1. Dünya dışı yaşam hakkında henüz pek az şey biliyoruz medeniyet olarak. Varoluşumuzun merakıyla araştırmalara açılmamız, henüz bu yollarda küçük bir bebek olduğumuzu anlamamıza yol açtı.
    Stanley kubrick'in (bkz: 2001: a space odyssey) filmindeki ilk 10 dakika bunu en iyi anlatan elimizdeki tek veri denebilir. A space odyssey ilk 10 dakikası vahşi canlı doğasından,uzay yoluna açılan süreçte tecrübelerden ders almayıp, Hala istila aklıyla yapıyoruz birşeyleri. Ancak uzay, Dünya kadar bizim yaşamamıza el verişli değil. Bir bebek gibi pipetle beslenir, Bir bebek gibi korunaklı kıyafetlerimizle kendimizi evrenin var olma sebebi veya sahibi sanıyoruz. Dünya dışında aradığımız ilk selamlaşma için yaptığımız bir çok şey var. Bunlar uzayda radyo sinyalleri aramak, teleskoplar, dünyadan gözlem yapmak ve gönderdiğimiz uydular. (bkz: voyager)
    Bu yazıyı okurken aklınıza ufo veya filmlerde tasvir edilen yeşil yaratıklar gelmesin. Elbette uzayda çok yüksek ışıklara,soğuklara ve sıcaklara dayanıklı bakteriler var. Elbette canlı var. Bunlar zaten gözlemlediklerimiz. Canlı yaşamı aramamızın tek sebebi akıllı yaşam, En azından ilk sebebi. Kötü insanoğlu dünyadan ayrılmak istediğinde (nüfus artması,açlık,doğanın tahrip olması vb. Sebeplerle) bulduğumuz gezegenleri istila etmek isteyeceğizdir mutlak. Buna ister vahşi insan deyin, isterseniz de güçlü olan güçsüzü ezer deyin. Hiç bir şekilde de bu topluluğa (eğer bulabilirsek) İyi şeyler yapmayacağımıza eminim.

    Bir gün uzaylıların gelip bize her şeyi anlatmasını bekliyoruz, kendimizi içten içe bu ödüle hazır hissediyoruz ancak sonuçlar pek de öyle olmayabilir. Bu dünyada bir takım insanüstü şeyler olduğuna nerdeyse eminim ancak metafizikten bahsetmiyorum. Eğer bunlar varsa ve bilemiyorsak henüz bilimimizin buna yetmemesinden dolayıdır. İnsanoğlunun merakı kendi geleceği için çok önemlidir.

    Ben de o günleri görmek isteyenlerdenim. Eğer bizim neslimiz bu yüzyılda görmese bile, çocuklarımız yada en kötü ihtimalle torunlarımız için gelecek bunlar. Aklıma (bkz: planet of apes) filminin ilk ve ikinci parçasının sonları gelir geleceği düşününce. Filmin 2. Yarısının sonundaki nükleer patlamasının düğmesine basılmasının ardından ekranın kararmasıyla ekrana gelen acımasız ama bir o kadar da gerçek olan yazı aşağı yukarı şu şekildeydi "Milyarlarca yıldızları olan galakside yeşil küçük bir gezegen artık yok" ve film bitiyor. İşte bu kadar. Ne kadar kolay ve acı değil mi? Aslında değil. Bunlar olduktan bir saniye sonra herşey bitmiş olur. Tüm başarılarınız, Tüm kazancınız, Tüm sevgilileriniz, çocuklarınız, devlet başkanları, hırsızlar, o çok sevdiğiniz şarkı artık yok çünkü siz de yoksunuz. Demogoji yapmak yersiz. Tüm yaşam bu kadar ucuz.

    Araştırmalar yapmak heyecan verici ancak doğru olanın ne olduğuna karar vermek lazım. Herşeyin üstüne koyarak sınırlarımızı zorlayıp gerçeği mi aramak? Yoksa bilmemek mutluluktur deyip yerimizde mi saymak?
  2. insana genetik olarak %99 oranında yakındır maymunlar.
    aramızdaki bu gözle görülür fark %1 lik kısmı oluşturuyor.
    … ve biz, bunu öngörmeden uzaylı arayışına çıktık.

    maymunlarla aramızdaki %1 lik farktan kaynaklı bu çeşitlilik, bizi dünyanın hakimi yapmasının yanında, sosyal yaşam kavramında da sayılmayacak üstünlükte ayrıcalıkları kendiliğinden vermektedir.

    bu ayrıcalıklar, bizi çok üstün yapsa da iletişim konusunda başarıyı sağlayamamıştır. yani, %1 fark onları anlamamızı engellemekte bir yerde. dünyalarımızı, mekansal olarak değiştirmese de, bilinçsel olarak ayırmakta.

    velhasıl; henüz bu zekayla evrenin çok ama çok küçük bir bölümünü görebiliyorken, buraya kadar gelip, bizi izledikleri söylenen uzaylılar yanında, en iyi ihtimalle maymundan, en kötü ihtimalle de karıncadan farkımız olmayacaktır.

