1. empati veya eşduyum, bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak anlamında da kullanılır.
    empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. empati sayesinde insan ilişkileri gelişir. insanlar arasındaki kavgalar azalır ve zamanla yok olur. aile içi empati ise aile bireylerinin karşısındaki insanı kendi yerine koymasıdır. bu sayede bireyler karşındakinin ne tepki vereceğini bilir ve ona göre davranır.
    empatinin tam olarak gerçekleşmesinin üç kuralı vardır;
    1. bir insanın kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak, olaylara onun bakış açısıyla bakmak,
    2. karşıdakinin duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlamak ve hissetmek,
    3. o kişiyi anladığını ona ifade etmek.
  2. eğitim bilimlerinde şu şekildedir:

    çocuk: ver dedim çikolatayı bana.
    anne: hmm, şimdi çikolatayı istediğini söylüyorsun.
    çocuk: versene anne çok kızıyorum.
    anne: evet, şimdi de kızgın olduğunu düşünüyorsun.

    vallahi de böyle. papağancılık da deniyor bu nedenle. biz böyle öğrendik.
  3. empati kendini muhatabının yerine koymak demektir. ama bu da tek başına empatiyi tanımlamaya yetmez. empati insanı harekete geçirmeli. örneğin açın halinden anlamak demek onun durumunu düşünmek kadar onu doyurmak için bir şeyler yapmaktır.

    bu arada empati yoksunluğu bir psikopatlık belirtisidir.
  4. sağlıklı bir iletişimin en temel maddelerinden biridir. eğer bir insanla gerçekten iletişim kurmakta ya da anlaşabilmekte sorun yaşıyorsanız lütfen ikinizin de empati kurabilme derecelerinize bir göz atın. sorun çoğu zaman kendiliğinden gün yüzüne çıkacaktır.
  5. filmlerde muziklerde ne kadar aglayip guluyorsaniz o kadar empati yapiyorsunuz demektir .cunku mesela filmdeki bi sahneye agliyor olmaniz kendinizi o kisinin yerine koyup ayni seyleri yasadiginizi dusunmenizden kaynaklaniyormus .bana basta bencilce ve benmerkezci geldi ama sonradan insanin dogal yapisi bu ve engellenemez diye dusundum
  6. bugün tuhaf şekilde empatinin fiziksel boyutunu yaşadım. yani aslında düşününce koyacak bir yer bulamadım (*:empatidir herhalde empati psikolojik olan )

    metrobüse binerken (binemezken) adamın biri zaten kapıdan taşan insanların arasına vücuduyla ittirerek girdi. tam ortadan giriş yaptığı için kapılar civarında bir tutamak bulamadı, etrafı zaten insanlarla çevrili halde iken metrobüs şoförü de biraz aceleyle kapıları kapattı, kapı adamı içeri doğru ittirdiği anda adam dengesiz bir boşlukta kaldı. dikkatle izliyordum olanları her yanımda hissettim aynı sarsıntıyı, tam o sırada gaza bastı şoför, ben ve adam aynı anda aynı eksende sarsıldık. düşecektim nerdeyse.
    abi
  7. insanlar, psikolojik tatminsizlikten, duygusal eksiklikten ve var olduğuna inanıp da gerçekleşmeyen ihtiyaçlarından üzüntü hisseder! ama bu yansımadır, gerçek bir his değildir.
    gerçek üzüntü, acı ile gelir. acı ise, doğrudan zarar veren bir şeyin sizdeki tanımıdır. bu sebeple, kişiye göre değişir. sizdeki önemi ile ilgilidir. uzak doğu felsefeleri bu tanımlamalara (popüler anlamda) çok enteresan ve bir o kadar da ulaşılmaz çözümler getirmeye yatkınlar.
    ulaşılmaz gibi görülmesinin nedeni, acılara dayanma gücünün, sağlam bir irade ile gerçekleşeceği yönündedir. sağlam bir iradeye sahip olmak bu kadar zor mudur?
    bunu anlamak için, acının ne olduğunu ve onu yenmek için zamandan bağımsız olarak ne kadar zarar verdiğini düşünmek gerek.

    acı, sizin ondan ne kadar haberiniz olduğuyla ilgilidir. acının var olması, sizin bilincinizde yer etmiş olması ile ilgilidir. yani varlığı veya yokluğu sizin şuurunuzun niteliğiyle ilgilidir de denilebilir.
    şuur ise, bir şeyin varlığını veya yokluğunu ispatlayan şey değildir. şuur farkındalıktır, bilinçtir. sizin, acı veya üzüntü hissetmediğiniz şeyin olmadığını gösteren bir sistem değildir.
    şuur, eğitilebilir… genişletilebilir.
    beyin gücü değildir, zeka değildir.
    şuur, empati ve hoşgörü ile yükseltilebilir. bu parametreler şuuru en üst seviyeye çıkarır.


