• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.33)
dokuz öykü - j. d. salinger
sahte dünyanın sahte insanlarına topyekün savaş açmıştı salinger: bu kitaptaki öyküler, bu dünyanın kabullenilmesinde değil, aşılmasında buluyor doruk noktasını. ince bir ironiyi, keskin gözlemleriyle bütünleyen yazar, james joyce'un "epiphany" tanımına uyan bir öykü döngüsü yaratıyor: seymour'un intihar etmesiyle başlayan, geleceği görebilen harika çocuk teddy'nin kızkardeşi tarafından boş havuza itilerek ölmesiyle noktalanan bir döngü bu.
salinger: bu yüzyılın ironik ve mistik batılısı.
  1. amerikalı yazar salinger'in hüzün topladığı öyküleri. özellikle joyce'un yazdıklarında rastlayabileceğimiz 'epifani' kavramı salinger'in bu öykülerinde de kendine itinayla yer bulur. rüya ertesi yanılsamanın, kişilik bölünmeleriyle sarsılan hikayelerin her çatlağında okur da kendisine bir güfte yaratacaktır.
  2. içlerinde en güzeli teddy'dir. kitabın sonunda yer aldığı için, önceki öykülerden edindiğiniz izlenimle sonunu kestirir gibi olursunuz, beklediğiniz son gelir, ama siz yine de şaşırırsınız.

    "herkes, diğerini sevdiği ölçüde, onu sevme nedenini seviyor, hatta çoğu zaman bu nedeni daha çok seviyor."
  3. kitaba başlamadan önce; yazarın, kitabı için neden böyle basit bir ismi uygun gördüğünü anlayamamıştım ve hala anlamıyorum. kitaptaki öykülerden bahsetmek gerekirse , ilk bakışta sıradan kitaplarda toplanmış öyküler gibi görünüyorlar. fakat dikkatli bir şekilde okuyunca; bir öyküde, başka bir öyküdedeki bir durum ya da sözcük gözden kaçmıyor. mesela beşinci öyküde, yazar bir kelimeye bir anlam yüklüyor ve o kelimeyi altıncı öykünün en can alıcı yerinde bu kelimeyi kullanıyor.

    yazarın anlatmaya çalıştıklarını anlamak ise ilk öyküye nazaran sonlara doğru biraz daha kolaylaşıyor. bu durumu da yazarın hikayeler arası yaptığı göndermelerin sonlara doğru artmasına bağlıyorum.

    belki de anlamakta zorlandığım ilk başlardaki hikayelerin de sonlardaki hikayelerde göndermeleri vardı ve ben sonlara henüz gelmemiş olduğum için bana anlaşılması zor gibi görünüyordu. bu fikir , bu yazıyı yazarken aklıma geldi ve biraz düşününce çok da mantıksız gorünmediğini fark ediyorum.

    içimden bir ses , yazarın bu kitabı bir bütün halinde yazdığını ve sonra canı sıkılınca parçalara bölüp dokuz tane öyküye ayırdığını söylüyor. bununla da kalmıyor asıl kitapta var olan karakterleri her öyküde farklı isimlerde bize gösteriyor. isimleri değiştirmekle de kalmıyor ve öykülerin sırasını da değiştiriyor. ayrıca içimdeki ses ilk hikayenin, kitap ayrılmadan önceki haldeyken kitabın sonu olduğuna emin olduğunu söylüyor.

    buraya kadar yazdıklarımı son hikayeyi okumadan önce yazmıştım.
    son hikayeyi az önce okudum ve keşke yazar son hikayede bir açıklama yapma gayretine girmek yerine anlaşılmayı okuyucuya bıraksaydı.
    nagan