1. alfred whitehead'in kavramı. şöyle açıklar kendisi;

    '' sembolizmin en başat örneklemlemesine, şair ve onun şiirinin hangi koşullarda gün yüzüne çıktığını tartışırken yer verildi. bu noktada, kelimelerin şeylere gönderimde bulunmasının özel durumunu ele alacağız. ne ki, kelimelerin şeylerle olan bu ilişkilenmesi yalnızca daha genel olan bir olgunun özel bir durumundan fazlası değildir. bizim dış dünyayı algılamamız içerik olarak ikiye ayrılmış durumdadır: bunlardan ilki, her zamanki dolaysız duyumlarımızı yansıtarak çevremizdeki fiziksel varlıkların başat özelliklerini bizim adımıza belirleyen, içinde yaşadığımız dünyanın bize dolaysız gösterimidir. burada, kendi bedenlerimizin ilgili parçalarının anlık durumlarına bağlı olarak duyu-verileri tarafından bezenmiş, çevremizdeki dolaysız dünyanın deneyimlenmesi söz konusudur. fizyoloji, sözü edilen son durumu, ikna edici bir kavrayışla ortaya koymaktadır; ne var ki, bu durumun fizyolojik ayrıntılarının burada ele alınmasının yapmakta olduğumuz felsefî tartışmayla bir ilgisi bulunmadığı gibi, bu ayrıntılar, ele aldığımız durumu daha da karmaşıklaştırmaktan başka bir işimize yaramayacaklardır. “duyu-verisi”nin modern bir terim olduğunu söyleyebiliriz: hume, bunun yerine “izlenim” kelimesini kullanmaktadır.
    insanlar açısından, bu tür bir deneyim göz alıcı yapıdadır ve mekân ile yaşanılan dünya arasındaki ilişkilenmeyi sergileyip gün yüzüne çıkarmada belirleyici durumdadır.
    “duyumlamalarımızın yansıtılması”ndan söz ederken kullandığım gündelik dil oldukça yanıltıcı olabilir. ilkin deneyimlenen ve sonrasında ise onun hissedilişleri olarak ayağımıza ya da karşımızdaki duvara onun renkleri olarak “yansıtılan” yalın duyumlardan söz edilemez. söz konusu olan yansıtma, durumun ayrılmaz bir parçasıdır ve en az duyu-verileri kadar kendine has bir özgünlüğü bulunmaktadır. duvarda, sonrasında falanca ya da filanca renk olarak betimlenip gerçekleşecek bir yansımadan söz etmek ne kadar doğru ise en o kadar da yanıltıcı olabilecektir. “duvar” teriminin kullanımı da, sembolik olarak bir başka algı türünden çıkarsanmış bilgiyi zihinde işaretlemesi bakımından aynı ölçüde yanıltıcı olacaktır. dolaysız gösterimin saf yapısında ortaya çıkarılan bu sözde “duvar”, kendisini yalnızca, mekânsal uzamın aldatıcı görüntüsü altında, mekânsal uzam ve bu örnekte renge indirgenmiş olan duyu-verileri ile bir bağdaşım sağlayarak deneyimimize katılabilir. duvar, bir bağdaşım içerinde bu evrensel karakterleri deneyimize katar demekten daha çok; duvar, bu aldatıcı görünüm altında kendisini deneyimimize katar demeyi uygun buluyorum. çünkü buradaki karakterler, kendimizi de içeren ortak bir dünyada tek bir şeyi sergilemeleri ile bir bağdaşım kurmaktadırlar ve bu bir tek şey ise benim, kendisini “duvar” olarak adlandırdığım şeydir. algılamamız, evrensel karakterler ile kısıtlandırılmış değildir; bizler vücut bulmamış bir rengi ya da uzamı algılayamayız: biz ancak, bir duvarın rengini ve onun uzamını algılayabiliriz. deneyimlenen gerçeklik, “bizim için karşımızda bulunan duvarın üzerindeki renktir.” bu yüzden, o renk ve mekânsal uzam, duvarın bizim deneyimimize giren belirgin şeklini niteleyen soyut unsurlardır. onlar, “o andaki algılayıcı” ile aynı seviyede gerçek olan ve bizlerin de “o andaki duvar” olarak adlandırdığımız varlık ya da varlık dizileri arasında bulunan bağlantısal unsurlardır. ne ki, saf renk ya da saf mekânsal uzam oldukça soyut varlıklardır, çünkü, yalnızca o-andaki-duvar ile o-andaki-algılayıcı arasındaki somut ilişkilenme göz ardı edilerek kendilerine ulaşılabilirler. bu somut ilişkilenme, duvar için herhangi bir önemi bulunmayan ve fakat algılayıcı için çok büyük bir öneme sahip fiziksel bir gerçekliktir. mekânsal ilişkilenme hem duvar hem de algılayıcı için eşit seviyede öneme sahiptir: ne var ki, bu ilşkilenmenin renk tarafı, algılayıcıyı tamamlayan unsurlardan birisi olmasına rağmen, o anda, duvardan bağımsız bir yapıdadır. bu anlamda ve mekânsal ilişkilenmelerine bağlı olacak şekilde, eşzamanlı olaylar birbirlerinden bağımsız olarak gerçekleşirler. bu türden bir deneyime “dolaysız gösterim” adını vermeyi uygun buluyorum. bu, eşzamanlı olayların karşılıklı bağımsız oluşlarını korumakla birlikte birbirleriyle nasıl bir ilişkilenme içerisinde olduklarını da gözönüne sermektedir. bağımsız var oluşlarına rağmen aralarında bulunan bu ilşkilenme, eşzamanlılığın kendine has bir özelliğidir. bu dolaysız gösterim, yalnızca ileri seviyede gelişmiş olan organizmalarda bir öneme sahiptir ve bilinç kapsamına girebilen ya da girmeyebilen bir fiziksel gerçekliktir. böylesine bir giriş, fiziksel deneyim ve kavramsal tasarımın bilgi içerisinde kaynaştığı, kavramsal işleyişin eyleyimine ve dikkate bağlı olarak gerçekleşecektir. ''