1. insanı mantıklı yola sürüklediği nadiren görülmüştür. mantıklı olacak olsa adı duygu olmazdı. kendisi daha çok mantığın önüne geçen flu bir perde olarak işlev görür. çabuk yanıt verme konusunda iyidir, hakkını yemeyelim. evrimsel olarak da bilincin 2 gömlek gerisindedir. kimi insanlar bu sisteme gereğinden fazla (hayatın merkezine oturtmak gibi) kıymet verebiliyorlar. tercih diyeyim.

    aslan gördün, kaç. (bkz: korku) (bkz: heyecan)

    karşı cins gördün, etkilemeye çalış. (bkz: şehvet)

    karnın acıktı, agresifleş ve yemek bul. gerekirse bir canlıyı dişlerinle öldür ve ye. adı olmasa da bu da duygusal bir tepkidir. (bkz: hayatta kalma içgüdüsü)

    erkeksen ve sana rakip olan bir erkek gördüysen, güçlüyse kaç - değilse dominantlığını göster. (bkz: tatmin) (bkz: hayatta kalma içgüdüsü)

    kadınsan çocuk doğurmak iste, ki sadece mantık çerçevesinde düşünürseniz aşırı mantıksız bir harekettir bu. (bkz: annelik içgüdüsü)

    çok sevdiğin bir insanı kurtarabileceksen kendini feda et (duruma göre belki mantıklı da olabilir). (bkz: sevgi)
  2. gittikçe kaybolmaktadır...
    duygusuz insanların inşasında
    duyguların da yapay olanları üretilmiş
    ve yapayı hızla yaygınlaşmaktadır.
  3. insanı çelişkiye mahkum eden, her zaman kafa karıştıran kimyasal bir bozukluktur.

    gelişmemiş insan evriminde bulunması doğaldır.
  4. duygular, yaşadığımız içsel ve dışsal olay ve durumlar karşısında oluşan ruhsal tepkilerdir. sevinmek, öfkelenmek, mutlu olmak, nefret etmek, üzülmek, kıskanmak, korkmak, kaygılanmak, sıkılmak, neşelenmek, aşağılanmış hissetmek, güvenmek gibi aklınıza gelen ya da gelmeyen envai çeşit duygu bütün insanların kaçınılmaz olarak yaşadığı ortak bir olgudur.

    ancak duygularımızı nasıl yaşadığımız ve ifade edişimiz bireyden bireye farklılık gösterir. bana göre, sağlıklı birey duygularını kabullenen, onlarla barışık olan ve duygularını bastırmadan ancak kontrollü bir şekilde yaşayabilen bireydir. öncelikle farkındalık gerekir zannımca. farkındalık dediğim, ne zaman, ne koşulda ne hissettiğimizin farkındalığı. sonrasında kabullenme gelir.

    duygular sağlıklı bir şekilde ifade edilemediğinde ya da bastırıldığında içimizde öfke duygusuna sebep olur. öfke, doğru kanallara yöneltilemediğinde ise hırçınlık ve saldırganlığa yol açabilir. kendine ya da başkalarına duygusal ya da fiziksel zarar vermeye kadar gider bu sürecin sonu da. elbette bu süreçlerin büyük çoğunluğu bilinçdışında (eylem ve edimlerimizin büyük çoğunluğu da bilinçdışıdır keza. boşu boşuna insanlara kendini bilmez demiyoruz yani) yaşandığı için öfkenin nesnesi ve sebebini tespit etmekte güçlük yaşar insan. aniden yaşadığımız öfke patlamalarını ardından yeterince değerlendirebilsek ya da analiz edebilsek olayı yaşarkenki tespitlerimizin dışında bambaşka sonuçlara varabiliriz diye düşünüyorum.

    karşılıklı duyguların ifade edilebilmesi kişiler arasında en dolaysız ve sağlıklı iletişimi sağlar. olumlu duygular olduğu kadar birbirimiz hakkındaki olumsuz duyguları da olabildiğince karşımızdakini yargılamadan, dürüstçe ifade edebilmenin ne kadar değerli olduğunu anlatamam. gerçek ilişki budur bence zaten. bir ilişki yaşadığım kişiye onunla ilgili olumlu ya da olumsuz duygularımı ya da onun yaptığı eylemlerin benim içimde yarattığı duyguları yeterince ifade edemiyorsam bu ilişkide çok ciddi bir sorun var demektir.