    *

    "karıncadan" diyorum dikkat... yani onlar buraya gelirse bizimle ilgilenecekler sanıyoruz. siz karıncalara nasıl davranıyorsunuz? marsta, bakteri arıyoruz yaşam var mı diye. bakteri bulduğumuzda evet burada yaşam var diyeceğiz. bu düşünce, mars ile dünya arasını aşacak kadar gücü olan biz insanoğlunun bakış açısı... yıldızlararasından gelecek olan bir varlığın dünyada sizle ilgileneceğini, iletişim kuracağını düşünmek insanı da fikrini de ezer geçer.

    marsta bakteri bulursak onunla iletişim kurma niyetimiz mi var?

    *

    diyeceğim o ki; maymunlarla aramızdaki %1 lik fark bu kadar ulaşılmaz bir çeşitliliğe sebep oluyorsa, evrenin ulaşamadığımız yerlerinden gelen varlıklarla aramızda nasıl bir fark olur acaba? yani, belki onlar çok farklı boyuttalardır.

    bir cismi yoktur belki. belki, taşlar kayalar uzaylıdır.
    yani düşünsenize aslında bitkilerin her şeyi çözmüş uzaylılar olduğunu... dünyanın dönüşünü sağladıklarını, biliçsel veya mekansal olarak dünyayı idare ettiklerini... bunu anlayabilir misiniz farklı bir algı yeteneğine sahip olmadan… maymunlar, bizlerin hayatını çözemezken!
  3. "dünya dışı akıllı yasam olduğunun en büyük kanıtı hala bizimle iletişime geçmemiş olmalarıdır. "

    kimim sözü hatırlamıyorum.
  4. daha önce yazdığıma ek olarak benzer bir anlatımla yine yeniden...

    mimari yeteneklere sahip termit karıncalarının yuvalarının kenarına otomobil getirdiğinizde, termitler bu otomobili fark ediyorlar mı sizce?
    karıncalardan astronomik oranda üstün bir zekaya sahip olduğumuzu düşünerek soruyorum; karıncaların dikkatini nasıl çekersiniz?
    bu otomobil ile, onlar için astral seyahat sayılacak olan dünyanın etrafını dolaşmanın mümkün olduğunu nasıl anlatırsınız?
  5. bir üstteki örneğe benzer bir örnek de neil degryasse tyson'dan gelsin (o da neil'ın örneğiydi sanırım ama emin değilim).

    yüzde bir genetik farklılığa sahip maymunlarla aramızdaki farkı düşünün. onların en zekisi belki basit bir işaret dili kullanabiliyordur. bizde bunu bebekler yapıyor. en zekimiz ise izafiyet teorisi gibi şeyleri ortaya koyuyor. genetik olarak aynı yönde bizden yüzde bir farklı bir tür düşünün. izafiyet teorisi gibi şeyleri onların bebekleri yapar, buzdolabına yapıştırırlar. anlayamadığımız problemleri hiç düşünmeden cevaplayabilirler. böyle bir uygarlık neden bizimle iletişime geçmeye çalışsın? siz hiç bir solucanla konuşmayı denediniz mi? hadi belki konuşanınız oldu ama sanırım bir cevap beklememişsinizdir.
    jimi
  6. bir başka başlıktan düştüm buraya. matematik başlığından. dünya dışı varlıkların varlığını kabul ederek başlayacağım. bu varlıklar da matematiği bizim algıladığımız gibi mi algılıyorlar? yani onlar da 3 tane 3'ün toplamını bulmak için bu iki sayıyı birbiri ile mi çarpıyorlar? yoksa daha farklı yöntemleri mi var?
    matematik sonuç olarak bi kolay yol sanatı değil mi? bir sonuca ulaşmanın kolay yolunu bulmaya çalışan bir alan değil mi? bir dairenin alanını bulmak için yarıçapı, kendisi ve pi sayisi ile çarpmak gerektiğini farkeden, 1'de n'e kadar olan doğal sayıların toplamını bulmak için n sayısı ile n+1 sayısını çarpıp 2'ye bölmenin yettiğini farkeden, teker teker sayıları toplamaya gerek olmadığını bulan bir alan değil mi? eğer öyleyse dünya dışı varlıkların bu işlemleri yapmaktaki pratik yolları bizimki ile aynı mi? belki de dairenin alanını bulmak için daha kolay bi işlemleri vardır. belki de bu sayede onlar bizi ziyaret edebiliyorlardır biz onları değil. arrival filminde uzaylıların dil anlayışının farklı olmasi ile zaman kavramının onlar için ne kadar farklı olduğunu gördük. bir de matematiği anlayışlarındaki farki düşünün. tüm evreni cok farklı algılamazlar mıydı?
    ya da maymunlara geri dönelim. maymunlar için matematik ne demek? belki onların da dairenin alanını hesaplama yolları bizimkinden farklıdır. belki onların da daha kolay yolları vardır. onların beynindeki yolaklar öyle farklıdır ki bizim bilmediğimiz kavramlar vardır onlar için ve bu yüzden dairenin alanını bizim hiç anlayamayacığımız bir yolla hesaplıyorlardır.
  7. bakterilerin veya karıncaların, bizim uçaklarımızın ne olduğunu fark ettiği güne kadar; gördüğümüz her tanımlayamadığımız şeyin uzaylılara ait bir araç olduğunu düşüneceğiz.

    o güne kadar, karıncanın insanla arasındaki bilişsel farkı kapatması beklenecek.