• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
edebiyatın yaratılışı - florence dupont
antik dönemde yunan ve romalılar edebiyatı çağdaşlarımız gibi mi algılıyordu? illiada ve odysseia’yı ezberden okuyan eski yunanlılar ile yazıdan okuyan bizler aynı edebi hazzı mı alıyoruz? soğuk mermerler üzerine kazınan ve şimdi büyük bir hayranlıkla seyrettiğimiz şekil ve metinler 2500 yıl önce nasıl bir coşkunun ifadesiydi? bildiğimiz anlamda edebiyat nasıl oluştu?

edebiyatın yaratılışı, bu ve benzeri birçok sorunun yanıtını ararken eski yunan ve roma’da gündelik hayata, kurumlara ve toplumsal yapıya yönelik birçok pencere açıyor. edebiyatın geçmişine doğru çıkılan bu zevkli yolculuk esnasında şölenlerin, törenlerin, kişi, aile ve toplumsal ilişkilerin bilmediğimiz birçok ayrıntısına rastlıyoruz. üstelik florence dupont “xx. yüzyılın bu son döneminde, coğrafi yolculukların bizi ulaştırabileceği başka yerler pek kalmadı. ben’in bir başkası olduğunu gözlemlememiz için, bir süre sonra, zamanda yapılacak yolculuklardan başka bir şey kalmayacak elimizde” diyerek bu yolculuğa mecbur olduğumuzu, böylesi yolculuklar aracılığıyla avrupa kültürünü oluşturan yazı ve ayin şiiri geleneklerinin kökenlerine inebileceğimizi gösteriyor.

edebiyatın yaratılışı, pek çok edebiyat kuramcısının dile getirmeye cesaret edemeyeceği bir iddiaya dayanıyor: edebiyat gündelik hayat etkinlikleri içinden doğmuştur; bugün kitaplarda sözü mumyalaştıran “yazılı kültür”ün, “soğuk kültür”ün değil, her gün sıradan bir biçimde yaşanan, bedenin ve müziğin hazlarına açık olan “sözlü kültür”ün, “sıcak kültür”ün bir ürünüdür. eski yunan’da sarhoşluk, uyuşturucu kullanımı, eşcinsellik, aşk ve sarhoşluk çağrısı olarak söylenen anakreon şarkıları; bir soluk alışverişi olan roma öpücüğü ve ruhu ateşleyen şölenler “sıcak kültür”ün parçalarıydı. roma’da aydın olmak çok kitap okumakla değil, şölen sofrasında yerini koruyabilmekle ölçülüyordu. romalılar umudu kusur olarak görüyor, deniz kazasında kurtulmayı değil, batmayı kahramanlık olarak adlandırıyorlardı. eski yunan’da felsefe sözlü olarak öğretiliyor; sokrates yazmıyor, konuşuyordu. şiir şarkıcıların ve dinleyicilerin katılımıyla çoğalıyor, ayine dönüşüyordu. yazı, tüccarların depo sayımı için gerekli olan bir araç olarak görülüp önemsenmiyordu... edebiyat okunan değil, yaşanan bir şeydi.

“sıcak kültür”ün yerini yazılı edebiyatın “soğuk kültür”üne bıraktığı günümüzde, dupont, flamenko, rebetiko ve festival kültürüne bakarak edebiyat üzerine düşünmeyi öneriyor. böylece, sözü yeniden bularak, geçmişimizle olan bağlantılarımızı koparmadan kendimizi geleceğe yansıtabileceğimizi; yazıyı müzik ve dansla yeniden buluşturabileceğimizi; geçmişimize gömülü dünyaları keşfedebileceğimizi gösteriyor.
  1. yunan sarhoşluğundan latin kitabına alt başlığıyla gönülleri fetheden bir edebiyat incelemesi. ismi fazla iddialı ve insanda iyi bir kitap olduğuna dönük bir izlenim bırakmıyor. anlatının beslendiği kaynaklarla şekillenişinde etkili olan olayları inceliyor. mit, din, tarih, propaganda gibi etkenlerin edebi sanat haline gelişini çok güzel anlatıyor. benim çok sevdiğim bir kitap oldu. özellikle lukianos hakkında tek bir kitap yokken bu kitapta incelemesini okumak tatmin etti beni.
    sezgi