1. amerikalı antropolog edward t. hall'ün insan etkinliklerinin kültürel düzlemde incelenebilmesi ve kültürlerin yöntemli, bilimsel şekilde betimlenebilmesi için geliştirdiği kuram.

    doğu ile batı arasındaki fark başlığına birkaç şey yazmak için elimi attığımda, konu beni buralara getirdiği ve yazı uzadıkça uzadığı için ayrı bir başlık açıp, "doğu ile batı arasındaki fark" başlığına ise buralardan bkz. vererek yorum yazmayı uygun buldum.

    yazıyı yazarken asker kartarı'nın "kültür, farklılık ve iletişim" isimli kitabını kaynak olarak kullandım. o kitap yazılırken de konu ile ilgili kullanılmış başlıca kaynakları burada sıralayacağım.

    şimdi geçelim mevzuya;

    biliyorsunuz ki iletişim, karşılıklı enformasyon alışverişidir. bu enformasyon alışverişi, sözlü gerçekleştiği gibi, sözlü olmayan zibilyar farklı yolla da gerçekleşir. söz konusu bu yolları ve yolların etmenlerini belirleyen başlıca kaynak “kültür”dür. kültürü analiz etmek için ortaya konan bu kuramda veya kuram kelimesi hoşumuza gitmemişse “model”de bazı parametreler, ölçütler betimlenmiş. bu noktada, biliminsanı bu ölçütleri uydurmuyor, var olanı, gözlemlediğini betimliyor ve görünmeyen bu soyut kavramları, bu soyut etmenleri “isimlendirerek” bir nevi görünür kılıyor. bu ölçütlere enformasyon sistemi demiş edward hall abi ve kuramın adını da buradan yola çıkarak koymuş.

    edward t. hall’ün kuramındaki tüm enformasyon sistemlerini değil yalnızca ‘önemli’ addettiklerimi aktarmaya çalışacağım. bunun birincil sebebi özetlemeye çalışıyor olmam, ikincil sebebi ise diğerlerinin, çok detaya inmedikçe, “abi buraları niye yazmışsınız ki, çok bariz bilinen şeyler bunlar?” veya “hmm, aslında bu kuram için çok da ‘bamteli’ konumunda değilmiş bu.” dediğim enfermasyon sitemi olmaları. bu sistemlerinse kuramda yer alma sebebi de takdir edersiniz ki, bilimsel bir kuramı, biliminsanının “herkesin bildiği şeyler abi bunlar!” diye temellendiremiyor oluşu ve çok önemli olmasa da her türlü detayı hesaba katıyor olması gerekliliği. bu enformasyon sistemlerinden ilki “mekânı algılama ve kullanma.”

    “mekanı algılama ve kullanma” şahsın(şahsa takılmamak gerek, tüm canlılarda var olan bir şey bu), kendine ait gördüğü belli bir mekanının bulunmasını, gerektiğinde onu savunmasını ifade etmek için kullanılıyor. bu mekan, şahsın “kişisel mekanı” merkezli başlayıp, dışa doğru görünmeyen katmanlar halinde genişliyor ve “egemenlik mekanı” ile son buluyor. bu “egemenlik mekanı”nın gelişliği bireyden bireye de kültürden kültüre de değişebiliyor. (zaten, kültürü ‘bireysel bir yazılım’ olarak kabul edenler de var diye biliyorum,(bkz: kültürel boyutlar kuramı) ) hall’e göre, batı kültürlerinde kişisel mekan ve egemenlik mekanı doğu kültürlerinde olduğundan daha geniş. ve yine bu kurama göre, bu egemenlik mekanının genişliği, görünür olmasa da , toplumsal statüyü ve hiyerarşiyi belirtmek açısından mühim olup iletişime katılan herkesi etkiliyor. iletişime katılan fiziki mesafe ne kadar azsa, aralarında o kadar yakın ilişki olduğu manasına geliyor. işte, bu “mesafe”nin ortalama değeri kültürden kültüre değişiyor. bu yüzden akdeniz toplumları selamlaşmak için birbirilerine sarılıp, öpüşürken kuzey batı toplumları tokalaşmayı dahi “yakın” buluyor.

    kuramın bir diğer enformasyon sistemi ise, “zamanı algılama ve kullanma.” hall’e göre, zaman algısı ve kullanımı, insan bunun “net” bir şekilde farkına varmasa da yaşamın ayrılmaz bir parçası ve dolayısıyla, insan yaşamının belkemiğini oluşturan iletişimin de önemli bir faktörü.

