1. 8 aylıkken içine düşmüş birisi olarak ana avrat düz gittiğim yapıdır. ulan 8 aylıkken kreşe mi başlanır??

    sonra vay efendim bu çocuk neden çalışmayı sevmiyor. tabi sevmem, kendimi hatırlamıyordum o zamanlarda...
  2. "yavru bir deve annesinin yanına gelerek soru sormaya başlar;

    -anne bizim kirpiklerimizin bu kadar uzun olması ne işe yarar?

    +yavrum uzun çöl yolculuklarında gözlerimize kum kaçmasını önlemeye yarar.

    -peki. hörgüçlerimizin bu kadar büyük olması ne işe yarar?

    +yavrum, uzun çöl yolculuklarında çok su depolayıp su içmeye ihtiyaç duymadan uzun yol gitmemize yarar.

    -anne, peki bizim ayaklarımızın bu kadar uzun olması ne işe yarar?

    +yavrum, uzun çöl yolculuklarında ayaklarımız kuma battığında rahat yürümemize yarar.

    -peki, anne tüm bu özelliklerimiz uzun çöl yolculukları yapmamıza yarıyorsa söyler misin bana bu şehrin göbeğindeki hayvanat bahçesinde ne işimiz var?''

    buradan çıkarılacak en önemli ders; çalışan biri özelliklerini kullanmıyorsa, bu özelliklerden faydalanamıyorsa bunun hiçbir yararı yoktur. yani ağzıyla kuş tutma yeteneğine sahip olabilirsin ama kuşların olmadığı bir yerde avlanmaya çıkarsan bu yeteneğinin sana hiçbir yararı olmaz.

    türkiye'nin hiçbir alanda başarılı olamamasının en büyük nedeni yetenekli olan bireylerin başarılı olacağı işe yönelmek yerine, geçim sıkıntısı ve gelecek korkusuyla, kendi yeteneği ve merakı olmayan, garanti ve kısa yollarla en verimsiz bir şekilde kendi alanları dışında çalışmaya zorlanmasıdır.

    türkiye'nin sanat, spor ve bilim gibi alanlarda neden başarısız olduğunun cevabıdır eğitim sistemi.

    iyi bir yazar, iyi bir ressam, iyi bir heykeltıraş, iyi bir müzisyen, iyi bir sporcu… gibi şeylere yeteneği varken bunlara yönelemiyorsun, çünkü geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı yüzünden yeteneğine uygun bir iş seçmek yerine; öğretmen oluyor ya da polis oluyorsun. amacım bu meslekleri kötülemek-küçümsemek kesinlikle değildir. yani polis olmak isteyip polis olan, öğretmen olmak isteyip de öğretmen olanları tenzih ediyorum.

    ama istemediği halde bu vb. görevleri yapan insanlar ömür boyu mutsuz olduğu işlerde çalışmaktadır. mutsuz olduğu bir işte çalışması hem verimi azaltıyor, hem de iş yerindeki mutsuzluktan dolayı kişinin sosyal hayatını olumsuz etkiliyor. bu toplumumuza da olumsuz etki yaratıyor. aile içi şiddet ile doğan şiddetli geçimsizliklerle boşanmaların sayısı artıyor. bu olumsuz ortamlarda büyüyen çocuklar büyüyünce topluma ait olmama duygusu ve anne-babanın boşanmasından dolayı kendisini suçladığı için her zaman suçluluk duygusuyla suç işleyeme meyilli ve sorunlu bireylere dönüşüyorlar.

    eğitim sistemimizdeki yanlışlıktan dolayı ortaya çıkan; insanların geçip sıkıntısı ve gelecek kaygısı zincirleme yıkım etkisi yaratmakta ve toplumuza büyük bir zarar vermektedir.

    ülkemizde eğitimin gereken önemin verilmemesinden dolayı, eğitim sistemindeki yanlışlıkları ve aksaklıkları iyileştirmek için gereken özen gösterilmemektedir. aileler çocuklarını bilgili ve eğitimli bir birey olarak yetiştirmek istemiyorlar. bilgiye ve eğitime değer verilmiyor. çünkü eğitim ve bilginin karın doyurmadığı düşüncesine sahipler ve çocuklarında bu sığ düşünceyi aşılıyorlar. çocuklar okula bir şeyler öğrenmek için değil, sevmediği ve mutsuz olacakları işlerde çalışmak için gidiyorlar.

