• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.20)
eternal sunshine of the spotless mind - michel gondry
joel barish (jim carrey)'in eski sevgilisi clementine (kate winslet) yaşadıkları iki yıllık ilişkiye dair tüm anılarını gizemli tıbbi bir müdahale ile kafasından sildirir. bunu öğrenen joel çok üzülür ve aynı prosedürü kendi üzerinde uygulatmaya karar verir. bütün anılarını sildirmek için derin uykuya yattığında, gözlerinin önünden clementine ile yaşadığı günler geçer. joel aslında clementine'i unutmak istemediğini anlar ve müdahaleyi durdurmak için çabalar.
  1. michel gondry'nin yönettiği, senaryosunu ise charlie kaufman'ın yazdığı 2004 yapımı film. romantik-bilimkurgu türüne dahil edilebilecek olan yapım, özgün ve ufuk açıcı hikayesiyle büyük ilgi uyandırmış ve en iyi özgün senaryo dalında akademi ödülü kazanmıştı.

    başrolündeki jim carrey, en alışmışın dışındaki performanslarından birini bu filmde sergilemiştir.
  2. yeni mezun ingilizce öğretmenlerinin yeterliliklerini ölçmek için bu filmin adını bir çırpıda ve yanlış olmadan söyleyip söyleyemediklerine bakıldığı rivayet edilir.
    kaynak: totom
  3. film "anılarımızı unutsakta duygular baki kalır" ana fikrinin güzel bir anlatımıdır.
    mavi
  4. ismi, alexander pope un eloisa to abelard ında bir dize olan film
  5. hayatimin filmi. kimbilir kac kez izledim ama her izleyisimde farkli bir tat aliyorum filmden. bazen arabada giderken kendimi direksiyona vura vura everbodys gotto learn sometimes modunda buluyorum. beyinden istenmeyen seylerin silinmesi simdilik fantazi ama yakin gelecekte gercek olacak bence. keske yetisse bize de
  6. hepimiz hayatımızın bir döneminde filmdeki gibi anılarımızın beynimizden silinmesini istemişizdir...
  7. izlemeden önce bir beklentiniz olmazsa güzel film denebilir fakat ozgun senaryo ödüllü bir film bekliyorsanız karşınızda yetersiz kalacaktır, en az şiir dizesi olan isminin dilimize sil baştan gibi sıkıcı bir tamlamayla çevrilmesi kadar.
    şiir ise şöyle:
    how happy is the blameless vestal's lot!
    the world forgetting, by the world forgot;
    eternal sunshine of the spotless mind!
    each pray'r accepted, and each wish resign'd.
  8. kendini anlatmakta zorlanan film. benzer senaryolu bilimum film var. iyi işlenebilseymiş güzel olabilirmiş. film ile ilgili hissettiğim tek şey aktristin oynadığı roldeki kişiliği iyi yansıtmış olması. gerçekten böyle bayanlar var eski sevgilimden biliyorum.
  9. öncelikle;

    "neden benimle biraz ilgilenen her kadına aşık oluyorum" (2004 yılında vizyona giren bu filmden)

    ''evet böyle bir geçmiş yüzünden kendilerine biraz ilgi gösteren hemen her kıza aşık olmuşlardı, başka ne yapacaklarını bilmedikleri için. ne yapacaklardı?'' (herkes herkesle dostmuş gibi - barış bıçakçı - sf: 47 - iletişim yay. - 10. baskı - 2000 yılında ilk baskı)

    ben çok sevmedim filmi. fikir çok güzel, çok yaratıcı ama işlenişi gereksiz yere karışık bir hale getirilmiş gibi geldi bana. atilla dorsay bu filmi ve senaristini yerden yere vurmuştu sabah' taki köşesinde. ben de herkes tarafından bu kadar sevilen filmi neden bu kadar eleştirdi diye düşünmüştüm. atilla dorsay biraz daha klasik sinemadan yana olan bir adam bu anlamda severim yorumlarını ama tabii bu filme yaptığı eleştirile fazlasıyla abartı olmuş. buyurun o eleştiriyi buldum;

    http://arsiv.sabah.com.tr/2006/06/23/cp/sin102-20060527-101.html

    ben, film hakkında atilla dorsay' ın yazdıklarının çok daha seyreltilmiş hallerini düşünüyorum. başta da dedim ya fikir çok güzel, bir adamın zihnindeki hatıralarla savaşması, aşkı için kendi zihniyle savaşması, beni utancına gizle repliği ve sahnesi bence enfes şeylerdi. ama filmin genelinde karakterlerin fazla karikatürize olması, patrick karakterinin -en naif tabirim bu- saçmalığı, çok da kolay olmayan bir senaryonun bilerek isteyerek daha da karmaşık hale getirilmesi hoşuma gitmeyen unsurlardı.

    filmdeki en sevdiğim sahne ise en sevdiğim film olan donnie darko' ya olan göndermeydi; uyan donnie!

    edit: link ölmüş. bu yeni link. http://arsiv.sabah.com.tr/2006/08/03/cp/sin102-20060527-101.html

    ben ne olur ne olmaz diye yazıyı da kopyalıyorum;

    --- `spoiler` ---

    charlie kaufman'ın bana son oyunu

    birbirine âşık iki gencin, aşkları bitince zihinlerini sildirerek anılardan kurtulmaya çalışmasını konu alan sil baştan, seyri zor bir ukalalık şaheseri.

    kabahat kimsede değil, elbette bende. çünkü charlie kaufman'ı kara listeme aldığımı bile bile, yine de bu filme gittim. oysa 2004 yapımı olduğu halde ülkemize gelmemiş, bir avuç hayranıyla bir mini kült-filme dönüşmekle kalmıştı. bunun da bana hiçbir zararı dokunamazdı... kıl olduğum, yönetmen michel gondry değil. onun son berlin'de gördüğüm the science of sleep filmini oldukça sevdim. dediğim gibi, derdim senaryo yazarı charlie kaufman'la. insan zihnine ve onun mekanizmalarına aklını takmış, sürekli zihinle ilgili garip işlemleri ve olayları söz konusu eden bu yazarın önayak olduğu hiçbir filmi sevmedim. human nature'den john malkovich olmak'a, adaptation- tersyüz'den tehlikeli aklın itirafları'na... bu kez yine aynı türde bir hikâye. bu geveze, kendini beğenmiş, sözüm ona entelektüel senaryo, beklenen filme yol açıyor: seyri son derece zor bir ukalalık şaheseri. isteyen varsa buyursun, ama ben lütfen almayayım!..

    --- `spoiler` ---