    hall, iki çeşit zaman algısı olduğunu söyleyip kültürleri “zaman” konusunda “monocrone” ve “polycrone” şeklinde ayırıyor. monocrone zaman algılaması eylemleri belirli zaman dilimleri içinde ve birbiri ardınca gerçekleştirmek eğilimini, polycrone zaman algılaması ise birçok eylemi verilen toplam zaman içinde birarada gerçekleştirmek eğilimini ifade ediyor.

    yani, yine hall’e göre, monocrone kültürler zamanı geçmişten gelip geleceğe giden çizgisel bir doğru olarak görüyor ve bu şekilde değerlendiriyorlar, onu akan, giden, tasarruf edilmesi gereken, eğer edilmezse kaybedilebilen bir şey olarak görüyor ve bu bağlamda onu planlayarak, sınıflandırarak, belli parçalara ayırarak yaşıyorlar. (bu noktada elbette şunu belirtmek gerekir, o kültürün her mensubu istisnasız böyle yapıyor, gibi bir ifade söz konusu olamaz. bunlar, istatistikî veri gibi ele alınabilir, ortalama bir değer üzerinden konuşuluyor.) örneğin, aynı seviyede olmasa da, batı avrupa ve kuzey amerika kültürleri monokron eğilimliler.

    polycrone kültürler ise zamanı bir doğru gibi değil, nokta olarak algılıyorlar, insanlar arasındaki iletişimi, zamanı sınıflandıran “plan programdan” daha üstün tutuyorlar. bu tarz kültürlerin üyeleri de, monocrone kültürün üyelerine nazaran zamanı daha esnekçe kullanmaktalar.

    geldik, bu kuramın benim en sevdiğim ve pek çokları tarafından da kuramın “belkemiği” olarak addedilen noktasına; bağlam.

    bağlamı açıklamak biraz çetrefilli, o yüzden direkt göbeğinden dalmak yerine, etrafından dolaşarak girelim.

    hall’e göre kültür, insanın neyi algılayıp neyi algılamayacağı konusunda bir perde görevi görüyor, insanın dış dünyaya bakışına çektiği bir filtre gibi. işte çekilen bu perdenin kalınlığı, filtrenin kuvveti, kişinin ne kadar fazla enformasyona maruz kaldığı ile orantılı. aktif bir hayata sahip olan ve “aşırı enformasyon yüklemesi” yapılan bir birey, enformasyonu önceliğe göre sınıflandırarak yükünü azaltabilir fakat kurum ve organizasyonlar ise “bağlamlama” kullanıyorlar. bağlamlama, sistemi büyütmeden sistemin belleğini programlayarak, sistemi çalışmak için daha az enformasyona ihtiyaç duyar hale getirmek ve böylece sistemi karmaşıklaştırmadan sistem kapasitesini arttırmaktır. bağlamlama süreci, gerekliliğe bağlı olarak, dar bağlamdan geniş bağlama ya da geniş bağlamdan dar bağlama doğru gerçekleşebilir. dar bağlamdan geniş bağlama doğru gidildikçe birey daha seçici oluyor, filtrenin, perdenin kalınlığı artıyor.

    yukarıda özetlemeye çalıştığım üzre, bağlam, işlevsel olarak aşırı enformasyon yükü ile ilişkili. mesajın hangi bağlamda gönderildiğine dikkat edilmeksizin yapılan değerlendirmede semboller algılandıkları gibi yorumlanıyor, algılamada seçicilik sebebi ile de semboller, bağlamdan bağımsız ele alındıklarında yorumlanamayabiliyor veya yanlış yorumlanabiliyor.

    hall, bu noktada, bağlamın önemini anlatmak için, 50’li yıllarda rusça’dan ingilizce’ye çeviri yapan makineler geliştirmeye çalışan amerika’nın, ‘bağlam’ mefhumunu makinelere işleyemediği için tüm harcamalarına ve yıllarca süren çalışmalara rağmen başarısız oluşunu örnek gösteriyor.

