1. x = 7 milyar insan / (365 gün + 6 saat) dersek her insanın x kişiyle paylaştığı gün. özel bir gün değil. zaten hediye alıp vermeyi de sevmem. velhasıl bence fazla abartılan bir gündür.
  2. 70 kişilik bir kalabalıktan herhangi ikisinin aynı doğum gününü paylaşmaları %99.9 oranında gerçeklenir. 23 kişilik bir ortamda ise bu oran %50'ye düşmektedir. ayrıntılı bilgi daha çok bilgi
  3. not: bu yazı sadece düşüncelerden oluşur.

    doğum günümü kimseye söylemedim ama öğrenmişler. nereden öğrendiklerine dair bir bilgim de yok. çok açık olarak doğum günlerinden nefret ederim. kimsenin doğum gününü kutlamak istemem ama biliyorsunuz işte topluluk içinde yaşıyoruz, sosyal varlıklarız, çıkar ilişkileri falan mecbur kaldığım zamanlar oldu. çıkar ilişkilerinden de nefret ederim olabildiğince uzak durmaya çalışıyorum ama bir şekilde mecbur kalıyorum. başkalarının doğum gününü kutlamak istemediğim gibi benim de doğum günümün kutlanmasını istemiyorum. melankolik ve depresif bir insanım ve insanların mutlu oldukları yerlerde kendimi olduğumdan daha yalnız hissederim bu sebeple kaçarım böyle yerlerden, uzaktan bakarım kıskanç bir halde. bende onlar gibi eğlenip mutlu olmak istiyorum ama yapamıyorum. bu mutluluk ve mutsuzluk birer kıyafet gibi. bana mutsuzluk yakışıyor -ya da ben kendimi öyle kandırıyorum- mutluluk iğreti duruyor. aklıma mercan dede nin meçhul parçasının sözleri geldi: oturuşur öye bir ağlaşırız ki kıskanır kahkahalar. yılbaşı mesela benim için tam bir cehennemdir sadece yatıp uyumak isterim ama rahat bırakmazlar ki. illa ki bir yerlere gidip oturup sohbet edip eğlenmemiz gerekiyormuş gibi. tutarlar kolumdan götürürler, beni neden bu kadar sevdiklerini anlamadım ayrıca. onlara nasıl olduğumu söylememe rağmen bana olduğumdan farklı bir kişi gibi davranıyorlar. düşüncelerim çok düzensizdir yazıdan anlaşıldığı üzere. doğum gününe geri dönersek bu doğum günümde tek başıma kalmayı planlıyorum. müzik dinlerim, denizi seyrederim, yalnızlığımın zevkini tadarım, telefonları açmam, mesajları görmem, iletişimimi keserim tüm insanlarla. keşke metroyu ya da koskoca bir şehri sadece bir günlüğüne boşaltacak gücüm olsaydı. bazen çok şey istediğimi fark ediyorum. sonra daha çok şey istemeye devam ediyorum. yanlış hatırlamıyorsam bir söz vardı kimin olduğunu hatırlamıyorum şöyleydi: mutluluk iki acı arasındaki boşluklardır. boşluklar çok kısa ve acılar çok uzun. şikayetçi değilim mutsuz olmaktan. hani bir yerinizde yara çıkar oynamak delicesine keyiflidir acı ve zevk iç içedir, işte onun gibi bir şey bu.mutsuzluğun içinde mutluyum ben sadece yalnız kalmak istiyorum o zaman istediğim mutsuzluk ve mutluluk çorbasından daha da büyük bir keyifle içebilirim. siz doğum günlerinizi kalabalık ve sevdiklerinizle kutlayın beni yalnızlığımla bırakın. mutluluk sizin mutsuzluk benim olsun. bir şey daha rica ediyorum kitap. geriye kalan her şey sizin olabilir.
  4. cesare pavese, ''yalnız kalmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum.'' yazmıştır yaşama uğraşı kitabında.

    mario levi, ''ben kaçtıkça ardımdan yorulmadan beni takip eden bir yalnızlıkla yaşıyorum'' der adını hatırlayamadığım bir kitabında.

    albert caraco ise, ailesini yalnız bırakmamak için babasının ölümünü beklemiş ve ölüm haberini aldıktan sonra kafasına sıkarak intihar etmiştir.

