• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.50)
en duva satt pa en gren och funderade pa tillvaron - roy andersson
film, iki gezgin satıcıyı izliyor. çağdaş zamanların don kişot ve sanco panza’sı gibi, bu iki bezgin adam, günümüzün, geçmişin ve geleceğin karmakarışık dünyasına bir bakış atıyor. aynı anda absürt, gerçeküstü, öfke dolu bu film, bir dalın uzerinden bizleri gözleyen bir güvercin gibi, bize yaşamın ihtişamını, insanoğlunun kırılganlığını ve yaklaşan kıyametini hatırlatıyor.
  1. isveçli yönetmen roy andersson'un altın aslan ödüllü 2014 yapımı filmi. ingilizceye "a pigeon sat on a branch reflecting on existence", türkçeye "insanları seyreden güvercin" diye çevrilmiş. andersson'ın "yaşayanlar üçlemesi" dediği serinin "insan olmak" üzerine kurgulanan son halkasını oluşturuyor. diğerleri ikinci kattan şarkılar* ve siz, yaşayanlar* isimlerini taşımaktaydı.

    film, bir doğa tarihi müzesinde doldurulmuş hayvanları sorgulayan gözlerle izleyen bir adamı izleyen bir kadın görüntüsüyle başlıyor. etkileyici olduğunu söylemem gerek. bu açılış sekansından sonra izleyiciyi "ölümle üç buluşma" adını taşıyan bir başlık karşılıyor. bunun ardından da "ölümle birinci buluşma" adını taşıyan bir alt başlık... var oluştan söz eden bir filmin ölüm fragmanları sergilemesi sürpriz mi? pek değil. uzun süredir var oluşun anlamsız olduğu ve ölümün bir çıkar yol olarak önerildiğine tanık olmaktayız. kısa süredir ise ölümün de o kadar anlamlı olmadığı ve ölmekle ölmemek arasında çok da fark olmadığı, hamlet'in sorusunun manasız olduğu konuşulmakta. bir dalda oturup insanları seyreden güvercin de aynı kanıda: "ne yapıyor bu insanlar?"

    "iyi olduğunu duyduğuma sevindim." filmde pek fazla konuşmayan kişiler konuştuklarında -ki genelde telefonla konuşuyorlar- karşılarındakilere bunu söylüyorlar: iyi olduğunu duyduğuna sevindim. bunun bir anlamı var mı, peki? yok!

    tabii ki yok. kimsenin iyi olduğu falan yok ve birilerinin iyi olduğunu duyduğumuz için sevindiğimiz de yok. bunu her anı ölüm tehlikesiyle geçen biz orta doğululardan daha çok stabil orta sınıf yaşantısı içinde heyecanını ve yaşama enerjisini tamamen yitiren iskandinav ve batı avrupa toplumundaki şehirli birey hissediyor. birazdan intihar etmek üzere olduğunu tahmin ettiğimiz birisi bile telefonla konuştuğu kişiye “iyi olduğunu duyduğuma sevindim.” diyecek kadar ikiyüzlü. aslında “iyiyim” derken de “sevindim” derken de ikiyüzlülük yapıyoruz, çünkü gerçek anlamda kendimizi açabileceğimiz kimse yok artık bu dünyada. sorunlarımız o kadar önemsiz ki bunları paylaşacak kadar samimi olabileceğimiz birini bulmamıza imkân yok. velhasıl, doğa tarihi müzesindeki içi doldurulmuş hayvanlardan farkımız kalmamış ve birbirimize nasıl olduğumuzu sorduğumuzda iyi olduğumuzu söylemeye dahi utanmıyoruz.

    andersson'un kahramanlarının renkleri solgun, konuşmaları ağır ve tepkileri donuk. tutkularından arınmış bir insanı ya da daha çok bir makineyi, düpedüz bir robotu andırıyorlar. tutkusuz, heyecansız, iniş çıkışları olmayan bu insan tipi farkında olmadığı bir ölüm buluşmasına ilerliyor durmadan. ölümle buluşma bazen beklenmedik bir anda tesadüfen gerçekleşiyor; bazen insanın ayağı buluşmaya gitmemek için direniyor da direniyor; bazense sözleşilen saatten çok önce gelen ölüm oluyor. ne olursa olsun buluşma gerçekleşiyor ve buluşmaya gidene kadar olup biten her şey çok anlamsız. para kazanmak için girilen çabalar, kurulan hayaller ve biriktirilen umutlar hep anlamsız. ölümün kendisi de bir o kadar anlamsız. var oluşumuz ne kadar anlam dışıysa var oluşumuza dair derin anlamlar aramak da o kadar komik bu manzarada.

    işte andersson’un insana ve var oluş problematiğine dair çizdiği resim bu, bundan ibaret.
  2. son zamanlarda duyduğum en varoluşsal diyaloğu ( ya da monoloğu) barındırıyor.

    iki erkek ve bir kadın bir büfenin yanına atılmış masalarda ayrı ayrı oturmaktadır. başka bir kadın büfeye yaklaşır, duvara dayanarak ayakkabılarından birini çıkarır ve büfenin duvarına vurarak içindeki taştan kurtulduktan sonra tekrar ayağına geçirip yoluna devam eder.

    insanları eğlendirmek isteyen adam (a) : ayakkabısına taş girmiş...

    kafenin diğer erkek sakini (s): ....

    a: ayakkabısına taş girmiş dedim...

    s: evet gördüm...

    a: ne güzel...

    s: böyle bir şeyin nesi güzel olabilir ki?

    a: taşı çıkarınca çok rahatlamış olmalı.