    bilinçsiz bir öğrenmeyle ezbere dayalı, insanları cahilliğe, eğitimsizliğe mecbur bırakan, bilinçli cahilleştirmeyle yanlış ve basmakalıp bilgiler yükleyen bu sistem; insanları istediği şekilde yönetmek ve yönlendirmek isteyenler tarafından bilinçli bir şekilde yapıldığını söylesem çok mu paranoyakça bir düşünce olur?

    not: türkiye'de bireysel yetenekler görmezlikten gelerek yapılan eğitimler devam ettikçe, insanlar gelecek kaygısı ve geçim sıkıntısı yüzünden yeteneklerine uygun bir iş, bir uğraş edinmedikçe; türkiye hayvanların kafese koyularak ve işkence edilerek eğitildiği sirklerden farklı olmayacaktır.
  3. kastedilen (bkz: türk eğitim sistemi) ise öğretmenin bir klavuz kitabına mahkum edildiği sistemdir. maalesef okullarımız eğitime uygun şekilde donatılmamıştır. öğrencilerimiz yaparak yaşayarak öğrenmekten çok ezberci ve test odaklı çalışmaktadır. böyle bir eğitim ile çocuklarımızın üreten birey olmasını beklemek anlamsızdır.
  4. sistemler nasıl sevilmiyorsa, eğitim sistemleri de öyle sevilmez, herkes tarafından eleştirilir. eleştirilsin tabii ancak beni rahatsız eden, sürekli kusur bulup yapıcı öneride bulunmayan insanlardır. ben eğer bir eleştiride bulunuluyorsa bunun yapıcı olması gerektiğine inanıyorum. örneğin siz sbs, teog, ygs, lys hangisini seçerseniz seçin; hiçbiri insanlar tarafından sevilmez ama yerine bir çözüm de getirilmez, yalnızca olumsuzluk. bu kadar insanı eleyebilmemiz lazım, eleyebilmemiz için de sınav lazım. söylemeye çalıştığım şey sistemin mükemmel olduğu değil, sistemin gerekliliği.
    eğer insanların elenmemesini, herkesin istediği şeyi rahatça yapabilmesini istiyorsanız bunun için bir öneride de bulunmanız lazım.
  5. türk eğitim sistemi için konuşuyorsak eğer, yalama olmuş, delik deşik edilmiş, hiçbir katkı değeri olmayan adı eğitim, kendisi tüketim olan sistemdir.
  6. 2002 den bu yana sıfırlama dışında ülkede çalışan bir sistem göremiyorum ben şahsen.
  7. eğitim bakanlığını 10 yıl öncesinde pkk ya teslim etseydik daha vasıflı nesiller yetişirdi. anca bu kadar kalitesiz olunurdu. özellikle imam hatipten yetişen çocuklar işid militan adayıdır kalpsiz ve ruhani hayattan kopuk yaşanılan din radikalleşir ve siyasallaşır. günümüzde yetişen nesilin aşırı katolik hristiyanlardan hiçbir farkı yok
    acul
  8. türkiye de eleştirilecek bir husus bulunmamakta zira eğitim sistemi bulunmamakta

    bugün da yazıyor çoğu şey üşenmeyin okuyun ben yazmaya üşendim
    edit, link düzelttim
  9. şu sıralar, özellikle siyasi sebeplerden dolayı ele alınan eğitim sistemi için çoğu kişide aynı tepkiye sebep olan veya olması gereken konu.
    ülkenin ben dâhil yarısı kadar bir kitle açısından yapılan reformların korkutucu olmasıyla varılan bu kanı, bana aynı zamanda şu soruyu da sordurmuştur:
    eh zaten böyle değil miydi ki?

    okul veya daha genel anlamda eğitim sistemi dediğimiz şey, bulunduğunuz ülkenin siyasi gidişatı fark etmeksizin, size yalnızca hayatta ihtiyaç duyacağınız temel bilgileri ve daha sonra yönlenmek istediğiniz meslekle alakalı detaylı bilgileri vermekle yetinmez. sizi aynı zamanda, kendi açısından uygun ve hatta mümkünse mükemmel bir birey olarak yetiştirmeye çalışır.
    bunu size sisteme uygun ve başarılı bir şekilde yetiştirdiği öğretmenler ve bu öğretmenlerin yetiştirdiği ebeveynler sayesinde aşılar.

    peki, eğitim sistemi doğru varsayılan ahlak ve düzen kavramlarından arındırılarak sadece bilgi aktarmaya dayalı bir sistem olsa ve bu bilgileri nerede nasıl kullanacağına gerçek anlamda birey karar verse ne olurdu?

    (bkz: an other brick in the wall)