir tanrı-doğa düşüncesine ulaştığı genel olarak bilinir. böylece spinoza’nın felsefi sisteminde tanrı kavramının merkezi bir yeri olduğunu söyleyebiliriz. tanrı, bu felsefi sistemin hem başlangıç noktası hem de son noktasıdır. ancak tanri kavrami bu merkeziligine ragmen, bilinen anlamlarda dinsel icerikte ele alinmamis, hatta varolan herseyin varolusunun ve kavranilabilir olusunun temeli olarak tanri fikri cogu zaman dinsizlik olarak ortaya cikmis ve spinoza bu nedenle kovusturmalara ugramistir.

    spinoza’nin felsefesi bir pratik felsefe olarak anlasildiginda bir anlamda ondaki tanri kavraminin yerini anlamak icin “tanri ne ise yarar?” sorusunun gündeme gelmesi sözkonusu olur. buna verilecek pratik amacli ancak felsefi nitelikli bir cevap kendi sözleriyle ileri sürülebilir;

    var olan her şey tanrı içinde vardır ve tanrı olmaksızın hiç bir şey ne varolabilir ne de kavranabilir.

    ancak yine de açık olmayan ya da üzerinde düsünülmesi gereken, spinoza’nın tanrı’sının felsefesi açısından nasıl bir şey olduğu ve ne oldugudur. kendinde bir neden, nedeni kendinde olmak (causa sui) anlamında tanrı ve özellikle bu alıntıda kullanılan içinde terimi spinoza üzerine yapılan sonu gelmez yorum denemelerinde sürekli bir tartışma konusudur. her seyin tanrinin icinde varolmasi ne demektir? bilimsel bir düşünceye de dinsel bir düşünceye de bağlantılandırılan, ya da hem metafiziksel hem de madddeci düsünceye tutarli bir sekilde baglanabilen bu tanri nasil bir seydir?

    spinozacı felsefenin tanrı kavramı, bu düzeyde, hem ontolojik kanıtlamanın hem de bilgi bilimsel yapının anahtarı olarak görünmektedir. çünkü tanrının varlığı için öne sürülen ontolojik veri nosyonu, bir gerçekliğin varlığını o gerçekliğin kavranışından hareketle kanıtlamaya yönelen yaklaşım biciminden hareket eder görünmektedir. bu yönde akil yürütmesi etkileyicidir, ancak yine de geriye, bize, bu yaklasim biciminin neden kabul edilir oldugunu aciklamak ya da nasil kabul edilir olacagina dair kuramsal bir aciklik getirmek meselesi kalmaktadir. moder felsefenin baslangicindan beri yürütülen tartismalara dogrudan baglanabilecek bir noktadir bu mesele.

    aynı zamanda spinoza’nın monist bir dizgeye yöneldiği söylenebilir; onun hem bir ateist hem de bir panteist olarak görünmesini sağlayan ise bu monist tutumun özgüllüğüdür.

    ünlü sav sözünde spinoza, :”tanrı ya da doğa” (deus sive natura) demektedir.

    ilk alıntı ile bu sav söz karşılaştırıldığında spinoza’nın güç anlaşılır tezleri belirli bir sekilde yorumlanabilir. bu formülasyonla spinoza, bir yanda fiziksel dünyanın özünde teolojik olmasını ve öte yandan teolojinin kişisel olmaması sağlamaya çalışır adeta, ki onun tüm felsefi dizgesinin gerisinde bu yönelim okunabilir. verili dünyanin akilsal bir aciklikla ortaya konulmasi ve bu kavrayisin öznesiz kilinmasi, insan öznenin bu dünyanin sistemindeki ögelerden biri kilinmasi, muhtemelen sonradan örnegin althusser’i etkilemis olmasi muhtemel cikarsamalardan biridir.

    burada spinoza, örtük ve açık bir takım varsayımlara dayanır, hatta bir tür gizli varsayım sistemin temelidir diyebiliriz.bu gizli varsayım sonradan üzerinde çok konuşulacak olan, gerçeklik ile kavrayışın örtüşmesi, daha düşünce dünyasındaki bağıntıların birebir gerçeklikteki bağıntılara tekabül etmesidir.

    bu yaklaşımları geliştirmekte nedensellik kavramıda ayrı bir öneme sahiptir.spinoza’nın gizli varsayımının kuramsal dayanağı bir anlamda bu nedensellik fikridir, ancak spinoza’nın nedensellik fikri ampirizm felsefesi için kabul edilemez bir nedensellik yaklaşımıdır.spinoza burada rasyonalist yönelime uygun bir yol izler ve nedenselliği bir bakıma dünyadan kopartarak zihnimize, yani dünyayı kendi kavrayışımıza bağlar.çünkü ona göre, eğer aklı mümkün kılan çıkış noktaları ya da öncüller gerçeklik için bir güvence sağlayamayorsa başka hiç bir şey sağlayamaz.

    böylece apaçık gerçeklik, düşünceden gerçekliğe geçişin sağladığı bir gerçeklik olarak belirir.buna göre, fiziksel dünyanın, düşüncenin onu temsil ettiği gibi olduğunu, bizzat bu düşüncenin kendisinden anlarız, ki spinoza bu yolla argümanlarında kavrayış nosyonunu özel bir ilgiyle kullanmakta ve bunun aracılığıyla dünyaya bir tanım getirmektedir.

    kaynak: https://mutlaktoz.wordpress.com/