• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (0.00)
en sevilen oyun - leonard cohen
"çocuklar yaraları madalya gibi sergiler. âşıklar yara izlerini açıklanacak sırlar niyetine kullanır. yara izi, söz ete büründüğünde ortaya çıkandır. herhangi bir yarayı, savaşın onurlu yaralarını sergilemek kolaydır. bir sivilceyi göstermekse zordur."

cohen bu başına buyruk, yarı-otobiyografik romanında bize montrealli, yahudi bir şair olan lawrence breavman'ın çocukluktan yetişkinliğe kadar olan hikayesini anlatıyor.

"çavdar tarlasındaki çocuklar kadar etkileyici! seksin, en sevilen oyun olduğu aşkın cesur yeni dünyası."
-globe & mail-
(tanıtım bülteninden)
  1. leonard cohen'in yarı-otobiyografik kitabı. ilk romanıdır da aynı zamanda. kitap lawrance breavman adlı anti kahramanın kimlik arayışını anlatmaktadır. lawrance breavman, mutluluğu kadınların bedenlerinde arayan bir karakterdir, ancak mutluluğu bulduğunda ise mutluluğu ve kadını terk etme eğilimindedir. çünkü breavman beklenti noktasından başka bir yerde yaşamaya korkar. en sevilen oyun dört perdeye ayrılmış. birinci perde, breavman'ın büyüme isteğini, kadınlara duyduğu ilk ilgilerini, ilk mutsuzluklarını, ilk kayıplarını, ilk aşkını, kısacası çocukluğunu anlatıyor. ikinci perde ise karakterin ilk gençlik yılları, özgürlüğe ve yetişkinliğe ilk adımları, değişimleri, kadınlarla olan ilişkileri, edebiyata merak sarışı ve yazar olmaya karar vermesiyle ilgili. üçüncü perde breavman'ın aşık olduğu kadının hikayesini ve breavman'la olan ilişkisini kapsıyor. son perde ise breavman'ın içsel düşünceleri ve kitabın son paragrafıyla hikayeyi toparlayıp, okuyucuya en sevilen oyunun ne olduğunu gösteriyor.

    !---- spoiler ----!

    "tanrım! lisa'nın en sevdiği oyun neydi, şimdi hatırladım. en karlı günlerde, yağış bittikten sonra birkaç arkadaşımızla arka bahçeye giderdik. bahçeyi kaplayan kar bembeyaz ve basılmamış olurdu. döndürücü bertha'ydı. o topukları üzerinde dönerken elini tutar, ayakların yerden kesilene kadar etrafında dönerdin. sonra bertha elini bırakırdı ve karların üstüne uçardın. hangi pozisyonda düştüysen hiç kımıldamadan öylece kalırdın. herkes taze karların üstüne bu şekilde düştüğünde, oyunun en güzel yeri başlardı. kar üzerinde vücudunla yaptığın izi bozmamaya çalışarak çok dikkatlice, bin bir zahmetle yerinden kalkardın. sıra karşılaştırma yapmaya gelirdi. tabii karın üstüne, kollarını ve bacaklarını açarak en çılgın pozisyonda düşmek için elinden geleni yapman gerekirdi. sonra ardımızda, sapları ayak izlerimizden mamul, açılmış goncalara benzer şekillerle dolu hoş bir beyaz alan bırakıp giderdik."

    cohen bu son paragrafta breavman'ın en sevdiği oyunu (daha doğrusu breavman'ın çocukken aşık olduğu lisa'nın en sevdiği oyunu) okuyucuya anlatır. böylece hayat görüşünü ve karakterini bizlere net bir biçimde ifade eder. herkes düşer, herkes düşüşünü bir parça da olsa dramatize eder, herkes düştüğünde bu dünyada geçici de olsa bir iz bırakır arkasında ama burada önemli nokta düşebildiğin en iyi şekilde düşmek, düştüğünde büyük bir çabayla izini hiç bozmadan geri kalkabilmek ve o izi bütün ayrıntılarıyla içselleştirip, karakterin haline getirip olduğu gibi insanlara anlatabilmek. daha sonra yeni ve temiz bir başlangıç yaparak oyunu tekrar oynayıp daha iyi düşmek ve daha iyi kalkmak.
    !---- spoiler ----!

    edebi olarak insanı doyuran bir kitap, ağdalı bir dille yazılmış ve anlaşılması biraz zor. cohen karmaşık bir yapıda da olsa kendi kalbini açmış okuyucuya. cohen şarkılarını sevenler, bu kitabı da seveceklerdir muhakkak. ben şahsen görkemli kaybedenlerden daha çok sevdim. lawrance breavman karakteri anti kahraman formuna çok uygun. kendisini rahatlıkla holden caulfield'ın, bay c'nin, henry chinaski'nin, arturo bandini'nin, dominic molise'in yanına koyabilirim.

    "askerler nasıl ideal erkeklerse, fahişeler de ideal kadınlardı."

    "şehvet, öpemeyeceği her şeyi dışlayarak eğitiyordu gözlerini."

    "bütün dünya disiplinli bir melankoliyle aldatılıyordu. karalamalar, özlemden erdem çıkardı. kişinin herkes tarafından sevilebilmek için yapması gereken tek şey, endişelerini yayınlamasıydı. sanat kurumu tümüyle hesaplanmış bir çile gösterisinden ibaretti."

    "yalnızlığa yürüyen insanlar, dilenciler, azizler, hep geride bıraktıklarına seslenirler ve sesleri generallerin zafer çığlıklarından daha asildir."

    "breavman, kabul görmüş ve işe yarar fikirler üretmiş eski sanatçıları her daim kıskanırdı. şöhret, ancak kabul gördüğünde yaldızlı harflerle kayıtlara geçerdi. yeraltı edebiyatı ne derse desin, bir tanrının kırmızı kadifeler ve parlak varaklar arasında ölümü, mavi cafede bir ayyaşın yere yıkılmasından farklıdır.
    kendini hiçbir zaman bir şair ya da yazdıklarını şiir olarak tanımlamazdı. dizelerin sayfa kenarına uzamadığı gerçeği, güvence değildir. şiir yazmak meşgale değil, verilmiş bir hükümdür. nazım teknikleri üzerine tartışmaktan nefret etti. şiir, en baştan çıplak elle tutulması gereken pis, kanlı ve yakıcı bir şeydi. bir zamanlar ateş ışığı, pislik tevazuu, kan ise feda edilmeyi kutsardı. şimdiyse şairler, herhangi bir karnavalda serbest çalışan profesyonel ateş yutucuları gibi. ateş o gırtlaktan aşağı kolayca iniyor ve kimseyi özellikle onurlandırmıyor."

    "saat sabahın üçüydü ve breavman herkesin uyumasından memnundu. sıra sıra yataklarında kamçılar ve gözetmenler; böylesi daha düzenliydi. karşılaşılacak egolar, yorumlanacak yüzler, içine girilecek dünyalar, uyanık olduklarında pek çok ihtimal devreye giriyordu. çeşitlilik kafa karıştırıcıydı. bir insanla karşılaşmak yeterince zordu. topluluk, bireysel aşkın başarısızlığına mazaretti."

    "uykusuzluk çeken birinin son sığındığı şey, uyuyan dünyaya karşı hissettiği üstünlük duygusudur."

    "beklenti noktasından başka bir yerde yaşamaya korkuyorum. yaşam riski taşımıyorum."