• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
Yazar kemal tahir
esir şehrin insanları - kemal tahir
"esir şehir üçlemesi" edebiyatımızın güçlü ve klasikleşmiş ismi kemal tahir'in başyapıtlarındandır. her büyük ve klasik yapıt gibi, bir ya da birden çok problematiği mükemmel bir biçimde işleyen bu nehir roman dizisinin ilk kitabı olan "esir şehrin insanları"nda kemal tahir, mütareke dönemi osmanlı aydınının ve istanbul'unun destansı direnişinin ve mücadelesinin benzersiz bir fotoğrafını çekmektedir. (kaynak: idefix)
  1. 1. dünya savaşı yenilgisinden sonra istanbul'daki türkler'in içinde bulundukları kaosu, katlanmak zorunda oldukları sosyo-ekonomik zorlukları ve ülke aydınlarının milli mücadeleyi omuzlarına yüklenmelerini konu alır. kitabın karakterleri, en umutsuz koşullarda bile savaşacak gücü kendinde bulan ve vatanını terk etmeyen, direnişlerinden vazgeçmeyen, bir şekilde milli mücadeleye dokunmuş aydınlar, siviller ve askerlerden oluşur.
  2. bu kitabın ilk sayfalarında yer alan genç subayın intihar mektubu, çaresizliğin yalnızca işgalden değil dönemim istanbul halkından da kaynaklandığını anlatır. genç subayı intihara sürükleyen sebeplerin çoğunu okumuş/okumamaış, laik/yobaz tüm topluluklarda izleyebilirsiniz. zaten bu halkın içindeki pisliği anlatırken %50'ler ile değil %90lar ile konuşmak daha doğru olacaktır.
    kemal tahir'i seversiniz, sevmezsiniz, lakin bu halkın nasıl olup da o hallere düştüğünü, tavırları ve kişilikleriyle bu kadar yenilgiyi nasıl hakettiklerini anlarsınız kemal tahir'de.
    şu bir gerçektir ki, memleket tamamen düşene kadar, savaş kapı önüne yaslanana değin, askerler dışında kimsenin pek umrunda olmamış gibi bir savaş olmuş 1.dünya savaşı bizim adımıza. kendini müthiş bir fırsatçılık ile yönlendiren karakterler o güzel, ızdırap içinde kıvranan insanların arasında toz gibi, her yerindeler kitabın. 4-5 sayfada bir bir rantçı, keyifçi çıkıyor karşınıza. eğlenmiyorsunuz bu kitabı okurken, üzülüyorsunuz, canınız yanıyor ve öfkeleniyorsunuz.
    gün için salt geçmişi suçlayıp, kendi eylemsizliğine hiç pay çıkarmayan günümüzün beşiktaş meyhaneleri müdavimleri mustafa kemal atatürk başta olmak üzere yanında uğraşan didinen tüm kurmayların birlikte nasıl bir mücadeleye giriştiklerinden bihaber kendilerini fıstıklayadursunlar, türk ordusunun dönem kurmayları önce halkın umursamazlığını ve fırsatçılığını yenmişlerdir.
  3. "bir vatan kaybediyoruz karıcığım! bunun anlamını kavrayamadığına eminim. inşallah kavramana da meydan kalmaz. ben hindistan'ı, siyam'ı, mısır'ı yani sömürgeleri hep dolaştım. oralarda yabancı üniformasıyla dolu, salonları, sarayları gördüm. ingiltere'de tanıdığımız subaylardan hiçbirisi, sömürgelerinde gördüklerime benzemiyordu. londra'da insan olan bir binbaşı, hindistan'da hayvan haline gelmişti."
  4. bu kitapla beraber edebiyatın tarihi anlamakta ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. tarihi ancak tarih kitaplarıyla çözümleyemeyiz. tarih kitapları olayları komutanların, kralların tarafından yalnızca onları anarak anlatırken tarihi konu alan edebi eserler bizlere o dönemin toplumunu, insanlarını ve dönemin sıradan insanlarının bakış açılarını anlatmalarından dolayı çok değerlidir. charles dickens’ın iki şehrin insanları isimli eserini okumamış olsam fransız devrimi’nin bu denli kanlı geçtiğini göremezdim ki ölen kişi sayısını sağda solda okuduğum halde. esir şehrin insanları da bizlere milli mücadele dönemini, kuvay-i milliye’yi, kurtuluş savaşını anadolu’dan soyutlanmış istanbul halkı gözünden anlatıyor.

