1. mutlu
  2. thomas hobbes, devleti leviathan canavarına benzetmiştir. max weber ise devletin meşru şiddet kullanma aracı olduğunu söylemiştir.

    devlet silah kullanması ve yaşamı sona erdirmesi "meşru" olan tek güçtür. devlet adına bu işleri yapması için kullandığı "güvenlik" görevlileri her türlü dokunulmazlığa sahiptir. vicdan yoktur, insan hakları yoktur, yalnızca devletin bekası vardır.

    (bkz: leviathan - bir din ve dünya devletinin içeriği biçimi ve kudreti - thomas hobbes)
    (bkz: devlet terörü)
  3. bıçak metaforu gibidir. ne için kullanmak isterseniz ona göre şekillenir.
  4. onla da olmaz, onsuz da. insan sosyal bir varlık olduğu için örgütlenmesi doğal olduğu için devlet olmazsa olmazdır ancak devlet demokrasi veya oligarşi veya monarşi yoluyla birçok insanın kaderini bir avuç insanın eline bırakmakta. bu da devleti her ne kadar kendini düzeltme koruma mekanizmaları olsa da insan faktörüne karşı savunmasız bırakıyor. ve herşey de olduğu en önemli faktör insan. nasılsak öyle yönetiliyoruz aslında
  5. dil, tarih ve toprak bütünlüğüne bağlı bir ulusun veya ulusların oluşturduğu tüzel varlık.
  6. devletin varoluş sebebi insanların ekonomik, sosyal ve kültürel etkileşimlerine güvenlik unsurunu sağlamak içindir. yani devletler güvenlik unsuru üstüne kurulmuştur. çağlar boyunca değişen ve yenilenen devlet sistemleri, realist ve neo-realist yapılardan daha çok neo-liberalist yapılara geçiş yaptı. ulus-devletler 20.yüzyıl ile birlikte önemini yitirmeye başladı. bu durum da devlet kavramını siyasallıktan çıkararak ekonomik temellere oturtulmasına sebep oldu. günümüzde ise küreselleşme ile tekrardan küresel terörizm tehdidiyle güvenlik unsurunu ağır bastırsa da, artık devletlerden çok ekonomiler ön plandadır. devletlerden güçlü şirketler olduğu sürece her zaman neo-liberalizm küresel politikalara yön verecektir. devlet ise sadece kukla görevi görecektir.
  7. marksizme göre, egemen sınıfın zor ve ikna aygıtıdır.
    pavk
  8. insanların birarada yaşamak için, kendilerine ait olan bazı hakları, çeşitli güvenceler ve sağlamasını istediği şartlar karşılığında devrettiği yapı.

    misal sana kasıtlı olarak zarar vermiş bir kişiye seninde mantıken karşılık vermen gerekir ama toplumun birbirini kırıp geçirmemesi için cezalandırma hakkını devlete devrediyoruz.
  9. toplum nerede, ne zaman sınıflara bölündü, sömürenlerle sömürülenler nerede, ne zaman ortaya çıktıysa, devlet de orada o zaman ortaya çıkmıştır.

    nerede yönetmekten başka işleri olmayan özel bir insan grubu ortaya çıkar ve bunlar yönetmek için, iradelerini kırıp insanları dize getirmek için özel bir baskı aygıtına gereksinim duyarlarsa, orada devlet ortaya çıkar.

    yani; insanları baskı altına almanın özel bir aygıtı olarak devlet, toplumun sınıflara bölündüğü, bir grup insanın ötekileri sömürdüğü yerde ve zamanda ortaya çıkmıştır.

    (bkz: devlet üzerine - vladimir ilyiç lenin)
    sarp
  10. zaman darlığından çok dağıtmadan yalnızca aşağıdaki iki kaynağa dayanarak konvansiyonel devlet tanımının yanlışlığını açıklamaya çalışacağım.

    toplum sınıflara ayrıldığı anda ortaya devlet çıkar gibi bir argüman öne sürersek günümüz amerika birleşik devletleri ile roma imparatorluğu veya mö 1050 yılında var olan israil krallığı ile yunan siteleri birdir gibi bir anlam çıkar.

    bu yapıların her biri kendine has özellikleri olan organizasyonlardır. hepsi baskı-rıza, yöneten-yönetilen ayrımını içerir. fakat her biri devlet değildir.

    16. ila 18. yüzyıllar arası gelişmeler olmadan, egemenlik ve toplum sözleşmesi kavramları ortaya çıkmadan ve "ulus" inşa edilmeden devletten bahsedemeyiz.

    imparatorluk olur, krallık olur, başka bir şey olur ama devlet olmaz.

    kaynaklar:

    clastres p., devlete karşı toplum (ayrıntı yayınları, 2. baskı, 2006)

    poggi g., the state it’s nature, development and prospects (stanford university press, 1. baskı, 1990)
    pinot