    yani bunların doğum günüyle falan alakası yok. aklıma geldi yazdım. aslında hatırlanmak güzeldir ama neden hatırlanıldığın sorgulanması gereken ciddi bir sorudur. böyle düşüne düşüne insanın potansiyel bir mutsuzluk kaynağına kavuşması da kaçınılmazdır.
  5. hatırlanması hoş olan gündür. hediyede de şu önemli olan düşünmek safsatasına kesinlikle inanmam çünkü alınan hediyeler genellikle o kadar da içten alınmıyor. (ben de öyle düşündüğüm hediyeleri hep kaybediyorum nedense) velhasıl karşıdakinin sana böyle kendi eliyle yaptığı ya da senin için özel olarak seçtiği bir şeyi o gün almak inanılmaz mutluluk verici oluyor. ama mesela insanların sana ayıp olmasın diye seninle gram alakası olmayan hediyelerle gelmesi (önemli olan düşünmek klişesi dışında) (büyük ihtimal ilk gördüğü şeyi alakalı alakasız almıştır) oldukça sinir bozucu.
  6. 15 dk sonra doğum günüm. bunları okurken içinizden geçirdiğiniz güzel temenniler için teşekkür ederim. sizi seviyorum. *
  7. bugün benim doğum günüm. hiç kutlamadım ben. bir parti verip doğum günü kutlamak bana mantıksız geliyor çünkü. bide 6 mayısta doğmuş olma fikri bana biraz rahatsızlık veriyor. deniz hüseyin yusuf'un idam edildiği gün.

    öyle olmasaydı da kutlamazdım sanırım. sonuçta takvim dediğimiz olay insan icadı. yıl dönümüm yok ben devam ediyorum 365ten sonra 366 367gün diye devam ediyor bence.

    annem pasta almış marketten. küçük bir pasta. hadi kes yiyelim dedi. öğlen saat 1 de bir dilim kestim. annem alkışladı. böyle anlar hüzünlü olmamalı öyle değil mi? hemen duygulanıyor işte. dile kolay 25 yıl geçmiş varlığından ayrılalı. takvimi dikkate alırsam. bir gün ebeveyn olunca anlarım sanırım bunu.

    baş başa birer dilim yedik. annem marketi tebrik etti. bu sefer güzelmiş pastası dedi. oturup kahve içtik. şimdi koltukta uyuyakaldı. ona çekmişim. azıcık keyfim gelsin uyumaya geçerim. bazen annem ve babama bu kadar benzediğime şaşırıyorum. bazen de ne kadar da farklıyız diyorum. sanki bambaşka bir yerde dünyaya gelmişim de yanlarına sığınmışım gibi. küçükken elini tutup yürüdüğüm geliyor aklıma. evet ilkokulda bile annemin elini bırakmazdım. seneler geçtikçe biraz daha mı uzaklaşıyorum sanki. uzun seneler aileden uzakta bir yaşam sürdürünce en ufak yakınlık yabancı kalıyor gibi.

    ömrümün üçte birlik dönümü bitti. bence çocukluğumun bittiği gündür bu.

    iyi dilekleriniz için teşekkür ederim.

    edit: imla
  8. kulturel bi altyapisi var bunun... yani buyume doneminizde ailenizde dogumgunu kutlama diye bir kavram olmamissa, takvimdeki siradan bi gunden ote gercekten bir dogum gunu hic bi zaman olmuyor insanin...

    soyle diyeyim, otuz kusur yasina girmis essek kadar bi adamim artik ben, ve su ana dek hayatimda sadece 1 kez dogum gunum kutlandi... onu da bundan 8-9 sene evvel, o zamanki ev arkadasim dusunmus, surpriz yapmisti saolsun... flatron monitor kutusunu masa yapip, liva'dan bi pasta, benzinciden bi sarap alarak iki kisi kutlamistik... bu entriyi de o aklima gelince girdim zaten...

    isyerinde usulen, sevgili tarafindan gorev addedilerek, bankalar tarafindan otomatikman vs vs hatirlanan degersiz dogumgunleri bu tanimin disinda tutulmustur...
  9. insanların yüzlerini göremiyorum, boğazım düğüm düğüm çözemiyorum
    istesen de yanına gelemiyorum, tutsam şu karanlığı, tutsam da yırtsam....
    ah elim tutuşmasa, elini tutsam, susmasan konuşsan sesini duysam, tutsam güzel yüzünü bağrıma bassam.

    doğum günüm bugün gülüm, doğum günüm gülüm bugün, doğum günüm diyorsun;

    doğum günün kutlu olsun, mutlu ol senelerce
    sana boncuktan kuş yaptım, konacak pencerene
    karakollar beni alır sorgular gecelerce
    hiç bekleme belki gelmem, gelemem senelerce....

    (bkz: doğum günü - ahmet kaya)
  10. belli bir yastan sonra pek de bir onemi kalmayan durum . zaten katlana katlana geliyor , istemesen de yaş elden gidiyor.

    kucukken ne de guzel kutlanirdi . tum apartman cocuklarini cagirirdim . anneleriyle beraber gelirlerdi . elleri dolu dolu pasta börek nam nam ^^

    en cok da pastayi kestikten sonra sicak soguk oynamayi severdim . hediyeler saklanir sonra da bulunmaya calisilirdi

    pastanin ustundeki mum sayisi da yil gectikte artti oyle bir artti ki artik 1e kadar geldi . sonrasi hep tek mum zaten bir tane ^^