    bu kitap esir şehrin insanları isimli üçlemenin ilk kitabıdır. ben diğer iki kitabı okumadan buraya yorumlarımı yazmayı daha uygun gördüm. diğer kitapları okuduktan sonra bu yazıyı okumanın, sonu görüp başı incelemenin daha lezzetli olacağına inanıyorum.

    kitapta istanbul halkının anadolu’dan ne denli soyutlandığı sertçe yüzümüze vuruluyor. anadolu’da halk vatan millet uğruna mücadele ederken istanbul halkı onları hain olarak görüyor, onlara kimi zaman bolşevik kimi zaman ingiliz yaftası atılıyor. istanbul’da çıkan kimi gazeteler kuvayi milliye’yi dış mihrakların oyununa gelmiş, padişah tebaasına karşı çıkan, devleti yıkmaya yönelik kuvvetler olarak görüyor; mustafa kemal ve arkadaşları hain ve bolşevik ajanı olarak gösteriliyor. istanbul halkının çoğunluğu da bu gazetelerle beraber mücadeleden ve mustafa kemal’den bir haber oluyor, onlara düşmanlık besliyor.

    istanbul ile anadolu’nun bu denli ayrıştığı bir ortamda olaylar istanbul’da çok az bulunmuş, anadolu’yu hayatında görmemiş, yaşamının çoğunu yurt dışında geçirmiş selim paşa’nın oğlu kamil bey’in gözünden anlatılıyor. kamil bey’in kafası oldukça karışık. ülkenin iyiye gitmediğini tahmin ediyor, sokaklardaki ingiliz askerleri, istanbul limanlarındaki ingiliz gemileri onu rahatsız ediyor ancak yine de anadolu’da tam olarak ne olduğunu bilmiyor. sağda solda kulak kabarttığı konuşmalarla anadolu’da ki mücadelenin resmini çıkarmaya çalışıyor. halkın milli bir mücadele içerisinde olduğunu anlamaya, görmeye başlamasıyla beraber istanbul sosyetelerinden tiksinmeye başlıyor, yüksek zümre insanlardan uzaklaşıyor.

    istanbul halkı olaylardan bu kadar habersizken ve kendisi de mücadeleye ne gibi bir destek vereceğini bilemezken ve kendi çaresizliğinden dolayı kendisini suçlarken mekteb-i sultani’den arkadaşları kendisine ulaşır. arkadaşları milli mücadeleyi destekleyen karadayı isimli bir gazete çıkarmaktadırlar ve kamil bey’in yardımını isterler. tabi her baskıcı rejimde olduğu gibi o dönemde de muhalif yayın yapmak oldukça zordur ve bunun sonuçları can yakacaktır.

    karadayı yazıhanesinde osmanlı’nın ne durumda olduğunu, anadolu’daki halkın ne gibi mücadelelerde bulunduğunu, nelere ihtiyaçları olduğunu daha yakından görür. anadolu’ya silah kaçırmak gibi işlere girişir, insanların vatanları için canlarını, hürriyetlerini hiçe saydıklarını görür.

    böyle edebi eserler geçmişi anlamamızda ve bu günü yorumlamamızda oldukça önemli kaynaklar. bu kitabı, kurtuluş savaşını; tarihler, rakamlar ve komutan adlarıyla değil de sokağın gözünden, halkın içinden görmek isteyenler için tavsiye ediyorum.