1. ' kimsenin olmadığı bir yerde devrilen ağacın sesi 'dir, ding an sich. (*:kendinde şey)

    lâkin bu ağacın sözde devrilişinin prosesini irdelersek bu ağacın devrildiğine ve ses çıkardığına dair bir emare bulamayız.
    bu ağaç neden 'devrilir?'
    şöyle düşünürüz;
    kimsenin olmadığı bir yerde bir ağaç var ve bu ağacın devrildiği bu cümle ile aks oluyor bana. ve eğer bir ağaç devriliyorsa, benim daha önce bana yansıyan deneyimlerime göre yana yatıp düşer. ve bu düşüşünden yine daha önce bana yansıyan deneyimlerime göre ses çıkarır.

    o halde yeniden sorarsak, bu ağaç nerede 'devrilmiştir?' sadece az önce yazdığım deterministik düşünüşümden süzülen cümleler içerisinde 'devrilmiştir.'

    '' kant kritizminin zayıf yanı giderek daha kaba gözler için de görünür oldu: kant'ın 'görüntü' ve 'kendinde şey' arasında artık bir ayrıma hakkı yoktu. kendisi bu hakkı kendinden uzaklaştırmıştı. eski alışılagelmiş bir tarzda görüntünün kıyaslamasından görüntünün sebebini müsaade edilemez olarak reddetmekle nedensellik kavramının onun versiyonu uyarınca ve onun saf fenomenci geçerliliği mucibince: diğer yandan o versiyon bu ayrımı zaten önceler, sanki 'kendinde şey' mantıksal olarak çıkarılan bir sonuç değil de doğrudan doğruya verilmiş gibi. '' nietzsche - güç istenci sf 281

    yanisi, kant kendinde şey'i buradalıklı, deterministik düşünen haliyle tasavvur ederek muazzam bir yanlış yapmıştı. kant sözde devrilen ağacı burada devrilmiş ağaçların görüntüleriyle ve sesleriyle kıyaslayarak devirdi ve sesini 'çıkardı'.
    ama bu 'kendinde şey'in muhtevası olan ağacın kendindeliğini ikincilleştirir, yok sayar. ağacın bir kendindeliği, buradalıklı ben'im kendimdeliğim olmazsa mümkün değildir.

    '' kant'ın yanılgısı gerçekte 'sebep ve sonuç' kavramı psikolojik olarak hesap edilirse, daima ve her yerde iradenin iradeye etkide bulunduğuna inanan bir düşünüş tarzı içerisinde olmasıdır. '' (*:a.g.e sf 281)

    bu da şu demek ki, devrilen ağacın da çıkardığı sesin de amınakoyayım.
    bundan bana ne?
    hayır hayır bazı gerzek zihinlerde belirdiği üzere bir ergen cıvıklığıyla ve ötesine adım atmanın korkaklığıyla bürünmüş bir 'bana ne' değil bu. düşününüze ilk aks olan şekliyle olan 'bana ne' değil. hani şöyle az biraz sözü dekonstrüktivizme uğrattığınızda önünüzde ışıyan 'bana ne?'
    yani bana ne?
    muhtevasındaki 'ne'nin içeriğini sorgulamış ve çıkımsızlığını imlemiş bir 'bana ne?'
    sonunda soru işareti olan ve bu soru işareti boşvermişlikle biteviye kaplanıp silikleşen bir `bana ne!`

    sen'den ötesini sen'den ötece yorumlayamadıkça sen'den öte'sinden bahsetmek sadece gevezeliktir.