    insan bir bina ise, irade; temel, kolon ve sütunları…şuur ise, binanın statiğidir. statik hesabı ne kadar gelişmiş olursa, bina daha az kolon ve sütun ile daha güçlü hale getirilebilir.
    statik hesap için ise, eğitim almalısınız!
    acının ve şuurun ilişkisine uyarlarsak; “acı çekmeyen adam olmaz” sözü genel anlamda doğrudur. ama herkes yaşamadan da empati ile adam olabilir. (adam olmak; doğru sonuca ulaşmış anlamında) acı çekmeden o acının verdiği rahatsızlığı hissedebilir… ve bir şeyler yapması gerektiğine dair farkındalık kazanabilir.
    o yüzden, bir daha düşünün ve bu kez de; açları doyurun, üşüyenleri ısıtın, mutsuzları mutlu edin, umudu olanının umudunu kırmayın ve yalan söylemeyin!
  8. adam fawer'ın romanlarından birinin adı.

    "olasılıksız (en çok satan kitabı)" ve " empati" adlı kitapları bir dönem her kitapsever'in kütüphanesinde süslüyordu.
  9. vicdanı olmayan yani vicdansız insanların yapmayı başaramadığı.
  10. geçenlerde @antagonist bir insanda narsisizm, makyavelizm ve psikopati ve sadizmin aynı anda vuku bulma durumunu adlandıran karanlık dörtlüyü yani dark tetrad'ı yazmıştı. başkalarını bilemem ancak en azından benim zihnimi epeyce aydınlatan bir yazı oldu. her ne kadar popüler psikolojiye şüpheyle ve uzakça bir mesafeden baksam da, "neden insanlar bu kadar acımasız?" ve "neden birbirlerinin acılarından bu kadar zevk alıyorlar?" sorularının bir nebze de olsa karşılığını bulabildim.

    bu karanlık dörtlüden biri de psikopati. psikopati empati ve vicdan yoksunluğu olarak tanımlanıyor kısaca. üstelik çok ağır bir kişilik bozukluğu. tedavisi yok değil ama ilaçla filan iyileşmek olanaksız. belki yıllarca devam edecek bir psikanaliz süreciyle ancak başa çıkılabilir. yani birinin davranışlarında vicdanı belirleyici değilse ya da başkalarıyla empati kuramıyorsa bu kişinin psikopat olma ithimali epeyce yüksek. dünyanın haline bakın, türkiye'ye bakın, kentinize ya da köyünüze bakın. kimse kimseyi anlayabilmek için hiçbir çaba göstermiyor, vicdan etkisiz eleman olmuş, empati mekanizması yerle bir ya da kimse çocuklarını başkalarıyla empati kurabilecek şekilde yetiştirmiyor.

    savaş koşulları ve yarattığı tahribatla, ölümle, savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan göçmenlerle empati kurabilsinler diye yapılan sosyal deneyi ve survivor suriye yarışmasını hatırlıyorum.

    feci değil mi? savaşı anlamak için savaş bölgesine gitmek, yoksulluğu ve yoksunluğu anlamak için aç kalmak ya da survivor adasında yaşamak ya da mültecilerin neler yaşadığını fark edebilmek için onların göç rotasında yaşadıklarına maruz kalmak gerekiyor. akıl tutulması bence bu. bir taraftan da trajikomik. ama böyle bir dünyada ve böyle insanlarla yaşıyoruz maalesef. bırakın başka bir halkla, bir etnik ya da siyasi grupla, başka bir kültürle, başka yaşam biçimleriyle empati kurabilmeyi kendisi dışında (belki en yakınındaki ve sevdiğini iddia ettiği insanlarla dahi) hiç kimseyi anlamak için ufacık bir çaba dahi göstermeyen, hiç kimseyle empati kuramayan ya da kurmak istemeyen, vicdansız insanlarla birlikte yaşıyoruz. "el insaf, el vicdan" ya da "aman nolur biraz empati" deyince de ya "duyar kasıyoruz" ya da "meriçliğimizi konuşturuyoruz" bu insanlara göre.

    hayrola bunlar da nereden çıktı diyeceksiniz muhtemelen. cevabım maalesef "hiç aklımdan çıkmıyor ki" olacak. en son yeniden hatırlatan da türkiye'de kürt olmak başlığı oldu. bir survivor cizre ya da sur organize etse mesela acun ılıcalı. katılır mısınız? günlerce bombalanan bir bodrumda ölmeyi beklemek etkileyici ve heyecan verici bir deneyim olur mu? okul harçlığı için ırak-türkiye sınırında sigara-çay kaçağına çıkmak ya da kar kış, yaz sıcak, bomba ölüm demeden. acaba işe yarar mı? azıcık empati kurmamızı sağlar mı? derin donduruculara tıkılmış vicdanlarımızı biraz olsun ılıtır mı?