1. tanım: bir yapının yanlarını dışa karşı koruyan, iç bölümlerini birbirinden ayıran, taş, tuğla vb. gereçlerden yapılan veya örülen dikey düzlem.

    somut ve soyut olarak ikiye ayırmak mümkün.
    somut hali; insanlığın ilk dönemlerinde belirli faktörlerden korunmak amacı ile sığınılmış, doğal yol ile oluşmuş mağaralar, ilkel yapılar örnek olarak gösterilebilir.
    bu ilkelliğin yerini bilim ve teknolojinin gelişim göstermesi ile yüksek korunaklı hapishaneler, estetik harikası yapılar vb. almıştır.
    soyut hali; zihnimizin kendine oluşturduğu sanal yaşam alanında oluşmasına doğrudan ya da dolaylı olarak izin verdiğimiz kontrol mekanizması.
    kimi zaman özgürlüğümüzü temsil etsede tutsaklığımızın simgesi olarak da nitelendirilebiliriz.
    bilgimiz ile orantılı bir şekilde mi hareket etmekte duvarlarımız. yoksa beynin etkisini indirgeyip tamamen duygusal dürtü ile mi karakterize olmakta.

    yaşamımız boyunca birçok insan ile istemli ya da istemsiz iletişim içinde oluyoruz. zihinsel yaşam alanımıza buyur ettiğimiz insanlara ya da çatkapı gelen insanlara sınırsız alan tanımayıp onları duvarlar ile kısıtlayabiliyoruz. sen benim hayatımda bu kadar olmalısın. demek gibi.
    otobüste kavga eden çiftin zihnimizdeki yaşam alanı kulaklığımızı takana kadarken şirinlik yapan bebeğin zihinsel yaşam alanımızdaki örülmüş duvarının payı ineceği durak mesafesi kadar olabiliyor.

    içeriden ördüğümüz duvarların sınırladığı insanlar ve dışarıda kalan insanların sınırladığı duvarlar var.
    duvarların içinde kalan insanlar ile yaşamalı, iyine de kötüne de onlar tanık olmalı. eğer bir renk versem bu insanlara mavi olmalarını isterdim. ama her zaman "o" mavi olmazlardı. bazen lacivertten mora kayarlardı bazen de en açık mavisine turkuazına. ama mavi olduğunu bilirsin işte onların. karşındaki aynaya baktığında onları görmek istersin. inişlerin ve çıkışların durulduğunda yine tanıdık sima sana gülümsüyor olur.
    dışarıda kalan insanlar ise seslerini duyuramamalı duvarın arkasına. zihnimizin yaşam alanına misafir bile olmamalı. yoldan geçen sade bir vatandaş gibi gelip geçmeli.
  2. winterfell'in kuzeyinde bulunan, westeros'u yüzyıllardır koruyan gece nöbetinin mekanı. akgezenleri almazük diyorlar hala, göreceğiz. (*:swh)
  3. binaların yapı elemanı.

    tayland'da keşişler manastır yapmak için bir araya gelmişler. yoksul ve inşaat konusunda deneyimsiz keşişler hurdacılardan borçla gerekli malzemeleri almışlar ve ormanda manastır inşa edecekleri yere yığmışlar. ancak hiç biri nasıl inşaat yapıldığını bilmiyormuş. temel nasıl atılır, harç nasıl karılır, duvar nasıl örülür bilmedikleri gibi bedensel güçleri de bu ağır işleri yapmak için yeterli değilmiş. ama zaman içinde tüm bu eksiklik ve yetersizliklerine rağmen sabır ve dirençle manastırı tamamlamışlar. önce duavrlarını örmüşler. duvar örmek için görevlendirilern keşiş tuğla örmeyi öğreninceye kadar çok güçlük çekmiş. tümünün aynı düzeyde ve uyum içinde olmalarını sağlamak için büyük bir sabırla çalışmış. bütün çabasına ve gösterdiği özene karşın, duvar bittiğinde iki tuğlanın açılarında bir hata olduğunu görmüş. üzüntüden ne yapacağını şaşırmış. çimento kuruduğu için de bu iki tuğlayı sökemezmiş. tek çaresi duvarı yıkıp yeni baştan örmekmiş. ancak diğer keşişler buna karşı çıkmış ve duvar da öyle kalmış.

    manastır ziyaretcilere açılmış ve insanlar bu yapıyı görmek için akın etmiş. ziyaretcilerden biri duvarın önüne geçmiş ve duvara bakarak " ne kadar güzel bir duvar" demiş. duvarı ören keşiş şaşırmış.

    "bayım duvardaki yanlış örülen tuğlaları görmüyor musunuz?"

    ziyaretci cevap vermiş.

    “evet, demiş. o iki tuğlayı görebiliyorum. fakat aynı anda kusursuz bir biçimde yerleştirilmiş olan 998 tane tuğla daha görebiliyorum.”

    gözlerimiz hataları aramakla o kadar meşgul ki bütünün güzelliğini göremiyoruz. simgesel olarak bakarsak her insanın kendi duvarını örerken kullandığı iki tuğlası var. yanlışlarımızı, hatalarımızı ortaya koyan iki tuğla.

    neden duvar öreriz kendimize? sığınmak için, kaçmak için, saklanmak için, güvende olmak için gibi bir sürü sebep üretebiliriz. belki de hatalarımızı örtmek için iki tuğlanın üzerine muazzam bir duvar inşa ederiz. başkasının duvarına baktığımızda hep o iki bozuk tuğlayı görürüz.

    insanların da yapılar gibi duvarları vardır. her insan kendi duvarını örer. ancak duvarlar farklıdır. kiminin taş duvarları vardır. yıkılmaz sarp kayalardan yapılmıştır. kiminin duvarları yosun tutmuştur. mahsen duvarları gibidir. nasıl rutubet duvarları yosunlaştırıp zehirlerse insanı da ördüğü yosunlu duvarları zehirler. boğulur kendi mahseninin izbe duvarlarında nefes alamaz. kiminin duvarları ise saydamdır. soft tuğlalardan örülmüştür. oksijen geçiren malzemeler olur ya öylesinden. hem kendi nefes alır, hem o duvarlara bakan.

    neden sürtüşmeler giderek kavgaya dönüşür? neden tartışır insanlar, neden düşmanlıklar, kaoslar olur? neden mi? 998 tuğlayı göremediğimiz ya da görmek istemediğimiz için ve bakışlarımızı sadece o iki kötü tuğlaya yoğunlaştırdığımız için.
  4. jean paul sartre'in yazmış olduğu bir hikaye.
  5. sınırlayıcı özelliği ile mekanı tanımlayan elemanlardan biridir kimi zaman. mimaride olmasa da bazen hayali bir şekil alır. yine aynı sebepten dolayı; kendini tanımlama arzusu. lakin iyi mimarların uzamı tanımlayabilmek için duvarlara ihtiyacı yoktur. tıpkı hayatı anlayabilen insanlar gibi.

    duvarların arasında dolaşmaktan yoruldum. tamam yapıyorsunuz da saydam yapın da içeri bakabilelim. kırık tuğlalardan her yanımız yara oldu.
    (bkz: metafor)
  6. pink floyd'un efsanevi filminin ve albümünün türkçe çevirisi..