    kuramda, “geniş bağlam”lı mesajlar seçicilik cetvelinin bir ucunda, “dar bağlam”lı mesajlar ise diğer ucunda yer alıyor. geniş bağlamlı mesaj “enformasyonun çoğunun iletişimin gerçekleştiği fiziki bağlamda veya alıcıda bulunduğu ve azının kodlanarak verildiği” mesaj türü iken dar bağlamlı mesaj bunun tersidir ve enformasyonun çoğu açık olarak gönderilen koda yüklenmiştir. hall, birbirlerinin yakını, örneğin kardeş iki kişinin geniş bağlamlı mesajlar kullandıklarını ancak resmi iletişimde veya yarı-resmi iletişimde, dar bağlamlı mesajların kullanıldığını söyler. çünkü iki kardeşin iletişiminde enformasyonun çoğu “alıcıda” mevcut iken diğer durumlarda enformasyon, bağlama yüklenemediği için detaylıca kodlanmak durumunda(samimi olmadığınız biri ile konuşurken, kurduğunuz cümlelerin samimi olduklarınızla konuşurken kurduklarınıza nazaran daha uzun olduğunu, kendinizi daha çok açıklamak durumunda kaldığınızı fark ettiniz mi? işte o noktada mesajı geniş bağlamda değil dar bağlamda göndermeye çalışıyorsunuz ). bu durum, kültürden kültüre de değişiklik gösterebilmekte. tabii ki, tamamıyla geniş veya dar bağlamlı mesajlar kullanan bir kültürden bahsetmek olanaklı değil fakat birbirleri ile kıyaslandığında geniş ya da dar bağlam eğilimi gösterdikleri görülen kültürlerden bahsetmek mümkün.

    kuzey amerikalılar ile orta ve kuzey avrupalılar iletişimde genellikle dar bağlamlı mesajlar kullandıkları halde, güney amerikalılar, akdenizliler, uzak ve orta doğulular geniş bağlamlı mesajlar kullanma eğilimindeler. hall, “geniş-dar bağlam cetveli”nin bir ucunda almanlar ile iskandinavyalıların, diğer ucunda ise çinlilerin bulunduğunu belirtiyor. diğer kültürler de bu cetvel üzerinde farklı noktalarda bulunuyor. bununla birlikte, nerede bulundukları fark etmeksizin bütün büyük kurum ve organizasyonlarda iletişim dar bağlamlı mesajlarla gerçekleştiriliyor.

    geniş bağlamlı mesajlar daha kısa ve konuyla ilgili yeni enformasyonu içerirken dar bağlamlı mesajlar konu ile ilgili yeni enformasyonu alt bilgilerle birlikte taşıyorlar. geniş bağlamlı bir kültürün üyesine gönderilen dar bağlamlı bir mesaj gerekenden fazla enformasyon içerdiği için, ya tam olarak algılanmıyor ya da önemsiz bulunarak alıcının dikkatini çekmiyor. çünkü alıcı için gerekmediği varsayılan enformasyon, “perde” tarafından eleniyor.

    dar bağlamlı bir kültürün üyesine gönderilen geniş bağlamlı bir mesaj ise, eksik enformasyon içerdiği için, “anlaşılmaz” oluyor..

    geniş bağlamlı iletişim dar bağlamlı iletişime göre daha ekonomik, etkin, doyum sağlayıcı olduğu söylenebilir. ancak önceden programlama gerektirdiği ve bu önceden programlama(bir nevi ‘kültürleme’) uzun bir süreç aldığı için gerçekleştirilmesi zor. geniş bağlamlı iletişim, sürece katılanlar arasında “birleştirici”, “bağlayıcı” rol oynadığı gibi uzun ömürlüdür ve çok yavaş değişir(çünkü oluşumu uzun sürer, tıpkı kültür gibi, yer edinir. buna şahsi bir örnek verecek olursam:arkadaşlar arasındaki yalnızca o grubun anladığı “argo” veya yalnızca o grubun anladığı bazı kullanımlar). dar bağlamlı iletişimin birleştirme işlevi yoktur ama çabucak ve kolayca değiştirilebilir.

    geniş bağlamlı kültürlerde yetişmiş bireyler, yani geniş bağlamlı iletişime programlanmış kişiler, iletişimde karşı taraftakinden daha fazla şey bekliyorlar. mesajı açık seçik şekilde vermeyip, onun etrafında dolanıyorlar ve karşı tarafın onu anlamasını bekliyorlar. çünkü onlara göre mesaj yeteri kadar açık şekilde bağlamdadır. dar bağlamlı iletişimde ise enformasyonun tümü açıkça karşıya aktarılır.

    hall'ün kuramını açıklama çabam bu noktada son buluyor. konuya şahsi olarak hakim olmayıp kaynağa bağlı kalarak serimlemeye çalıştığım için yazı bir miktar bölük pörçük olmuş, ama idare ediyor sanıyorum.

    özetlemediğim diğer sistemler; etkileşim, toplumsal yaşam, iki cinsiyetlilik, oyun, savunma, maddeden yararlanma.

    kaynak:

    kartarı, a., kültür, farklılık ve iletişim: kültürlerarası iletişimin kavramsal dayanakları, iletişim yayınları, istanbul, 2014.

    ayrıca;

    hall, e.t.: beyond culture, new york 1976
    hall, e.t.: the dance of life. the other dimension of time, new york 1983
    hall, e.t.: the silent language, new york 1959